LVİV’DE SSCB’Yİ ARAMAK

Lviv’de hala Sovyetler’den kalanları bulabiliyorsanız, o zaman hala sosyalizm için bir umut var demektir’ gibi bir sözü anca bizim zurnacı/komünist partililerimiz diyebilir. Zira Lviv Ukrayna’nın en milliyetçi ve muhafazakar iki kentinden birisidir. Kent halkı Ukraynaca konuşur ve Rus’a keza Rusçaya büyük gıcık kapar. Yöre halkının iki büyük savaş arasında milliyetçi ve ayrılıkçı hükümetler kurma çabası, II. Dünya Savaşı’nda ise Nazi yancılığı yapması gibi durumlar mevcutken, şu anda bir işgal dönemi olarak gördükleri, Rus Çarlığının devamı olan SSCB’ye ve keza kendilerini açlıktan öldürdüğü için SSCB yöneticisi sandıkları Ruslara nefret beslemeleri onlara gayet doğal olarak görünmektedir.  

 

IMG_3040

Halbuki holodomor[1] adı verilen ve Ukrayna'da milyonlarca insanın açlıktan ölmesine neden olan bu soykırım sırasında SSCB'nin başında olan şahıs, imam hatip mezunu bir Gürcü idi. Ancak buna karşın SSCB tarihindeki en önemli şahsiyetlerden üçü ise Ukraynalıydı: Hruşov, Brejnev ve Gagarin.

 

sos

 

Bunlar elbette ki Lvivlileri yıldırmıyor ve benim kasten yaptığım "ya siz Rus değil misiniz, neden farklı bir dil konuşuyorsunuz?" gibi itolojist sorularımın yanı sıra evime gelen Ukraynalılara Rusça (Sovyetik) müzik dinletmem şahsıma karşı büyük bir tiksintiye yol açıyor doğal olarak. Sonra da gönüllerini almak için "yahu demek istiyorum ki asıl Rus siz değil misiniz?" tarzı yaptığım girizgahla Kiev Rus Prensliğinden (IX-XIII. yy) filan söz ediyor ve kafalarını iyice karıştırıyorum. Bilgi ve itlik karışınca karşındaki de ne bok yiyeceğini şaşırıyor doğal olarak. Tabii ki Hazarlarla başlayıp Peçeneklerle devam eden ve Kumanlarla son bulan Ukrayna topraklarındaki Türk hakimiyetini pas geçiyorum (VII-XIII. yy). 'Aslında buralar eskiden hep Türkmüş' desem iyice yanacak beyinleri. Hatta şunları da anlatmıyorum: daha sonra kendilerine Tatar adı veren ve aslında Volga Tatarlarıyla alakaları bile olmayan Mongollar gelip her şeyi yakıp yıkıyor ve ezeli düşmanları olan Türkleri bu topraklardan atıyor. İşin tuhaf yanı bu Mongolların zaman içinde Türkçeyi benimsemeleri. Slav ve komşu diğer halklar Peçenek ve Kıpçaklara da İskitler diyorlar (ki İskitler Farsi bir dil konuşurdu), onlar da bu adlandırmaya hayır demiyor derken tuhaflıklar çoğalıyor... Çık çıkabiliyorsan işin içinden.

 

IMG_3075

 

Gelelim kente. Lviv Ukrayna'nın en turistik kentidir. Çok iyi korunmuş tarihi kent merkezi Avusturya-Macaristan, Polonya ve Stalin döneminin mimari dokusu ile hoş bir uyum içinde görünürken, kiliseler komşudan gelen Katolik kültürün etkisiyle hem Ortodokslara hem de Katoliklere açıktır. Zaten bu yüzden, özellikle Noel zamanında, Lehlerin, kendilerine göre daha ucuz olan bu kente akın etmeleri doğal. Ukrayna'nın en iyi yeme içme olanaklarına sahip kentte, özellikle son on yılda konsept kafeler ve restoranlar açılmış ve de çoğunlukla kahvehane (kafe) konseptinden yürümeye çalışmışlar. Bunun nedeniyse akılcı bir reklam hamlesi. Aslında uyruğu müphem olan ve fakat Ukraynalı olduğu düşünülen Yuriy Frants Kulchytsky'nin, Osmanlı ordusunun başarısız II. Viyana kuşatmasına istinaden orada bıraktıkları kahvenin pişirilme tarifini bilmesi efsanesinden hareket ederek, kahve kültürünün Viyana'ya, keza Avrupa'ya taşınması, bu elemanın da Ukraynalı olmasından mütevellit, aslında kahve kültürünün özellikle Lviv'de oldukça eski bir geçmişe sahip olduğu gibi bir inanış oluşturulmuş ve bu herkese bir biçimde empoze edilmiş (külliyen yalan yanlış olan bu hikayenin aslı ayrı bir yazının konusu olacak).

 

kino

 

Ama yine de kente ilk gelişte önce biraz turistlik yapmalı. Kahve Madeni, Lviv Kahve İmalathanesi, Çikolata Üreticisi, kendini kırbaçlatabilme olanağı sunan Mazoş, parola ile girilen Krivitka (parolayı da herkes biliyor: Slava Ukraini - Heroim Slava), çeşit çeşit samagon[2]ları ile ünlü Kupits, Et ve Adalet Restoranı, Arsenalna, Bira Fabrikası, hesaba itiraz etmezseniz olmaz şiarıyla En Pahalı Galiçya Restoranı, Sanat Kafe'nin çatısından bir boruya para atıp dilek tutmak, pavyon usulü pazarlık yaparak hesabın ödendiği Yahudi restoranı... kentin olmazsa olmazları. Ayrıca kentin zengin bir müzik ama zayıf bir gece hayatı olduğunu da eklemekte yarar var. Müzik dinletileri gece yarısına kadar sürmez. O yüzden dans işleri için sabaha kadar açık olan gece kulüplerine, direk dansı izlemek için ise striptiz kulüplerine uğranabilinir. Buralarda giriş için ödeme yapılır, içeride ise hesap bellidir.

 

produkti

 

Ulaşım ise bir gariptir. SSCB'nin altın döneminden kalan tramvaylar ve troleybüsler yenileniyor gibi görünse bile bu, feci halde yolsuzluğa batmış ülkede biraz yavaş ve zor giden bir süreç. Tramvayla gitmek yerine yürümeyi tercih ederseniz sadece 10 dakika kaybediyorsunuz mesafeye bağlı olarak. Uzak mesafeler için her geri kalmış ülkede olduğu gibi dolmuşlar (marşrutka) var. Ufak alanda İstanbul'un metrobüs rezaletini çekmek ve gerçek Sovyetleri görmek isterseniz bence ideal. Zira buraya gelen bizim beyinsiz turistlerimiz kenti öve öve bitiremez. Kentin merkezinde, turistik yerlerde dolanır ve 300 yıldır Batıya karşı duydukları aşağılık kompleksini, sarışın gördükleri her yerde olduğu gibi burada da yaşamaya meyillidirler.

 

kino2

 

Marşrutkalar, tramvaylar ve troleybüsler kışın buz gibi, yazın ise babuşkalar[3] üşüdüğü için kapalı camlar sayesinde cehennemi derecede sıcaktır. Bir yandan da tatsız bir şekilde post-fordizm döner içeride. Taksiler ise tam bir post-Sovyet geri zekalılığındadır. Bekleyen bir taksiye binerseniz sizi direk düdükler. Telefonla çağırırsanız yarı fiyatına bulabilirsiniz ama eğer Ukraynaca biliyorsanız.

 

moz3

 

Sovyet sonrasında zenginleşenler veya bilişim sektöründe çalışanlar dışında kalan halkın aylık geliri elli ve iki yüz dolar arasında değişiyor. Lviv alt ve orta sınıfının turistik yerlerde içmesi değil de yemesi çok zor. Yerel içkiler neyse ki en lüks yerde bile normal fiyata yakın satılıyor. Böyle yerlerde su yerine votka içmek kesinlikle daha ucuz ve de mantıklı.

 

IMG_3038

 

Peki, bu alt/orta sınıf dışarı çıkmayacak mı? Neyse ki SSCB döneminden bu yana açık olan yerler var (yeme içme ile ilgili yazı da gelecek) da durumu olmayan insanlar için hala dışarı çıkmak ve sosyalleşmek mümkün. Ancak ülke bok varmış gibi Avrupa etkisine girdiğinden bu daha ne kadar devam eder bilemiyorum.

 

***

Kentte garip bir biçimde her on metrede bir eczane vardır ve insanların ilaç bağımlılığından dolayı bunlar genelde gece geç saatlere kadar açıktır. Sanıyorum insanların bu bağımlılığın önemli nedenlerinden birisi 1940'ta kent nüfusunun yarısının Yahudi olmasına karşın kentte şu an neredeyse hiç Yahudi kalmamış gibi davranılıyor olmasıdır. Kısaca soykırımdan kurtulan halk hıristiyanlaşmış ve Yahudi kökenlerini inkar eden bir davranış sergilemektedir. Slavlarda çok yüksek oranda anti-Semitizm olduğunu biliyor muydunuz (SSCB idaresi altında bile). Eczane demişken, kentte muhtelif eczane müzeleri mevcut. Tabii ki, turisti eğlemek için bir sürü değişik müze var kentte. Benim en beğendiğim Arsenalna diye bilinen Cephanelik Müzesi, zira içeride bir sürü silah mevcut. En tırtı ise Dinler Tarihi Müzesi. Kadim dostum Andrei ile burayı ziyaret ettiğimizde, bana hayal kırıklığına uğradığını söylemişti. Zira çocukken (yani SSCB zamanında) ailesi ile buraya geldiklerinde bu müze düpedüz din karşıtıymış (doğal olarak). Şimdiyse, Sovyetlerin yıkılmasına istinaden yükselen dincilikten nasibini alarak tam bir dini müzeye dönüşmüş. E tabii, Çugaşvili elinde o kadar güç varken dini ortadan kaldırmak yerine imama-papaza muhbirlik yetkisi verip üstüne üstlük bir de onları poh pohlamış. Neden? Çünkü din okulu mezunudur kendisi ve bütün SSCB coğrafyasında bilindiği üzere o çok sevdiği marauli şarabını içmeden önce içine kutsal su damlattırırmış.

 

IMG_3074

SSCB II. Dünya Savaşı Zafer Anıtı, Kışın

Kentte Sovyet döneminden kalan mozaikler ve heykeller var. Ancak ara ara psikopata bağlayan vatandaş ve hükümet heykelleri kaldırma/yok etme yoluna gidiyor. Bunun en son örneğini yakın zamanda görmüştük[4].

 

IMG_4157

SSCB II. Dünya Savaşı Zafer Anıtı, Yazın

 

II. Dünya Zaferi heykel kompleksine yapılan sayısız saldırı sonrası anıtın etrafı çevrildi, bence yıkmak için zemin hazırlıyorlar.

 

moz2

İnşaatın ardında bırakılan bir mozaik

 

Mozaiklerin ise, genelde unutulma/unutturma yoluna gidilerek kendi kendine yok olması isteniyor. 20. yy'ın başındaki Türk milliyetçiliğinin keşfi hastalığındaymışçasına davranan günümüz Ukraynalıları şunu kaçırıyor: tarihi(ni) ne kadar yok etmeye çalışırsan çalış bir gün karşına çıkar. Kaldı ki o tarih senin içinde yaşıyordur, kendini yok etmeden onu da yok edemezsin. Bir başka husus da tarihini yadsıyan halklar dünyanın en karaktersiz insanlarına dönüşür/dönüşüyor. Bunun da örneğini uzaklarda aramamak gerek.

 

 

Dipnotlar:

[1] 1932-33 arasında özellikle Ukrayna'da SSCB yönetimi tarafından yaratılan kıtlık nedeniyle 6-8 milyon kişinin açlıktan öldüğü bir soykırım türü.

[2] Boğma rakı/votka

[3] bkz https://gezenti.biz/index.php/2017/02/28/babuska-fircasi/

[4] https://www.evrensel.net/haber/319656/kievdeki-son-lenin-aniti-yikildi

 

Paylaşım için

SSCB SİNEMASI-POST SOVYETLERDE GEZERKEN NE İZLEMELİ II

 

MOSKOVA, LENİNGRAD, ODESSA

Operasyon Iy ve Şurik'in Diğer Maceraları

http://www.imdb.com/title/tt0059550/?ref_=tt_rec_tt

Daha sonra bir kült haline gelecek olan Şurik karakterinin ilk olarak göründüğü filmde, ana karakter yüzlerce aday arasından zorlukla seçilebilmiş. Aleksandır Demyanenko'nun canlandırdığı Şurik yeni Sovyet insanının nüvelerini taşıyan bir gençtir. Üniversitede öğrenim görürken aynı zamanda inşaat işçiliği de yapan, yardımsever, sakar ama becerikli, utangaç ama çapkın ve oldukça cesur bir karakterdir. Üç kısa filmden oluşan film Sovyet sinemasında daha önce denenmemiş bir tür olarak romantizm, macera, komedi ve sosyal mesajları da aynı anda harmanlamayı başarmıştır.

 

kinopoisk.ru

 

KAFKASYA

Kafkas Usulü Kız Kaçırma

http://www.imdb.com/title/tt0060584/?ref_=tt_rec_tt

Filmin çekildiği yer Kırım olmasına karşın, olayların geçtiği yer Kafkaslarda bulunan müphem bir Azeri, Gürcü ve Ermenilerin birlikte yaşadığı bir bölge olarak sunulmuştur. Zaten sinema dediğiniz kandırıkçılık sanatı değil de nedir? Operasyon Iy filminden tanıdığımız Şurik yerel folklor araştırmaları yapmak üzere geldiği Kafkaslarda, çok güzel olmasının yanı sıra zeki, çevik ve ahlaklı sporcu kişiliğe sahip bir Sovyet kızına rastlar ve aşık olur. Ne var ki yerel çakallar da akrabalarıyla evlendirmek üzere aynı kızın peşindedir ve nitekim kızı kaçırırlar da.

Bakalım Şurik bu oyunu bozabilecek mi?

 

 

BESARABYA (MOLDOVA)

Çingeneler Cennetin Yakınındadır

http://www.imdb.com/title/tt0073781/?ref_=fn_al_tt_1

Moldovalı yönetmen Emil Loteanu'nun yönettiği film Maksim Gorki'nin ilk öykülerindeki umutsuz bir aşk hikayesinden uyarlanmıştır. 20. yüzyılın başlarında Besarabya'da at hırsızlığı yapan Çingenbaşı Zobar'ın güzel Radda'ya olan aşkı, Avusturya-Macaristan askerlerinden kaçışı, çingenelerin özgür ve gururlu yaşantıları şahane müzikler ve danslar eşliğinde veriliyor. Gerçek Çingenelerin yanı sıra filmde bir çok Litvanyalı oyuncu da yer almış, filmin kent sahneleri Vilnius ve Kaunas'ta çekilmiştir. Daha sonra kültleşen film müzikal olarak tiyatro sahnelerine transfer olmuştur.

 

Nefis müzikler

 

MOSKOVA

Profesör İvan Vasiliyeviç, Geleceğe Dönüş

http://www.imdb.com/title/tt0070233/?ref_=tt_rec_tt

Çok eski tarihli bir zamanda yolculuk filmi. Yani Geleceğe Dönüş deyince yalnızca Holywood filmi aklımıza gelmemeli (O da çok iyi filmdi, hakkını asla yemeyiz). Bu filmde Şurik (artık bizim Şaban karakteri gibi popüler olduğundan belki de) zaman makinası üzerinde çalışırken alet gerçekten çalışır ve apartman yöneticisiyle George Miloslavski geçmişe giderken, o zamanda yaşayan Çar Korkunç İvan da 1973 yılına ışınlanır. Olaylar olaylar...

 

prof

 

KIRIM, AZERBAYCAN

Amfibik Adam

http://www.imdb.com/title/tt0055844/

İzlediğim en ilginç, en eksantrik Sovyet filmidir diyebilirim. Olay güya 1950'lerde Buenos Aires'te geçmektedir ama politbüro burada yine gerçekliği kırmayı başarmış, Arjantin; Meksika, Guyana ve Romanya karışımı bir yer haline gelmiştir. Filmin temasını oluşturan inci toplayıcılığını gerçekte denize/denizciliğe belki de en uzak millet olan çingeneler yapmakta, o yıllarda özellikle Ukrayna'da ünlü olan tango filmde asla görünmemekte, bir sürü Hintli ve zenci figuran ortalarda dolaşmakta, kentin polis güçleri ise sombrerolarıyla ortalıkta caka satmaktadır. Aslında film Rusça olmasa Sovyet yapımı demeye bin şahit ister.

 

 

Yönetmen Çebotarev Jacques Yves Cousteau'nun filmlerinden etkilenmiş ve onu da çekimler için yardıma çağırmıştır. Cousteau teklifi kabul etmesine karşın Kültür Bakanlığı çekilecek bu çocuk filmi için ekstra bir ödeneği reddetmişti.

 

amfib2
amfi3

 

Filmdeki gerek su altı gerekse profesörün ofisindeki dekorlar muhteşem bir fütürizm festivali gibidir. Kostümler ise ayrı güzelliktedir. Bunun nedenlerinden birisi de 1956'da Moskova Gorki Parkında düzenlenen İngiliz moda günleri ve Dior'un yine Moskova'da 1959 yılında yaptığı moda gösterisidir. Keza aktrisin giydiği etek Dior tarzını andırır.

Film Müziği Ey Moryak, Nonna Sukhanova

 

Filmin çekimleri başlayacağı sıra New York Times tarafından alaycı bir yazı kaleme alınmıştı. Zira büyük bütçenin yanı sıra su altı çekilmleri için teknik ekipmanların da yetersiz olmasından dolayı Disney daha önce el attığı bu konuyla ilgili film çekemeyeceğini duyurmuştu. Yani o zamanki Amerikalıların tipik 'biz yapamıyorsak siz nasıl yapacaksınız?' küstahlığı. Hayır, adamlar filmden bir yıl önce uzaya ilk insanı göndermiş hala neyin peşindeyseler (o zaman için konuşuyorum)? ABD'nin konuya el atıp benzer bir şeyler yapması ise ancak 1977'dedir.

 

amfib

 

MOSKOVA, KARAKURUM

Kin-Dza-Dza

http://www.imdb.com/title/tt0091341/?ref_=tt_rec_tt

1985'te başlayıp Sovyetlerin yıkılmasını hızlandıran Glasnost yani Açıklık politikaları neticesinde ilginç yapımlar da çıkmaya başlamıştır. siberpunk, anti-ütopik ve kara bilim-kurgu olarak tanımlanabilecek 1986 yapımı bu filmde bir Rus ve genç bir Gürcü Sovyet vatandaşı soğuk bir Moskova akşamında deli görünümlü, ayakkabısız bir elemana yardım etmeye çalışırken kazara Kin-Dza-Dza galaksisindeki Pluk gezegenine ışınlanmışlardır.

 

 

Sovyet coğrafyası oldukça büyük olduğundan kendilerini SSCB’nin unutulmuş bir yerlerine geldiklerini düşünen ikilinin nerede olduklarını anlamaları biraz zaman alsa da, olayın farkına varınca bir çıkış yolu aramaya çalışırlar. Gezegende uçan taşıtların yakıtı su olduğundan su çok değerlidir. Bir başka değerli şeyse kibrittir.

Üst kast Çatlanyalılar ve alt kast Patsaklar olarak ayrılmış sistem içerisinde yaşayan gezegen sakinleri telepatiyle anlaşırken, genelde her şeyin yerine geçebilecek olan 'Kuu' kelimesini kullanır. Filmi izlerken aşağıdaki mini sözlükten faydalanmak yararlı olur:

 

kin
kin2

 

Kuu: Bütün kelimeler

Kyu: Hafif küfür

Ketse: Kibrit

Çatl: Para birimi

Tsak: Patsakların burunlarına takmak zorunda oldukları küçük zil

Tsapa: Değişik makine parçaları

Pepelats: Gezegenler arası uzay gemisi

Gravitsapa : Gezegenler arası yolculuk yapmak için takılan, pepelats parçası

Luts: Pepelats'ın sudan yapılan yakıtı.

Kappa - Düğme

Etsik: Tutsakların koyulduğu, tabanı iğnelerle kaplanmış kutu

Etsilop: Polis (poliste'nin tersten okunuşu)

Tranklukator: Silah

 

Ejderi Öldürmek

http://www.imdb.com/title/tt0096329/?ref_=nv_sr_1  

F. Almanya-SSCB ortak yapımı olan bu fantastik filmde Dragon (Ejderha) adlı diktatörün zulmüne son vermek için bölgeye Lancelot adlı şövalye gelir. Dragon istediği zaman dönüşebildiği üç farklı karaktere sahiptir: Samuray, Nazi ve Ejderha. Son karaktere dönüştüğünde ise yenilmesi neredeyse imkansız olan Dragon'a karşı dövüşünde Lancelot'un yardıma ihtiyacı olacaktır.

Evgeni Şvarts'ın Drakon adlı eserinin gösterimi üç kez tiyatroda sahnelendikten sonra 1944 yılında yasaklanmış, ancak 1962'de Leningrad Tiyatro Akademisi'nde Hruşçov'un, Stalin’in baskıcı politikalarının üzerine temiz ve görece daha özgürlükçü bir sayfa açmak istediği zamanda gösterime girebilmiştir.

 

kinopoisk.ru

 

Bence filmin en can alıcı sahnesi halkın diktatör gittiğinde ne yapacağını bilemeyip saçmalaması olmuştur. Bu sahne bir yandan da bir kaç yıl sonra başlayacak olan olayların habercisi gibidir.

 

YALTA

Assa

http://www.imdb.com/title/tt0094683/?ref_=fn_al_tt_1

Yapım yılı olan yıllarda geçen filmde yaşlı bir kriminalin genç metresi ve metrese aşık olan genç rock müzisyeni arsındaki aşk üçgeni 18. yüzyıldaki paralel öyküyle birlikte verilir. Bu arada Sovyetlerin yıkıma yaklaşırken nasıl pis bir yozlaşmanın içine sürüklendiğini de izlemek mümkün.

 

assa

 

Müze Ziyaretçisi

http://www.imdb.com/title/tt0173024/  

Artık iyice açılan SSCB'nin Almanya ve İsviçre ile ortak yapımı olan film, (nükleer) yıkım sonrasında toplumun deforme olmuş büyük çoğunluğunun rezervasyon kamplarına doldurulduğu zamanlarda, bir ziyaretçinin yalnızca deniz çekildiğinde girilebilen bir müzeyi ziyaret etme çabası anlatılmaktadır. Oldukça karanlık ve karamsar olan bu post-apokaliptik film Sovyetlerin yıkılma sürecinde daha yüksek bir biçimde hissedilen nükleer savaş korkusu ve daha sonra olabilecek muhtemel olayları da sorgulamamızı sağlarken o dönemde yükselmeye başlayan din olgusu da filmde kendini iyiden iyiye hissettirmektedir.

 

 

HERHANGİ BİR YER

Sıfır Kent

http://www.imdb.com/title/tt0095244/

Grotesk, mistik  ve Kafkaesk olan yapım K. Şahnazarov tarafından 1988'de çekilmiştir. Moskova'dan iş için küçük bir kente gelen Varakin'in başına gelen tuhaf olayları anlatmaktadır. Sanıyorum ABD Akademi Ödüllerine aday olan son Sovyet filmidir.

 

0 kent

 

GENEL (Bilim Kurgu)

Ölü Adamdan Mektuplar

http://www.imdb.com/title/tt0091759/  

Yönetmen Lopuşaniski'nin Müze Ziyaretçi'sinden önce çektiği ve FİPRESCİ ödülü alan bu film bence post-apokaliptik bir drama şaheseridir. Olay nükleer fırtınanın hüküm sürdüğü dünyanın bir bölümünde geçer. Zira Rusça konuşmalar olmasa olayın SSCB coğrafyasında yaşandığına dair pek az ipucu mevcuttur. M-16 veya M-1 gibi tüfekler, İngilizce tabelalar veya o zamanlar SSCB'de nadir görünen yabancı içki şişeleri aksesuarlar arasındadır.

 

 

Faşizmin ve diktatörlüklerin yine bütün dünyada yükselişte olduğu zamanımızda, ki yükselen faşizmin ancak büyük bir savaşla aşağı indiği daha önce görülmüştü, bu tür filmler daha bir önem kazanıyor. Hayatın anlamını, insanın ne için yaşadığını ve amaçlarımızı tekrar sorgulamamızı sağlıyor.

 

SSCB SİNEMASI-POST SOVYETLERDE GEZERKEN NE İZLEMELİ I

Sovyetlere karşı nostaljik hisler içerisinde misiniz? Keşke biraz daha tanısaydık mı diyorsunuz? Ya da acaba sinema nasıldı oralarda?

Veya hem bu coğrafyada yolculuk edeyim, gittiğim yerlerde de bir şeyler izleyip yöreyi tanıyayım mı diyorsunuz?

İşte aradığınız yazı!

***

 

 

Burada, en köklü sinema geçmişine sahip üç ülkeden birisi olan, daha sonra devrime takiben de esaslı sinema kuramcıları çıkartan bu coğrafyanın Vertov, Ayzenştayn veya Tarkovski gibi sinemacılarını anmak veya onlardan örnek vermek yerine, daha yerel, yurt dışında daha az bilenen kısmına odaklanacağız. Bu minvalde, bambaşka bir anlatıma ve sinema diline sahip romantik, romantik-komedi, komedi, suç, macera, fantastik ve bilim-kurgu filmlerine göz atacağız. Elbette ki bu yazı girişin girişi niteliğinde olacaktır. Zira koca bir okyanusu andıran Sovyet sinemasına hakim olmak için öncelikle Rusça bilmek elzemdir. Burada ele aldıklarımız görece daha popüler sayılan, İngilizce ve hatta kimilerinin Türkçe altyazısını bulabileceğiniz filmlerdir.

İyi seyahatler ve iyi seyirler!

 

MOSKOVA

Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor http://www.imdb.com/title/tt0079579/?ref_=nv_sr_1

Vladimir Menşov'un bu romantik filmi ülkemizde 7 yıl rötarla 1987 yılında gösterilmiş. Film yabancı dilde en iyi film oskarını alan dört Sovyet filminden biri olmasının yanı sıra, zamanın ABD başkanı Reagan, ünlü Gorbaçov görüşmesinden önce 'Sovyet ruhunu' daha iyi anlayabilmek için bu filmi sekiz kez izlemiş, güya.

 
images
 

Ofis Romantizmi

http://www.imdb.com/title/tt0076727/?ref_=nv_sr_1

Devlet İstatistik Enstitüsünde çalışan ezik bir amcayla, erkeksi, Sovyetik, babuşka tarzı patronu arasında alevlenen aşkı anlatan romantik komedi, özellikle soğuk kış akşamlarında içinizi ısıtacak türden bir yapım.

 

Youtube linkine tıklarsanız Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz

 

Ekipaj / Kabin Ekibi

http://www.imdb.com/title/tt0134633/?ref_=nv_sr_1

Aslında Holywood aksiyon filmlerine öykünerek çekilmiş 1979 tarihli bu film, biz de yaparız mantığı içeriyor. Zamanın koşullarında bütün o garip efektleri ve sinema hilelerini yapmak için kesenin ağzını açmış politbüro. Yine de salt ve saçma aksiyonun yanı sıra, film, Sovyetlerin olmazsa olmazı sayılan insan ilişkilerine de odaklanıyor. Filmin yeni bir versiyonu da son zamanlarda çekilmiş.

 

Taksi Blues

http://www.imdb.com/title/tt0100757/?ref_=nv_sr_1

Çekildiği yılın sonunda tamamen dağılacak olan Sovyetlere ağıt yakan bu filmde, dağılma sürecinin sonunda başkentte tavan yapan yozlaşmayı, çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu adım adım takip ederiz. Taksi şoförü İvan, katılığı, somurtkanlığı, çalışkanlığı ve zaman zaman gaddarlığı ile Sovyetleri temsil ederken, bir gece taksisine alıp başına türlü türlü işler açan cazcı Alexi ise gelen yeni günleri müjdelemektedir adeta: yavşaklık, alkolizm, servet ve ün düşkünlüğü, sorumsuzluk, itlik-serserilik...

 
taxi
 

MOSKOVA, LENİNGRAD

Kaderin Cilvesi

http://www.imdb.com/title/tt0073179/?ref_=tt_rec_tti

1975 yapımı olan bu mini TV serisi o yıldan bu yana, gerek Sovyet, gerekse post-Sovyet coğrafyasında olsun, ortak dili Rusça olan milyonlarca insanın yılbaşı gecesinde izlediği bir kült film haline gelmiştir. Yönetmen Ryzanov, bu filmde hem Sovyet yaşantısının tıpkılığını eleştirir hem de bu tıpkılığın aslında ne kadar ilginç rastlantılara gark olabileceğini bir peri masalı anlatımıyla bizlere sunar. Bence de, yılbaşı akşamı yapacak daha iyi bir işiniz yoksa bu filmi izleyin derim. Bolca alkol, varsa sevgili ile hoş zamanlar geçirebilirsiniz.

 
 

SOCHİ, AZERBAYCAN

Elmas Kol

http://www.imdb.com/title/tt0062759/?ref_=tt_rec_tt

Filmde Sochi'den yola çıkan bir gemiyle İstanbul'a giden elemanların kazara kaçakçılık işine dahil olmaları sonucunda geçen komikli olaylar sahnelenmiş. SSCB'de uzun yıllar körüklenen Türkiye algısının, nasıl pis bir oryantalizm cenderesi içerisinde yürütüldüğünü de bu filmde görmek mümkün. Gerçekte dış dünyaya zinhar çıkartılmayan SSCB vatandaşları bu tür filmler yardımıyla klişelere sevk edilmiş ve 'buradan başka iyi bir dünya yok' mesajı beyinlere kazınmaya çalışılmıştır. Filmlerde İtalyanlar mafyatik, Türkler Arapsı, Avrupalılar ahlaksız vs gibi gösterilmiştir. Aslında SSCB'nin yıkılma sürecinin başlangıcını TV'nin yaygınlaşması ile başladığını söyleyenler de var. TV yayın alanları genişledikçe kapalı ülke vatandaşları açık pencereden dış dünyayı görüyor ve başka dünyaların bambaşka yaşantılarını keşfediyor. Sistem çatırdar tabii, baskı baskı nereye kadar?

 
brit2
brit

 

Neyse, filmde 1954 model Chevrolet, 1955 model Buick ve 1951 model Oldsmobile Super 88 gibi arabalar İstanbul sokaklarında çekildiği varsayılan ve aslında savaş öncesindeki Suriye'yi andıran, Azerbaycan'ındaki bazı eski sokak çekimlerde görülür ki gerçekte ABD asla Demir Perde ülkelerine araba satışı yapmamıştır. Bilmem ki bunu nasıl yorumlasak? Azerbaycan. Araba...

 

ODESSA

Arabalara Dikkat Edin

http://www.imdb.com/title/tt0060161/?ref_=tt_rec_tt

Araba hırsızlığından söz açılmışken, Sovyetlerde Robin Hood olur muymuş demeyin. Satirik ve lirik eleştirel komedi türünde yaptığı kült filmlerle tanınan Ryzanov, bu filminde rüşvete ve yozlaşmaya dokundururken, o yıllarda şahlanan Sovyet ekonomisinin kapitalizme olan meylini de eleştirmeyi ihmal etmemiş. Filmin başrolünde yalnızca yozlaşmış/rüşvetçi tiplerin arabalarını çalan aslında mazbut bir sigortacı olan bir hırsız ve Sovyetlerin ünlü GAZ-Volga arabası vardır.

 
beregis_avtomobiliya_21

 

GAZ, Gorkovsky Avtomobilny Zavod yani Gorky Araba Fabrikasının baş harflerinin kısaltmasıdır. GAZ arabaları 1934 yılındaki beş yıllık kalkınma planı neticesinde Ford ile yapılan iş birliği sonucu üretilmeye başlanmıştı. O yüzden tasarımı Ford'unkinin aynıdır.

Bu arada zamanın Sanat ve Kültür Bakanı Romanov, Innokentiy Smoktunovskiy'in filmin başrolündeki hırsız rolünü oynamasına şiddetle karşı çıkmıştır. Bunun nedeni aktörün bir önceki filminde Lenin'i canlandırmış olmasıymış, yani Lenin'i oynayan hırsızı oynamaz kafası. Neyse ki Romanov film çekimleri başlamadan önce emekli oluyor ve Smoktunovskiy de filmdeki başrolü kapıyordu.

 
lenin

1965 yapımı Aynı Gezegende filminde Smoktunovskiy Lenin rolünde

 

YAROSLAVL (herhangi küçük bir Sovyetik kentte izlenebilebilinir)

Afonya

http://www.imdb.com/title/tt0072613/?ref_=fn_al_tt_1

Film Moskova'nın 250 km kuzey doğusunda yer alan tarihi öneme sahip, aynı zamanda endüstriyel de bir kent olan Yaroslavl'da geçer. Ama film genelde, Ankara 100. yıl işçi bloklarının ilham aldığı Hruşçov (Kuruşçev) binaları arasında geçmekte olduğundan hemen her yerde izlenebilir. Aşkta her daim kaybeden bir musluk tamircisinin hikayesi anlatılmaktadır. Tatlı bir filmdir.

 

 

SİBİRYA

Kötü Ruh Yambuy

http://www.imdb.com/title/tt0316624/?ref_=nv_sr_1

Filmde Sibirya'nın derinliklerinde Tunguzca konuşan, ren geyikleriyle takılan göçer Evenk kabilesine konuk oluyoruz. 1940'larda yaşanan bir olaydan yola çıkarak filmleştirilen hikayede Yambuy dağı yakınlarında çalışan mühendis ekibinde kimi kaybolmalar olunca, Evenkler ve mühendisler bir ekip oluşturarak bu gizemi çözmeye çalışırlar. Filmde, Frolovka olarak bilinen ünlü Mosin Nagant tüfekleri kullanılmıştır. Bu tüfeğin üretimi aslında, bizde 73 harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında Osmanlı ordusunun elindeki ABD yapımı seri atış yapabilen (kızılderili ve bizon katili) winchester tüfeklerine karşı bir modernleşme çabası olarak Rusya tarafından üretilmişti.

 
500px-Yambuy-Shotgun3-1
500px-Yambuy-Mosin-5
 

MOSKOVA, ÖZBEKİSTAN, SİBİRYA

Talihli Beyler

http://www.imdb.com/title/tt0068519/?ref_=tt_rec_tt

Bu filmde 1970'lerin Yeşilçam'ından da aşina olduğumuz üzere dual bir karakter mevcut. Sağlam Sovyet aktörlerinden Evgeniy Leonov filmde süper iyi bir insan olan kreş müdürü Troşkin ile kendisine ikizi kadar benzeyen psikopat kriminal Doçent'i canlandırıyor (doçent aslında Rusya'da profesör anlamında kullanılıyor, yani 'itliğin profesörü'[1] gibi bir şey olsa gerek.). Sibirya'da Büyük İskender'in başlığı bulunmuş ve akabinde Doçent ve ekibince çalınmıştır. Bir şekilde hafıza kaybı yaşayan Doçent'in yerine geçirilen Troşkin Doçent’in çetesinin başına geçerek  başlığın izini sürer.

 
cent
 

Hikaye W. R. Burnett'ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan ve John Ford'un 1935'te çektiği Bütün Kasaba Konuşuyor filminden esinlenmiştir. Bu benzerlik konusu bildiğim kadarıyla ilk olarak Dostoyevski'nin Öteki adlı eserinde işlenmişti (Saramago'nun muhteşem Kopyalanmış Adam'ı yine bunun örneklerindendir). Kieslowski'nin Veronika'nın Çifte Yaşamı filminde yine aynı konu ele alınmıştı.

MV5BODQ1ZjlkMTEtNDcyMi00N2RkLWIzZDYtOTRjZDYzMDM0NjMxXkEyXkFqcGdeQXVyNjc2OTM5MTU@._V1_SY1000_CR0,0,1347,1000_AL_

The Whole Town's Talking, 1935

Bizdeyse Osman F. Seden'in 1978'de çektiği başrolünü de Kemal Sunal'ın oynadığı İnek Şaban filminde, manav olan Şaban, başlık parası biriktirmek için Almanya'ya gitmek için yola çıktığında ABD'nin Cosmos takımına transfer vaadiyle kandırılan ve ikizi kadar benzeyen Fenerbahçe'nin kalecisi Bülent'in yerine geçirilir. Filmde futbol-mafya ilişkisi, mafya raconları, cinsellik gibi konular sorgulanırken Fenerbahçe ve Galatasaray'ın o zamanki kadrosunu gerçek maç görüntüleri eşliğinde görebilmek de mümkün.

Yeşilçam'ın büyük öngörülerinden, sahne tıpkı 'Şeytan' Rıdvan'ın GS'den FB'ye transferini anlatıyor

 

Yine aynı yıl Seden'in çektiği İyi Aile Çocuğu filminde ise bebeklikten itibaren ayrı düşmüş ikizlerin hikayesi anlatılır. Birisi saf, utangaç ve dürüst bir bankacı olurken diğeri çakal, it ve çapkın bir kriminale dönüşmüştür. Buradan Kemal Sunal'ı ve O'nun büyük oyunculuğunu saygılarımızla tekrar yad ediyoruz.

Lübnanlı ünlü besteci Elias Rahbani'nin müziği filme cuk oturmuş

    Dipnotlar: [1] bkz https://www.youtube.com/watch?v=FJGmgJ5REdA filmin 15. dakikasından itibaren. Zamanın argosu da filmde ayrıntılı bir biçimde karşımıza çıkar.

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved