GÜNEY AMERİKA’DA ALKOLİZM II. BÖLÜM

 

PARAGUY-KUZEY ARJANTİN ve CAÑA

 

Asunsiyon’da hostel çalışanlarına milli içkilerini sormuştum, hemen bir şişe çıkartıp tattırmışlardı. Kanya diye okunup caña diye yazılan bu içki, şeker kamışı fermantasyonun damıtılmasıyla elde ediliyormuş. Nedense, içer içmez bunun hastası oluyorum ve cañamı her daim yanımda taşıdığım metal mataramdan hiç eksik etmiyorum. Bu arada her gün farklı bir markayı deneyerek nihayetinde en kral lezzeti yakaladığım sonucuna varıyorum: Aristokrata adlı marka! Hosteldekiler: “Sana da bu yakışırdı zaten abi” diyor, alkışlayarak. Sahte bir alçakgönüllülük ve pis bir sırıtışla eyvallah ediyorum gençlere.

 

Zaten hayatta her şeyi denememek lazım diye boşuna söylememiş atalar. Ya da böyle demedilerse bile ben öyle diyorum ve olayı noktalıyorum.

 

BOLİVYA-PERU-ŞİLİ ve PİSCO

Bolivya’nın meşhur trenine binip, büyük bir keyifle elimde kalan son viskiyi boğduktan sonra, Güney Amerika standardında oldukça şık görünümlü olan yemekli vagona yollanıyorum. Yemek siparişi verip milli içkinizi getirin diye ricada bulunuyorum, ama lütfen bir şeyle karıştırmayın. Garson ‘ama bu imkansız, sek içemezsiniz çok serttir’ diye yanıtlıyor nazikçe. Bu gibi durumlara da alışkın olduğumdan ‘meyve suyu mu ne haltsa yanında getirin, önce küçük bir yudum alıp sonra karıştırırım, merak etmeyin’ diyorum kibarlığımı bozmadan. Adam pek ikna olmasa da ayrı ayrı getiriyor içecekleri. Tabi ki sek bir biçimde götürüyorum içkiyi, meyve suyuna dokunmadan. Bir tür brendi olan singaniden hoşlanmadığımı kısa sürede idrak edip, kara kara bu ülkelerde ne içeceğimi düşünmeye başlıyorum. Zira Peru ve Şili’nin milli içkisi olan pisco, singaniyle hemen hemen aynıdır. Haydi, bir şarap ülkesi olan Şili’de gerçekten çok kaliteli olan kırmızı şarapları içer yırtarım ama özellikle Peru’da ne halt edeceğimi bilemiyorum, zira büyük ihtimalle Bolivya’da belki ama Peru’da ucuz viski veya benzeri türde damıtılmış alkol bulmanın zor olduğunu hissediyorum.

 

pisco

 

Neyse ki Peru’da, İspanya’dan aşina olduğum anisado adlı anasonlu içkiyi görünce yanıldığımı anlıyorum. Bu içki özellikle Güney İspanya’da yaşlılar arasında yaygındır. Güney Fransa’da pastis olarak bilinir ve rakının kardeşidir. Aslında Fransa’da bunun bir başka adı da eau da vie, yani hayat suyudur, ilginç değil mi?

Bolivya’nın Tarija eyaletinde üzümden elde edilen singaninin yanı sıra şarap üretimi de mevcuttur ve bu ülkede, kimsenin bilmediği üzere, çok ucuza çok kral şaraplar içmek mümkündür.

Potosi’deki madenleri gezmeye gittiğimizde süpersonik bir şahıs olan rehberimiz Antonio, bu çok da turistik olmayan gezi öncesinde bizi bir dükkana götürüyor. Buradan, ziyaret edeceğimiz madenci arkadaşlarına bir takım hediyeler alacağız: koka yaprağı, sigara, benim tercihim olan dinamit ve alkol.

 

antonyo
IMG_0665

Potosi madenci dükkanı ve madendeki El Diablo

 

Antonio alkolün derecesini gösterip kim denemek ister diye soruyor, elbette ki bütün gözler, sabah akşam elinde matara ile gezen bendenize dönüyor. Tiyatroyu bozmadan ‘Kara Murat Benim!’ diye atlıyorum: ‘Doldur Antonio, doldur içelim...’ Yıllar önce Ukrayna’da 90 derece alkol içmişliğim ve akabinde bütün iç organlarımı yakmışlığım vardı. Ama sen yanmasan, ben yanmasam... Neyse, bardağı alıp dikiyorum ve hayret! Yanma filan olmuyor, bilakis yağ gibi gidiyor meret. ‘Bir tane daha koysana’ Antonio’ dediğim anda, milletin gülecek malzemesini elinden almış bulunuyorum. Herkes ‘allah cezanı versin pis alkolik’ der gibilerinden bakıyor bana. Ben de utancımdan kendime, bir şişecik olsun bu şahane içkiden alamıyorum.

Şahane içki dediğime bakmayın, 96 derece alkolden başka bir şey değil bu.

 

90

 

EKVATOR-KOLOMBİYA ve AGUARDİENTE

 

Aguardiente, tıpkı Kuzey Amerika yerlilerinin damıtılmış içkileri adlandırdığı şekliyle ateş suyu demek. İspanyolca su anlamına gelen agua ve yanan anlamına gelen ardiente kelimelerinin birleşmesi ile oluşuyor. Aslında bir tür brendi olan aguardientenin tadı Yunan boğma rakısı çipuroya o kadar benziyor ki anlatamam. Bunu ilk, Puerto Lopez’e gittiğimde tatmıştım. Eski bir balıkçı köyü olan yerleşim, şimdilerde balina izlemek veya minik Galapagos dedikleri La Plata adasındaki türlü türlü mahlukatı görmek isteyenlerin ziyaret mekanı. Balina sezonu oldu mu bütün köy turistle dolup taşıyor.

IMG_1217

 La Plata adasından bir 'mavi ayaklı bobo'

 

Akşam yemeği için biraz dolanıp, en az turist, en çok yerlinin uğrak mekanı olan bir restoran buluyorum. Fiyatlar da diğerlerine nazaran oldukça makul. Yemeğin yanına ‘tatlı olmayan, en sert içkiniz ne varsa onu getirin’ diyorum, ‘sek tabii’ (mazallah bir şeyle karıştırıp bok etmesinler diye). ‘Ev yapımı aguardientem var’ diyor oranın işletmecisi olan eleman. ‘Çok serttir, istersen önce buyur bir tadına bak’ diyerek bir su bardağı dolusu içkiyi önüme koyuyor. ‘Tattırmak buysa, gerçekten sipariş etsem kovayla mı getirecekti acaba?’ diye düşünmeden alamıyorum kendimi. Ne var ki bu durumdan şikayet edecek de değilim. Büyük bir zevkle yemeğimin yanındaki içkiyi boğuyorum. Hesabı öderken de ‘kediyi yolluk olarak bir ufak pet şişeye doldurtmak mümkün mü?’ diye sormadan edemiyorum. Bu hareketim adamların o kadar hoşuna gidiyor ki pet şişede verdikleri içkiye karşın cüz-i bir meblağ istiyorlar, hatta neredeyse yemekten de para almayacaklar. O derece.

 

agua
kol

 

Ekvator ev yapımı aguardientesiyle Yunan boğma rakısını andırıyor, Kolombiya ise Midilli adası gibi tam bir üretim merkezi. Kolombiya’da bir sürü marka aguardiente bulmak mümkün. Barda pavyonda şişe açtırmak para değil yeminle. Bu arada Kolombiya’da bunun çok sayıda anasonlu türü var ve biraz kasarsanız kimisinden rakı tadı almamak neredeyse olanaksız.

 

KOLOMBİYA-VENEZUELA-KUZEY BREZİLYA-GUYANA ve ROM

Güney Amerika’nın kuzeyine gittikçe hakim olmaya başlayan Karayip kültürüyle beraber, Ekvator’dan itibaren içimi yaygınlaşan rom, Güney Amerika hakimiyetini özellikle Kuzey Kolombiya, Venezuela, Kuzey Brezilya ve Guyana’da kurmuş gibi. Burada üç otuz paraya alabileceğiniz köpek öldüren romların mevcudiyetinin yanı sıra, gerçekten kalın fiyatlara da romlar bulmak mümkün. Tabii kalın dediysek bile bu fiyatlar, alkolistlerin sırtından geçinen TC devletinin zulmüne uğrayan bizler için devede kulak kalıyor.

 

ven

 

Mesela, o zaman (ve şimdi daha beter) ekonomik krizde olan Venezuela’nın en pahalı romunu alıyorum ama ne var ki rom tatlı çıkıyor. Döksem yazık günah (çok büyük günahı olduğu söyleniyor Katolik dünyasında), içsem midem kalkıyor. Ne çelişkiler yaşıyor insan evladı seyahatlerde belli değil. Zira benim için iyi rom demek içinde tatlı hiç bir öğe bulundurmaması demek. Bu tabii bütün içkiler için geçerli, çünkü tatlı olayına sıcak bakan biri değilimdir. Şekeri çayımdan kahvemden çıkartalı yıllar oldu.

Ancak bu yörede tatlıya karşı aşırı bir bağımlılık söz konusu gibi; zira burada tıpkı Sovyet veya post-Sovyet ülkelerindeki gibi bir durum söz konusu: yani bir yerlerde ısmarladığınız çay veya kahvenin önünüze şekerli olarak gelmesi. Hem de boru değil üç silme tatlı kaşığı şekeri, bazen gözünüzün önünde bardağa atıp bir de utanmadan karıştırırlardı. Ulan ağda mı yapacağız, çay mı içeceğiz, belli değil.

 

kapak

 

Bu olayın aynını bu yörede görünce hem hoş bir nostalji yaşıyorum, hem de hayattan tiksiniyorum. Manaus gemisinde külli miktarda içkim olmasaydı ne yapardım bilmem, çaysız kahvesiz dört gün boyunca...

Kıssadan hisse: en ucuz içkileri alırsanız, günahı boynunuza olarak, içmeme lüksüne de sahip olursunuz. Ama çuvalla parayı gömdüğünüz bir içki artık evladınız gibidir.

Kötü de olsa, müptezel de olsa, evlat evlattır.

 

GÜNEY AMERİKA MÜZİK NOTLARI II

URUGUAY

Montevideo’da bir takım genç arkadaşlarda kalıyorum. Bazıları öğrenmeye meraklı, müziğimizi soruyor. Hangi birini anlatsam diye düşünüyorum bir an. ‘Bizde her türlü müzik var’ diye kestirip atayım diyorum kendi kendime, sonra ‘bunu nasıl anlayabilirler ki’ diyerek vaz geçiyorum. Çünkü bir çok yönden kültürel beslenmeye o kadar açık topraklarda yaşıyoruz ki adamların dinlediği üç tür (ikisi boktan) müzikle kıyaslayınca bir yandan da onlara acımadan edemiyorum.

 

pascha

Ortaçağ Doğu Roma (Bizans) Musikisi için lütfen tıklayınız: http://www.ec-patr.net/en/sounds_htm/pentecostarion/pascha.htm

 

Hayatı boyunca makarna ve ekmekle beslenmiş birine zeytinyağlı sarma verirsen büyük ihtimalle midesi bulanır, zira ön bilgisi olmadığı için beynin, aynı anda gelen birden fazla değişik tadı algılaması çok zordur. Bu gelişmiş yemeğin tadına anca belli bir gurmelik seviyesine ulaşmış birisi varabilir. Olay, her türlü sanat dalı için de geçerli elbette.

Dolayısıyla sevdikleri müzik türlerine bizde karşılık gelenlerinden bir iki örnekle geçiştiriyorum olayı.

Ertesi gün liman mahallesinin ücra sokaklarını arşınlarken garip bir yer dikkatimi çekiyor. İçeride bir takım devasa enstrümanlar var. Dükkan desem dükkan değil, müze desem çok küçük, kafeye de benzemiyor. İçeri dalıp selam veriyorum. Eleman selamımı alıyor. “Nedir burası?” diye soruyorum, “bir kahve içmem mümkün mü burada, çok güzelmiş mekan?”

Uruguaylılar sıcakkanlı bir millet. Adam beni buyur edip anlatmaya başlıyor. İsmi Gabriel ve içerideki enstrümanların hepsini kendisi yapmış. Çok ama çok ilginç sesler çıkartan müthiş aletler var. Bazılarını çalıyor. Şaşkınlık ve takdirle izliyorum. Fotoğraf çekmeye müsaade yok ama şu linkten fotoğraflara göz atmak mümkün (gerçi daha çok insan fotoğrafı var ama).

 

La Vieja Telita 360m

Gabriel'in mekanını daha yakından tanımak için lütfen tıklayınız: https://laviejatelitamulticultural.blogspot.com/

 

Yalnız adamların uyuzluğu beni bitiriyor. “E kahve..?” diyorum, damağım kurumuş bir biçimde. “Tamam hemen yapıyorum” deyip beni on dakika daha oyalıyor. Bu arada sohbet açılıyor ve politika konuşmaya başlıyoruz. Elbette ki Tupamaro’lardan girip Galeano’dan çıkıyorum. Gevezeliğimi takdirle karşılıyor ve akabinde bizim müziğimizi bilmediğini itiraf ediyor. Konuya hakim olduğu için ona biraz daha detaylı anlatıyorum olayı. Türklerin ellerinde dombıralarla veya sırtlarında yatuğanlarla gelip Anadolu müziğiyle kaynaşmalarını, Osmanlı müziğinin tamamen Bizans müziğinden alındığını ve dolayısıyla bazı notaların Avrupa nota sistemiyle çalınamadığından bahsediyorum hızlıca. Oradan ayrılırken de ona bizim oralardan bir örnek yollayacağıma söz veriyorum.

 

Ali Ekber Çiçek’in muhteşem Haydar Haydar’ı, Orta Asya ve Orta Anadolu’nun kaynaşmasına bir örnek gibi

 

Gabriel mesajımı alır almaz şarkıyı dinlemiş ve çok etkilenmiş olacak ki bana hemen yanıt yazıp, tekrar kahve içmeye çağırıyor. Ama ne yazık ki yola çıkma vaktim gelmiş.

Bu arada Uruguay’ın geleneksel kırsal gaucho müziğinden oldukça farklı biçimyle candombe denilen dans ve müzikleri ünlüdür. Ancak işin ilginç olan, zenci vatandaş sayısı yüzde beşi geçmeyen ülkenin milli müziğinin Afrika müziği olmasıdır.

 

 

PARAGUAY

Uruguay gibi ismini yerli Guarani dilinden alan Paraguay, Uruguay’ın aksine yerli geleneklerini milli övünç kaynağı yapmayı başarmış bir ülkedir. Hemen herkes, İspanyolcanın yanı sıra Guarani dilini de bilir. Tabii bir yandan ne İspanyolca ne de Guaranice konuşan bir çok farklı yerli topluluğu olduğunu söyleyebiliriz ek not olarak.

Geçmiş kültürüne sıkı sıkıya sahip çıkan bu küçük ülkenin müzik ve dansları da oldukça zengin. Amerika kıtasında kullanımı pek de yaygın olmayan arp, geleneksel çalgıları olarak karşımıza çıkıyor.

 

 

Kadınların başlarına koydukları testiyle yaptıkları Galopera adlı dansları ise zevkle izleniyor:

 

 

Tabii bir yandan da Akdenizliliklerini de unutmamışlar:

 

 

Tanıdık figürler derhal göze çarpıyor

 

Hiç turistik olmayan başkent Asunsiyon (Asuncion)’da şans eseri, geleneksel dans ve müzikleri canlı olarak görüp dinleyebileceğim bir restoran keşfediyorum. İçeride az sayıda insan var ama yine de beni sanatçıların önündeki masaya alıyorlar. Belli bir süre sonra adamları tek alkışlayan kişi olarak kalınca, müzisyenlerle sohbet etmeye başlıyoruz. Elemanlardan birisi Türkiye’de bulunmuş, racon bilen de birisi. İstek parçam olup olmadığını soruyor. Eskilerden çalın diyorum. Çalıyorlar. Galopera dansını da yakından izleme olanağı buluyorum. Akrobatik figürler ve denge. Etkileyici...

Yazımızı noktalarken son sözü, Paraguay müziğini, yaptığı albümle ilk kez kayıtlara geçiren büyük usta Herminio Giménez’e bırakıyorum:

 

 

Mi Oracion Azul

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved