TAPAS MI? YETER AMA!

İspanya'nın kendine özgü herhangi bir yemeği yoktur, İspanyollukla alakası olmayan Bask, Katalan ve Galiçya mutfakları vardır ama onların da dünyaca ünlü yemeği yok gibidir. Bunu bize söyleyen İspanyolca hocalarımız ve kullandıkları kitaplardı. Ülkenin en ünlü yemeği olan pilavdan bozma paellayeni bulunmuş bir yemektir ve öyle aman aman bir şey değildir. İspanya mutfağını ünlü yapan, büyük ihtimalle Arap kültüründen aldıkları tapasyani meze kültürü; ikincisi ise Franco faşizminden sonra yetişen aşçıların büyük bir iştahla bir sürü malzemeyi kullanarak geliştirdikleri, icat ettikleri yemekler olsa gerek.

 

cafe

Tapas dendi mi ülkede öne çıkan yer ise hiç kuşkusuz Granada'dır. Ama önce kentteki tapas-bar, bar ve restoran ayrımlarının farkına varmakta fayda var. Ancak daha da öncesinde Granada'da ve Almeira'daki tapas-bar raconunu bilmek gerekiyor: harhangi bir tapas-bara girdiğinizde bira veya şarap istediğiniz zaman yanında tapas gelmesi sizi şaşırtmasın, özellikle de tapasın ücreti biranın içine dahil olduğunda. Fiyatları 1.60 ve 3 avro arası değişen biranın bardak büyüklükleri de değişiyor. Kanya (caña) 20, tubo 30 ve harra (jarra) ise 50 santilitrelik bardaklarda servis ediliyor; ancak harra bulmak biraz zor.

 

bar-correo-cerveza--644x362

 

Yani, acıktığınız zaman restoranda sadece paranız karşılığında yemek yemek veya barda kuru kuru biranızı içmek yerine herhangi bir tapas-bara girdiğinizde servis edilen en küçük bira karşılığında karnınızı doyurmak mümkün olabiliyor. Bu, elbette gittiğiniz yere de bağlı. Eğer mahalle arasındaki bir tapas-barı tercih ediyorsanız bol kepçe tapas yemeniz mümkünken, kalbur üstü yerlerde damak zevkinizi geliştirmek de olası. Bazı yerler, birinci ve ikinci tapas uygulaması yaparken (yani şefin o günkü ruh durumuna göre tapas hazırlayıp birinci biranızla başka, ikinci biranızla otomatik olarak başka tapas servisi), bazı yerlerde ise artan çeşitlilikteki tapaslardan dilediğinizi seçmeniz mümkün olabiliyor. Kimi yerlerde ise fiks tapas uygulaması mevcut. Yani her gün dilediğinizi seçebileceğiniz, on farklı tapas çeşidi olan yerler de var.

 

tapas1

 

Kimi yerler sadece deniz ürünü servis ederken, başka yerlerde sadece et veya bocadillo/bokadilyo denilen, sandviç ekmeği arasına jamon/hamon serpiştirilen sandviçler bulabilirsiniz.

 

tapas2

 

Buraya kadar her şey iyi güzel ama, mesela canınız arkadaşınızla iki tek mi atmak istedi, veya kafanızı dağıtmak için biraz içmek mi istediniz? Ne var ki Endülüs yöresinde içme isteğiniz gerçekleşmeyebiliyor.. Çünkü Saat 17:00'ye kadar bir yer bulup içme olasılığınız varken, eğer ki saat 17:00 ve 19:00 arası biradınız, yapacağınız tek şey eve gitmektir, zira açık yer bulmak oldukça zor, hatta imkansızdır. Nedeni ise vatandaşın siesta saati bitmiş buna karşın tapas-barların siesta zamanı başlamıştır.

 

Spanish-tapas

 

Bir yandan da, 17:00'ye kadar bulduğunuz mekan ise sadece tapas-barlar olacaktır ki üç-dört tane bira içeceğim diye yanında tapas yemeyi de göze almanız gerekiyor. Çünkü ne yazık ki yalnızca alkol servisi yapan barların açılması oldukça geç vakitleri bulabiliyor.

Bir de Ramon, yeter kesme artık hamon desek de, Ramon biraların yanında tapas getirmeye devam ediyor. Ve bunun sonucu da kimi zaman, kadim dostum Ülke'nin ziyareti esnasında başına gelen kusma vakasıyla sonuçlanabiliyor, ve bu kusma olayı ne yazık ki içkiden değil, yemekten oluyor.

Yani, ilk duyduğunuzda kulağa hoş gelebilir ama Granada'daki tapas olayı gerçekten insanı yıldırıyor, biraya da şaraba da lanet ettiriyor, eğer ki bira içme eylemi önceliğiniz ise. Ben yine de Ramon'a uyarımı yapmadan edemiyorum:


"Ya basta Ramon, no corta mas jamon!"

yani 

Yeter Ramon, kesme artık hamon!

 

Paylaşım için

GRANADA NOTLARI

Kısa Bir Tarih Okuması

Granada İspanya'nın ünlü Endülüs bölgesinde yer alır. Emeviler, Emevi Halifeliğinin Abbasiler tarafından yıkılmasından sonra bizde Endülüs Emevi Devleti, resmi olarak Cordoba Halifeliği adıyla 11. yüzyıla kadar bölgede İslamiyet'in altın çağını devam ettirmişti. Daha sonra Granada'da Berberi Zawi ben Ziri tarafından Ta'ifat Gharnata adıyla Granada Emirliği kurulmuş, bu krallık ise 1091 yılına kadar ayakta kalmıştı. Tam da bu devirde Emirlik, Sefarad Yahudilerinin hem kültürel hem de politik anlamda kendilerini belli etmeleriyle adeta bir Yahudi Krallığı görünümüne bürünmüştü.

Bundan sonra bir çok kez el değiştiren Granda 1492 yılında nihai olarak Katolik Krallığının idaresi altına girer. Müslümanlar zorla Hıristiyanlaştırılır, ki bunlara Moriscosadı verilmiştir, Sefarad Yahudileri ise Osmanlı İmparatorluğu tarafından kıyımdan kurtarılır.

 

krizdeki-ispanyadan-sefarad-yahudilerine-vatandaslik-enson_4173

Aşırı bağnaz olan İsabel (Ferdinand daha çok yancı gibi) tahminlere göre Granada meydanında iki milyon Arapça kitabı, şeytanın işi olduğu gerekçesiyle yaktırtır. Bu tarihte en büyük kütüphanesi olduğu iddiasıyla övünen Fransa Kralında sadece elli adet kitap bulunmaktadır (rakamla 50!). 

Hayatında yalnızca iki kez yıkandığı söylenen İsabel'in bir başka işi de içinden şırıl şırıl sular, çeşmeler akan Al-Hambra Sarayı'nın sularını kestirmek olmalıdır. İlk banyosunu büyük olasılıkla bebekken yapmış olan İsabel ikinci banyosunu da doktorunun, 'yıkanmazsan öleceksin' uyarısıyla yapmıştır. Bu da büyük ihtimalle Kristof Kolomb'un kendisine ithal ettiği frengi hastalığından olabilir. Frengi Amerika kıtası çıkışlı bir hastalıktır. Bu arada Kolomb'a da helal olsun, içim kalktı yemin ediyorum.

 

1200px-Ferdinand_of_Aragon,_Isabella_of_Castile

 

Kentin bize göre yetiştirdiği en önemli insanı şair Federico Garcia Lorca'dır. 1936 İspanya Anarşist Devrimi sırasında faşistler tarafından genç yaşta katledilmiştir.

 

federicogarcialorca

 

Ev Halleri

Yıllar önce İspanyolca öğrenmek maksadı ile gitmiştim kente. Granada imar planına göre kentteki apartmanların önemli bir bölümünün iki katı geçmemesi gerekiyor. Ne var ki kentte iki katlı bina bulmak zor, zira kaçak kat çıkma olayı bizdekini bile geçmiş, minareyi çalan kılıfını da uydurmuş. Şöyle ki: bina girişine Zemin kat yazmış müteahhit efendi. SonrakineGirişkatı, birinci, sonra arakat, ikinciderken, çatı katıek çatıkatı gibi kelime oyunlarıyla iki katlı bina diyerek beş-altı katı çakıvermişler.

Evlerde, genelde Akdeniz kıyılarında gördüğümüz, tembel insanın hayat felsefesi olan siestacılığından dolayı yapılmış, kapatıldığında içeri zerre ışık sızdırmayan panjurlar var. Panjur kapatıldı mı sahte bir gece ortamı oluşturuluyor içeride.

 

261872150

 

Evlere ayakkabı ile giriliyor. Bu da, bizim ülkede saçma sapan bir kompleksle yıllardır sandığımızın aksine, sokakların çok temiz olmasından filan değil, gavurların bize göre çok daha pis olmalarından dolayı (İsabella'nın memleketinden bahsediyoruz).

Kış ayları olmasına karşın kalorifer pek yakılmıyor. Ne var ki fayansla, porselenle döşenmiş evler her zaman dışarıdan daha soğuk. Bunun sonucunda da insanlar evlerin içinde 'bata' denilen kalın roblarla dolaşıyor. Hatta sık sık gördüğüm komşu ziyaretleri bile çocuğundan yaşlısına, batalarla gerçekleştiriliyor.

Komşu ziyaretleri dedik de, bazen evleri karıştırıyordum. Zira genelde, evde bizim ahaliden daha çok komşuları gördüğüm oluyordu. Ayrıca komşu dediğimiz türün ne gecesi var ne gündüzü, saat sabahın körü evde komşu, gecenin üçü evde komşu! İki kat aşağıdaki evine inmek yerine bizim evdeki kanepede uyuyanına bile rastlayınca ‘oha!’ demekten kendimi alamıyordum. Bizim komşuluk ilişkilerinin bitmesine sevinir hale geldim orada komşu terörüne maruz kaldıktan sonra.

 

desayuno

 

Yeme içme düzeni de berbat. Kahvaltıdan kasıt, ekmeğe sürülen margarin yanına da kahve. Hazırladığım kahvaltıyı görünce ufak çaplı bir şok geçiriyorlar. Hele kahvaltıda zeytin yemem ikinci bir şok dalgası. Akşam yemeği hafif oluyor bazen, o da geceye hazırlık. Gece 11'den sonra kaç kez yağlı yağlı kızartmalar yapıldığına şahit oldum, içim kalktı resmen. Hayır bünyeleri de alışmış, obez de olmuyor keratalar. Gerçi siesta yaptıkları için sabaha kadar muhabbet, eğlence, yakıyorlar galiba.

 

masa1
masa2

Masa genel görünüm ve gizlenmiş alttan gelen sıcak ölüm

 

Enteresan bir durum da her evin salonunda sehpa yerine büyükçe bir masa var. Yemek yerken, kitap okurken kullanılan bu masanın altında ise küçük bir ısıtıcı mevcut. Yani her daim ayakları ısıtmak mümkün. Ayrıca oldukça kalın olan masa örtüsünü de üzerine çekerek, yemeği yedikten hemen sonra sıcaklığın da etkisiyle uyuyakalarak olası bir kalp krizi geçirme riski söz konusu. Bizler için fevkalade sakıncalı bir durum.

Alışık olmayan götte don durmayacağı için bu hayat tarzına hiç bir zaman uymadım, uyamadım. Siesta alışkanlığım olmadığı için uyuyamadım ama herkes öğle saatlerinde horul horul uyurken göz kapaklarım ağırlaşmadı desem yalan söylemiş olurum.

 

Real Madrid Gerçeği

Evimiz ahalisi mama (anne), tita (teyze) ve konyo (kız) olarak tertiplenmiş, kızlarına 'konyo' diye hitap ettikleri için öyle söyledim ama sanırım pis manası var bu deyişin[1]. Mama, bitirmekte olduğu şarabı ile ideal anne tipine oldukça yakın bir profil çiziyor. Ara ara balkondaki güvercin tayfasına feci şekilde saydırıyor. Koyu bir Barça taraftarı olmasından dolayı da Maurinho ve Ronaldo’yu her gördüğünde, ettiği ağza alınmayacak küfürleri duyduğunuzda kadının hayal gücüne şapka çıkartmamak elde değil.

İspanya’da aynı gün olan maçların birisini normal, diğerini ise şifreli yayınla veriyorlar. O yüzden çocukluğumdan beri tuttuğum Barça maçlarını izlemek için iki haftada bir bara gitmek durumunda kalıyoruz.

 

Barca-2011

 

Bir şişe şarap söylüyorum ivedi, hemen itiraz ediyor:
- Çok içiyorsun!
- Asla içmem, diyorum. Tereddüt ettiğini görünce de ‘su içmem’[2]diye ekliyorum, gülmeye başlıyor.
- Yalnız başına içiyorsun odanda, diye kızıyor. ‘Sağlıklı değil bu.’ Alkolik misin diyecek ama demiyor.
- Hiç olur mu mama? diye yanıtlıyorum, ‘internet ortamındaki arkadaşlarla karşılıklı kadeh tokuşturuyoruz bilakis.’ Her şeye bir cevabım var elbette.
- Burada bir sıkıntın, sorunun var mı? sorusunda evi kastettiğini anlamama rağmen:
- Psikolojik problemlerim var, der demez paparayı yiyiveriyorum,
- Ben onu mu sordum dalgacı herif, ne halin varsa gör!

Bu sırada şarabın çoğunu o içince ikinci bir şişe daha söylüyorum. Şişe gelince de bir anlık dalgınlığımdan yararlanıp 'dur-mur' demeye kalmadan araya milyon tane tapas sokuşturuveriyor şerefsizler. 'Şişe açtırıyorsunuz, usuldendir' deyip göz kırparak uzaklaşıyor utanmadan barmen efendi.

 

 

İyi Aile Çocuğu, söz konusu replik 36'24"te

Maça Real iyi başlayınca biraz geriliyoruz, aslında gerginliğin nedeni Maurinho’nun bir haftadır verdiği iğrenç demeçler. Bir önceki maçta bir araba dayak yememize rağmen Pepe, Marcello gibi çirkef oyuncuların karttan yoksun kalmaları, buna karşın Maurinho’nun yaptığı mağdur edebiyatı sonucunda sinirlerimiz gergin. Nitekim maçın henüz 15. dakikasında gerginliği alsın diyerek boşalattığımız şişe neticesinde kafası güzelleşen Mama, Maurinho’nun aslında bir kertenkele dönmesi, validesinin ise Portekiz’in en ünlü sahne ve ses sanatçısı (fado değil ama), zavallı Ronaldo’nunsa ameliyatla sonradan erkek olduğu gibi ilginç detaylar vermeye başlıyor.

Yan masalardakiler bu tür iltifatları daha önceden duymamış olacaklar ki, maçı değil de şaşkınlıkla bizi izlemeye başlıyorlar. Neyse ki mahalledeyiz de herkes Mamayı tanıyor diye düşünüyorum, zira kenttekilerin çoğunluğu, yaşadıkları Endülüs ezikliğinden midir bilinmez, Real’i destekliyor. Ben yine de ne olur ne olmaz diye şarap şişesini kendime doğru yaklaştırıyorum, neticede deplasmandayız. Sandalyeyi de şöyle bir tartıyorum, sağlam.

Real’e golleri çakınca keyfimiz iyice yerine geliyor. Şişenin ise gözlerimin önünde büyük bir hızla eriyip bitmesine hayret ediyorum bir yandan da.

Bana çok içiyorsun diyene de bakın!

Hem ben içime çekmiyorum ki, dudak tiryakisiyim.

 

Dipnotlar:

[1] coño, daha sonra öğrendiğim üzere küfürlü bir hitap şekli. Kadına kullanıldığında onun  cinsel organı, diğer kullanım şekli bizdeki sinkafa benziyor.

[2] İyi Aile Çocuğu, yön. Osman F. Seden 1978

Paylaşım için

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved