RUTA DE LAS FLORES, EL SALVADOR

Biz neden bu ülkenin adını İspanyolca okuyoruz ki? Zira ‘el’ İspanyolcada bir kelimenin dişi veya erkek olduğunu belirtmek için kullanılan, ruh hastası bir kafadan çıktığı her halinden belli olan bir ön ektir. Bizim atalar, Avrupalılar kadar hasta olmadığından mıdır bilmem, dilimizde dişi/erkek ayrımı bulunmamaktadır (ancak Arap ve Avrupalılarla etkileşince kimi dişi kelimeler dilimize geçmiştir: aktris, balerin, müdire gibi). Bu minvalde, ülkenin adı dilimizde Salvador diye söylenmeli diye düşünüyorum. 

Guatemala’dan Salvador sınır geçişi oldukça kolay olunca ister istemez kıllanıyorum. Zira girişte pasaporta giriş damgası vurmuyorlar, kontrol yok, bir bok yok. Garanti olsun diye şoföre soruyorum, şoförden ülkeye girişte ve çıkışta kaşe vurulmadığının teyidini alıyorum. Ama beş-on kilometre sonra çevirmeye takılınca anlıyoruz ki işler o kadar da kolay değil. Çünkü çevirmeye takılan ve turist (keriz) taşıyan tek minibüs bizimkisi.

 

IMG_9043

 

Hepimizi arabadan indiriyorlar ama çantalar içeride kalıyor. Derken bir tane köpekli polis gelip aracın içine dalıyor. Birkaç dakika sonra içeriden gelen “höf!” sesini duyunca kendi kendime “sıçtık!” diyorum. Polis arabadan iniyor ve içimizde İspanyolca bilen olup olmadığını soruyor, kimseden tık yok tabii ki. O sırada köpek iyice huysuzlanmış “hör, rör, röf” gibi sesler çıkarıp kıpır kıpır kıpırdanıyor. Sonra polis bana dönüp “sen biliyorsundur” diyor (tipimi sikim). Ben de pis pis “a veces” diye yanıtlıyorum, yani “işime gelince”. 

Polis bana “sor bakalım bir gün önce marijuana içmiş olan var mı aranızda” diyor, çeviriyorum. “Ama yalan söylemeyin!” O sırada arka bagaj açılıyor ve köpek orada duran çantayı hart diye ısırıyor ve akabinde çantayı parçalamaya çalışıyor, polis işin şovunda biz de kenarda hıyar gibi diziliyiz 35 derece sıcağın altında. Gelen geçen arabalardan bize bakıyor insanlar, tam bir rezillik.

Polis köpeğe bir tane top verip onu ısırtıyor, böylece hayvan çantayı bırakıyor. Polis çantayı açıp hemen yukarıdaki zulayı patlatıyor: “Kimin bu?” Çeviriye pek de gerek kalmadı artık, bir tane Kanadalı kız çıkıyor ortaya, oldukça da genç. Bunun arkadaşı panikleyip saçmalamaya başlıyor filan derken polis asıl kızı kenara çekiyor, bu sırada otobüste bulunan Macar bir kızın da İspanyolca bildiği ortaya çıkıyor. Derken o da bunların peşine takılıp gidiyor. 

Normal koşullar altında böyle durumlara seyirci kalmam ama dünyayı gezdikçe Batılının üçüncü dünyayı küçümseyen tavırlarından iyice tiksindiğim için olayı uzaktan izlemeyi yeğliyorum. Ciddi bir durum olursa müdahale edeceğim ama kızın burnunun biraz sürtülmesi gerek diye düşünüyorum o an. Gerçi Kanadalı gençlerin ceplerinde unuttukları marijuana ile Teksas havaalanında yakalanmaları başlarını bayağı ağrıtıyormuş ama olaylardan pek ders de çıkartmıyorlar sanırım. Gezerken biraz şuur lütfen.

 

IMG_9105

Sol Duvarı

 

Bu arada polis bize otobüste ne kadar çanta varsa aşağı indirtiyor. Sonrasında sıcağın altında dikilmeye devam tabii, diğer polis bana nereli olduğumu soruyor, cevabıma müteakiben “çok uzakmış yahu” diye bir tepki veriyor. Bu samimiyetten gaz alıp polisin ağzını arıyorum, “cezası 8 yıldan başlar” diyor. Bunun arkadaşı da bunu duyunca iyice panikliyor. Ulan meğer herkes İspanyolca biliyormuş. Alemin kerizi biz miydik?

Neyse, bir yandan diğer kızı sakinleştirmeye çalışıyor bir yandan da ötedeki polis aracında tutanak tutan polisi kesiyorum. Tahmin ettiğim gibi ortam bir süre sonra kakara-kikiriye dönüyor. Anladığım kadarıyla kızdan çıkan meblağ polisin yüzünü güldürdü.

Kız “fucking corrupted police” diye söylene söylene geliyor yanımıza, yanında 400 Kanada doları varmış, polis meblağ karşılığı bir tane ceza tutanağı yazıp kızı salmış. Kız da sevineceğine “tutanak filan hep sahte” diye tekrarlayıp duruyor. Bunu kenara çekip “şu anda ne yaptığının farkında mısın sen?” diye azarlıyorum. “Resmen uluslararası uyuşturucu kaçakçısı konumundasın, bırak 400 doları filan da bu işten yırttığına dua et.” O anda biraz ayıkır gibi oluyor, bu yeni nesil bizim ünlü Geceyarısı Ekspresi’ni izlememiş belli ki. Özür diliyor. “Özrü filan boş ver de biraz saygı yahu” diyorum.

***

IMG_9115

 

Durdurulduğumuz yer ile benim aktarma yapacağım otobüs durağına sadece 10 kilometre kalmıştı. Ben içeriye doğru gideceğim, minibüs ise okyanus kıyısından Nikaragua’ya devam edecek. Zira bölgeye gelenler sörfçü tayfası. Kimisi Salvador’un kıyısındaki bir iki yerleşimde durup sörf yapacak, diğerleri ise Nikaragua'nın Leon kentine devam edecek ki orası da sörfçü mekanı. Çoğu turist ise özellikle Honuduras’ı pas geçiyor. 

10 kilometre sonra minibüsten inip durağa yürüyorum. Neyse ki durakta fazla beklemeden gelen Sonsonate otobüsüne atlıyorum zira beş dakika sonra güneşin yerini sağanak yağış alıyor. Sonsonate terminalinden de bir başka tavuklu otobüse aktarma yapıp dinmeyen yağmur eşliğinde kalacağım Juayua’ya varıyorum.

Ruta de Las Flores, yani ‘çiçeklerin yolu’ üzerinde Juayua’dan başka Nahuizalco, Salcaotitan, Apanhecat, Ataco ve Ahuachapan adlı kasabalar/köyler var. Buralara ulaşım otobüslerle sağlanıyor ve oldukça rahat. Santa Ana yanardağı ise yine aynı bölgede olmasına karşın, oraya ulaşım Santa Ana kentinden sağlanıyor. Aktif yanardağlara çıkma konusunda pek de istekli olmadığımdan orayı da pas geçmiştim. Sonuçta doğal afetler halen tahmin edilebilir değil, ‘bana bir şey olmaz’ mentalitesine ise sahip değilim. Lav akıntısında ölmek gibi romantik düşüncelerim yok. Zamanında yıllar yılı uğraştığım için dağcılığın çok da akıl karı bir uğraş olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim sanırım.

 

IMG_9067
IMG_9069

 

Apaneca’da Arnavut Labirenti (Laberinto de Albania) diye bir yer var. Burası kahve de içebileceğiniz bir kahve plantasyonu, küçük bir labirente sahip olan ve zipline yapılabilecek bir yer. Labirentte bir kahve içip kasabaya geri dönüp sanat-sepet işleri ile uğraşan bir mekana giriyorum. Elemanlar oldukça sıcakkanlı. Nereli olduğumu öğrenince tabi ki şaşırıyorlar, zira El Salvador turistik bir yer değil. Gerçi şu ara, çetelerin turistlere dokunduğunu pek de söyleyemeyiz ama yine de Batılılar dünyanın en çok cinayet işlenen ülkesine gelmek istemiyor (listenin 2. sırasında Jamaika var, 3. Honduras, 4. ise Belize).

 

IMG_9121

 

Salvador’daki mafya örgütlenmesi ABD Los Angeles çıkışlı M-13 diye bilinen Mara Salvatrucha ve 18. Sokak (diğer adlarıyla Mara 18 veya Barrio 18). Ülkede 1979-1992 yılları arasında vuku bulan iç savaş süresince on binlerce insan ABD’ye göç etmek zorunda kalmış. Özellikle Los Angeles bölgesinde sefalet içinde yaşayan kimi Salvadorlular çeteleşme yoluna girerek uluslararası uyuşturucu trafiğine dahil olmuş ve neticede bu iki örgütlenme ortaya çıkmış. Özellikle ABD ve Orta Amerika’da faaliyet gösteren örgütlerin her birinin otuz ile elli bin arası üyelerinin olduğu tahmin ediliyor.

Neyse ki söz konusu örgütler daha çok büyük kentlerde takılıyor, kırsal kesimde sükunet ve huzur hakim. Herkes herkese selam veriyor, gülümsüyor, yardımlaşma ve dayanışma gırla…

 

IMG_9108

 

Ama bir yandan, tam da bu bölgede, 1932 yılında yaşanan köylü katliamını da anmadan geçmemeliyiz. 79 iç savaşının aktörlerinden olan gerilla örgütüne isim babalığı yapmış olan Komünist Parti lideri Farabundo Martí’nin önderliğinde, yaşadıkları sefalete karşı ayaklanan Pipil yerlisi kırk bin köylü Salvador ordusu tarafından katledilmişti. Olay bir kahve ülkesi olan Salvador’da, dünya kahve piyasasındaki değer kaybı sonrasında yaşanan ekonomik kriz sırasında vuku buluyor. O sırada ülkede görevli ABD delegasyonu başkanı McCafferty, Salvador hükümetine yazdığı mektupta, bir köylünün değerinin bir çiftlik hayvanından daha az olduğunu dile getirmişti.

***

NATIVE_AMERICAN_INDIGENOUS_PEOPLE_OF_EL_SALVADOR_IN_CENTRAL_AMERICA_ISTHMUS

 

Meksika dahil olmak üzere bütün Orta Amerika nüfusunun çoğunu melezler oluşturuyor. Birçok yerli dili ölmüş veya can çekişiyor. Katolik dini ise feci bir biçimde baskın.

 

IMG_9138
IMG_9118

Pupusa

 

Salvador’un en ünlü yiyeceği bir tür mısır unu pidesi olan pupusa. Kapalı olarak yapılan pupusaların içine et, peynir, fasulye gibi harçlar konabiliyor, oldukça ucuz ve lezzetli bir besin. Bunun yanı sıra yuka diye adlandırılan çeşitli yiyecekler de mevcut. Bölgedeki yerleşimlerin pazar yerlerinde (mercado) bu değişik yiyeceklerden tatmak mümkün.

 

IMG_9137
IMG_9122

Yuka

 

Başkente ise zorunda değilseniz gitmemekte yarar var. Kent gerçekten berbat. Honduras’a geçerken bir gece kalayım dedim, yanardağdan kaçarken depreme yakalandım. Gerçekten tırsınçtı.

Direk giden otobüsün saati uymuyor diye Honduras’ın başkenti Tegicugalpa’ya yedi farklı araç değiştirerek gittim. O da ayrı bir yazının konusu olabilir. 

Gerçi seyahat dediğin arada saçmalamak değil de nedir?

 

NEREDE NE İÇİLİR? ORTA AMERİKA

MEKSİKA

 

"Para todo mal, mezcal, y para todo bien, también.

“Her şey kötü, mezcal, ve sonra da her şey güzel.”

 

Meksika denince akla derhal tekila gelir. Peki, tekilanın bir mezcal (mescal) çeşidi olduğunu biliyor muydunuz?

 

Mescal agave bitkisinin fermantasyonuna müteakiben damıtılmasından elde edilen bir içkidir. Bu kelime etimolojik olarak Aztekçe, ‘çok pişmiş agave’ anlamına gelen mexcali (okunuşu mezkali) kelimesinden geliyor. Mezcal üretiminin en önemli yeri Oaxaca bölgesidir. Bölgede bulunan bir çok üretim yerinde farklı tatlarda 30 ile 70 arasındaki alkol derecelerine sahip mezcaller üretilmektedir. Bunların en popüler olanları da içinde kurt ihtiva edenleri olsa gerek. Sanılanın aksine bütün mezcal çeşitlerinde kurtun olması şart değil. Kurtların konulma nedeni ise müphem: mezcale tat verdiği için koyuluyor diyenler de var, buna bir tür pazarlama taktiği diyenler de.

 

IMG_8508

Oaxaca pazarında (mercado) mezcal dükkanı

 

Mescal genelde düz bir biçimde içilir veya kokteyllerde kullanılır. Mezcal tadımları buse alma biçiminde küçük bardaklardan yapılır.

 

Tekila ise Guadalajara’nın 65 km uzağındaki Tequila kentinde üretilir. Tıpkı, bir brendi çeşidi olan konyağın isim hakkını alan Cognac yöresi gibi tekila da kentin ismiyle anılmaktadır ve popülaritesi konyakla yarışacak düzeydedir. Kaliteli tekilaların düz bir biçimde içilmesi tavsiye edilirken, daha ucuz yollu kafa bulmak isteyenler için limon-tuz ve fondip seçeneği sunulmaktadır.

 

IMG_8499

Mezcal üretim yeri. Solda agaveler.

 

Çeşitleri:

 

  • Blanco: Genelde taze yani en fazla iki aylık. Renksiz olurlar.

  • Reposado: 2-12 aylıktır.

  • Añejo: Yaşlı demektir. 1-3 yıllıktır.

  • Extra Añejo: 3 yıldan fazla dinlendirilmiştir.

Kahlua Meksika’da üretilen kahve likörüdür. Bir çok kokteylin yapımında kullanılır.

 

IMG_8723

Poş dükkanı, Merida

 

Pox (poş diye okunuyor), genelde Chiapas yöresinde üretilen Maya döneminden günümüze gelmiş mısır, şeker kamışı ve buğday karışımının damıtılmasından yapılan bir içkidir. Meksika’da da çok bilinen bir içki değildir.

 

Charanda, rom benzeri pek de yaygın olmayan bir içki. 

 

Pulque, bir çeşit agave türü olan maguey bitkisinden üretilen süt renkli bir içki. Turizmle beraber tüketimi de artan pulque üretimi bir Aztek geleneğidir.

 

ROM

 

"The chief fuddling they make in the island is Rumbullion, alias Kill-Divil, and this is made of sugar canes distilled, a hot, hellish, and terrible liquor." 

 

Barbados’ta 1651 yılına tarihlenen bir dokümanda ‘Rumbillion’u yani ‘Rom’u, Şeytan Öldüren (kill-devil) berbat bir içki olarak tanımlıyor. Şeker kamışı ve/ya melas suyunun damıtılmasından elde edilen içki korsanlar, daha geniş bir bakış açısıyla denizcilerle özdeşleşerek popülaritesini kazanmıştır (1655 yılında İngiliz Donanması denizcilere Fransız brendisi yerine rom vermeye başlıyor. 1704 yılında ise İngiliz Amirali Vernon içindeki şeker kamışı özünün denizcilere enerji verdiği düşüncesi ile günde iki kez rom verilmesi kuralını getirmiş, ‘tot’ denilen bu uygulama 1970 yılına kadar devam etmiş).

 

IMG_9237

 

Bütün Karayipleri etkisi altına aldığı için Rom ana başlığı ile ülkeleri ara başlık olarak vermekte yarar gördüm. Zira birazdan bahsedeceğim bütün Orta Amerika ülkelerinde rom kültürü hakim.

 

Rumbillion adının Karayip yerlilerinin kullandığı bir kelimeden türediğini söyleyenler olsa da bu oldukça tartışmalı ve muallak bir konu. Tartışma yalnızca etimoloji ile kalmıyor. Köken olarak bu içkinin ilk kez Hindistan’da üretildiği de söyleniyor. Hatta daha da ilginci, zamanın büyük şeker üreticisi olan Kıbrıs adasının o zamanki kralı I. Peter (Pierre I de Lusignan)’ın 1364’te yapılan Krakow Kongresindeki soylulara sunmak üzere yanında götürdüğü içkinin rom olduğu ileri sürülüyor. Keza Malayların ürettiği ‘Brum’ adlı şeker bazlı içkinin oldukça eski tarihli olduğu da biliniyor. Ancak bu içkinin fermente mi yoksa distile mi olduğu belirsiz. 

 

Genelde en az bir yıl dinlendirilen romun çeşitlerine geçelim:

 

  • Açık ya da renksiz olanlar: light, silver veya white olarak da bilinirler.

  • Altın rengi rom: amber rom olarak da bilinirler, burbon fıçılarda bekletilirler.

  • Koyu rom: genelde karamelize şeker veya molastan üretildikleri için renkleri koyu olur. Uzun sürelerde fıçılarda dinlendirilirler.

  • Çeşnili (flavoured) rom: genelde 40 derecenin altında olan bu tür içinde çeşitli meyvelerin özüyle harmanlarırlar.

  • Baharatlı rom: baharat, karamel, tarçın, karanfil ve hatta anasonlu olabilirler.

  • Yüksek alkollü romlar: 40-80 derece alkol oranına sahiptirler.

  • Değerli olanlar: Premium diye adlandırılan bu tür genelde butik üreticilerin özenle üretip yıllandırdıkları, çeşitli karakterlere sahip romlardır.

İspanyolcada ise bu içkiye ron deniliyor.

 

IMG_9059
IMG_8584

Meksika dışında üretimi olmadığından bütün Orta Amerika'da şarap fiyatları yüksek, sağda Chiapas'ta bir restoran

 

KÜBA

Romla ilgili öykümü Küba yazısında anlatmıştım (hatırlamak için tıklayınız).

 

BELİZE:

 

Daha çok Karayip kültürü etkisinde kalmış olan Belize’nin de en çok tüketilen içeceklerinin başında elbette ki rom geliyor. Ülkede üretimi yapılan çeşnili romlar daha popüler, sonrasında beyaz ve altın rom tüketimi geliyor. Belize’nin pahalı bir yer olduğunu belirtmekte yarar var.

 

IMG_8776
IMG_8816

 

GUETAMALA

 

Dünyanın en pahalı romlarından olan Zacapa hali hazırda pahalı bir ülke olan Guetamala’da da el yakıyor. Özellikle 23 yıllık Zacapa dünyadaki popülaritesinin artmasından mıdır, sert fiyatlarla satılıyor. Ama şirketin rom severlere Botran adında daha ucuz bir alternatifi var. Botranların da 8, 12, 15, 18 vs yıllıkları mevcut. Aguardiente de sevilerek tüketilen diğer bir içki.

 

IMG_8844
IMG_8900

 

Adını İspanyolcada su anlamına gelen agua ve yanan anlamına gelen ardiente kısaca ateş-suyu demek. Alkol derecesi 29 ile 60 arasında değişen bu içki, meyve, sebze, şeker kamışı posasının fermantasyonunun distilasyonu sonrasında elde ediliyor.

 

EL SALVADOR

 

Ülkede üretilen aguardiente daha yaygın olarak tüketiliyor gibi. Rom üretimi de mevcut.

 

IMG_9065
IMG_9064

 

HONDURAS

 

Burada da aguardiente üretimi var. Ama kendi üretimi olan rom yok. Bir de büyük ihtimalle yerli geleneği olarak ottan yapılan veya içinde ot olan yerel bir içkileri var ama bu pek yaygın değil. 

 

 

NİKARAGUA

 

Aguardiente üretiminin yanı sıra 2017 yılında uluslararası bir yarışmada ödülü alınca iyice ünlenen ve yaygınlaşan Flor de Caña şirketi romda ülkenin bütün pazarını ele geçirmiş gibi.

 

KOSTA RİKA

 

Ülkede aguardiente ve rom üretimi mevcut. Kosta Rika pahalılığı ile ün yapmış diye belirtmekte yarar var.

 

IMG_9164
IMG_9194
IMG_9495

Gifiti, Honduras. Flor de Caña, Nikaragua. Casique, Kosta Rika

 

PANAMA

 

Bocas del Toro adasında bisiklet kiralayıp kıyıdaki yoldan adayı keşfe çıkmıştım. Bir süre sonra ıssız gibi görünen plajda bir tane plaj barına denk geliyorum. Ortamda dum-tıs boktan bir müzik, yine de barmene soruyorum “Panama yapımı hangi romunuz var?” diye. “Yok” diyor. “Hiç mi yok?” aşamasına gelmeden hemen uzuyorum. Şansıma ilerde bir yer daha buluyorum. Burada bina, seviçe ve sessizlik var.

 

IMG_9510
IMG_9515

 

Yine aynı soruyu soruyorum. “Var” abi diyor eleman, “Bacardimiz var.” “Oğlum” diyorum “Bacardi Panama üretimi mi?” O şişeyi çevirirken ben de hikayeyi anlatmaya başlıyorum:

 

İlk kez 1862 yılında Küba’da Barselona doğumlu bir şarap üreticisi olan Don Facundo Bacardi Masso adlı şahıs tarafından üretilmiştir. Küba devrimi sonrasında ise Fidel’le zıtlaşıp ABD’ye kapağı atan şirket merkezini de Bermuda’ya taşımış. Ne var ki Küba aynı adı kullanarak rom üretimine devam edince mahkemelik oluyorlar ve neticede Küba ürettiği romun ismini değiştirmek zorunda kalıyor. 

 

“Kısaca” diyorum, “bunlar yavşak karşı-devrimcilerden başka da birşey değil. Sen bana Panama romu ver.”

 

IMG_9511

 

Küba Libre (Özgür Küba) denilen berbat kokteyl ise hikayeye göre ABD’nin Küba’yı güya İspanya’dan kurtarması (yani Küba’ya çökmesi) sırasında ABD’li denizciler tarafından bulunmuş. 

 

Madem Bacardi dedik, bir atasözü ile yazımızı sonlandıralım: “Biri içer biri Bacardi, kıyamet ondan kopardi.”

 

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved