NEREDE NE İÇİLİR? ORTA AMERİKA

MEKSİKA

 

"Para todo mal, mezcal, y para todo bien, también.

“Her şey kötü, mezcal, ve sonra da her şey güzel.”

 

Meksika denince akla derhal tekila gelir. Peki, tekilanın bir mezcal (mescal) çeşidi olduğunu biliyor muydunuz?

 

Mescal agave bitkisinin fermantasyonuna müteakiben damıtılmasından elde edilen bir içkidir. Bu kelime etimolojik olarak Aztekçe, ‘çok pişmiş agave’ anlamına gelen mexcali (okunuşu mezkali) kelimesinden geliyor. Mezcal üretiminin en önemli yeri Oaxaca bölgesidir. Bölgede bulunan bir çok üretim yerinde farklı tatlarda 30 ile 70 arasındaki alkol derecelerine sahip mezcaller üretilmektedir. Bunların en popüler olanları da içinde kurt ihtiva edenleri olsa gerek. Sanılanın aksine bütün mezcal çeşitlerinde kurtun olması şart değil. Kurtların konulma nedeni ise müphem: mezcale tat verdiği için koyuluyor diyenler de var, buna bir tür pazarlama taktiği diyenler de.

 

IMG_8508

Oaxaca pazarında (mercado) mezcal dükkanı

 

Mescal genelde düz bir biçimde içilir veya kokteyllerde kullanılır. Mezcal tadımları buse alma biçiminde küçük bardaklardan yapılır.

 

Tekila ise Guadalajara’nın 65 km uzağındaki Tequila kentinde üretilir. Tıpkı, bir brendi çeşidi olan konyağın isim hakkını alan Cognac yöresi gibi tekila da kentin ismiyle anılmaktadır ve popülaritesi konyakla yarışacak düzeydedir. Kaliteli tekilaların düz bir biçimde içilmesi tavsiye edilirken, daha ucuz yollu kafa bulmak isteyenler için limon-tuz ve fondip seçeneği sunulmaktadır.

 

IMG_8499

Mezcal üretim yeri. Solda agaveler.

 

Çeşitleri:

 

  • Blanco: Genelde taze yani en fazla iki aylık. Renksiz olurlar.

  • Reposado: 2-12 aylıktır.

  • Añejo: Yaşlı demektir. 1-3 yıllıktır.

  • Extra Añejo: 3 yıldan fazla dinlendirilmiştir.

Kahlua Meksika’da üretilen kahve likörüdür. Bir çok kokteylin yapımında kullanılır.

 

IMG_8723

Poş dükkanı, Merida

 

Pox (poş diye okunuyor), genelde Chiapas yöresinde üretilen Maya döneminden günümüze gelmiş mısır, şeker kamışı ve buğday karışımının damıtılmasından yapılan bir içkidir. Meksika’da da çok bilinen bir içki değildir.

 

Charanda, rom benzeri pek de yaygın olmayan bir içki. 

 

Pulque, bir çeşit agave türü olan maguey bitkisinden üretilen süt renkli bir içki. Turizmle beraber tüketimi de artan pulque üretimi bir Aztek geleneğidir.

 

ROM

 

"The chief fuddling they make in the island is Rumbullion, alias Kill-Divil, and this is made of sugar canes distilled, a hot, hellish, and terrible liquor." 

 

Barbados’ta 1651 yılına tarihlenen bir dokümanda ‘Rumbillion’u yani ‘Rom’u, Şeytan Öldüren (kill-devil) berbat bir içki olarak tanımlıyor. Şeker kamışı ve/ya melas suyunun damıtılmasından elde edilen içki korsanlar, daha geniş bir bakış açısıyla denizcilerle özdeşleşerek popülaritesini kazanmıştır (1655 yılında İngiliz Donanması denizcilere Fransız brendisi yerine rom vermeye başlıyor. 1704 yılında ise İngiliz Amirali Vernon içindeki şeker kamışı özünün denizcilere enerji verdiği düşüncesi ile günde iki kez rom verilmesi kuralını getirmiş, ‘tot’ denilen bu uygulama 1970 yılına kadar devam etmiş).

 

IMG_9237

 

Bütün Karayipleri etkisi altına aldığı için Rom ana başlığı ile ülkeleri ara başlık olarak vermekte yarar gördüm. Zira birazdan bahsedeceğim bütün Orta Amerika ülkelerinde rom kültürü hakim.

 

Rumbillion adının Karayip yerlilerinin kullandığı bir kelimeden türediğini söyleyenler olsa da bu oldukça tartışmalı ve muallak bir konu. Tartışma yalnızca etimoloji ile kalmıyor. Köken olarak bu içkinin ilk kez Hindistan’da üretildiği de söyleniyor. Hatta daha da ilginci, zamanın büyük şeker üreticisi olan Kıbrıs adasının o zamanki kralı I. Peter (Pierre I de Lusignan)’ın 1364’te yapılan Krakow Kongresindeki soylulara sunmak üzere yanında götürdüğü içkinin rom olduğu ileri sürülüyor. Keza Malayların ürettiği ‘Brum’ adlı şeker bazlı içkinin oldukça eski tarihli olduğu da biliniyor. Ancak bu içkinin fermente mi yoksa distile mi olduğu belirsiz. 

 

Genelde en az bir yıl dinlendirilen romun çeşitlerine geçelim:

 

  • Açık ya da renksiz olanlar: light, silver veya white olarak da bilinirler.

  • Altın rengi rom: amber rom olarak da bilinirler, burbon fıçılarda bekletilirler.

  • Koyu rom: genelde karamelize şeker veya molastan üretildikleri için renkleri koyu olur. Uzun sürelerde fıçılarda dinlendirilirler.

  • Çeşnili (flavoured) rom: genelde 40 derecenin altında olan bu tür içinde çeşitli meyvelerin özüyle harmanlarırlar.

  • Baharatlı rom: baharat, karamel, tarçın, karanfil ve hatta anasonlu olabilirler.

  • Yüksek alkollü romlar: 40-80 derece alkol oranına sahiptirler.

  • Değerli olanlar: Premium diye adlandırılan bu tür genelde butik üreticilerin özenle üretip yıllandırdıkları, çeşitli karakterlere sahip romlardır.

İspanyolcada ise bu içkiye ron deniliyor.

 

IMG_9059
IMG_8584

Meksika dışında üretimi olmadığından bütün Orta Amerika'da şarap fiyatları yüksek, sağda Chiapas'ta bir restoran

 

KÜBA

Romla ilgili öykümü Küba yazısında anlatmıştım (hatırlamak için tıklayınız).

 

BELİZE:

 

Daha çok Karayip kültürü etkisinde kalmış olan Belize’nin de en çok tüketilen içeceklerinin başında elbette ki rom geliyor. Ülkede üretimi yapılan çeşnili romlar daha popüler, sonrasında beyaz ve altın rom tüketimi geliyor. Belize’nin pahalı bir yer olduğunu belirtmekte yarar var.

 

IMG_8776
IMG_8816

 

GUETAMALA

 

Dünyanın en pahalı romlarından olan Zacapa hali hazırda pahalı bir ülke olan Guetamala’da da el yakıyor. Özellikle 23 yıllık Zacapa dünyadaki popülaritesinin artmasından mıdır, sert fiyatlarla satılıyor. Ama şirketin rom severlere Botran adında daha ucuz bir alternatifi var. Botranların da 8, 12, 15, 18 vs yıllıkları mevcut. Aguardiente de sevilerek tüketilen diğer bir içki.

 

IMG_8844
IMG_8900

 

Adını İspanyolcada su anlamına gelen agua ve yanan anlamına gelen ardiente kısaca ateş-suyu demek. Alkol derecesi 29 ile 60 arasında değişen bu içki, meyve, sebze, şeker kamışı posasının fermantasyonunun distilasyonu sonrasında elde ediliyor.

 

EL SALVADOR

 

Ülkede üretilen aguardiente daha yaygın olarak tüketiliyor gibi. Rom üretimi de mevcut.

 

IMG_9065
IMG_9064

 

HONDURAS

 

Burada da aguardiente üretimi var. Ama kendi üretimi olan rom yok. Bir de büyük ihtimalle yerli geleneği olarak ottan yapılan veya içinde ot olan yerel bir içkileri var ama bu pek yaygın değil. 

 

 

NİKARAGUA

 

Aguardiente üretiminin yanı sıra 2017 yılında uluslararası bir yarışmada ödülü alınca iyice ünlenen ve yaygınlaşan Flor de Caña şirketi romda ülkenin bütün pazarını ele geçirmiş gibi.

 

KOSTA RİKA

 

Ülkede aguardiente ve rom üretimi mevcut. Kosta Rika pahalılığı ile ün yapmış diye belirtmekte yarar var.

 

IMG_9164
IMG_9194
IMG_9495

Gifiti, Honduras. Flor de Caña, Nikaragua. Casique, Kosta Rika

 

PANAMA

 

Bocas del Toro adasında bisiklet kiralayıp kıyıdaki yoldan adayı keşfe çıkmıştım. Bir süre sonra ıssız gibi görünen plajda bir tane plaj barına denk geliyorum. Ortamda dum-tıs boktan bir müzik, yine de barmene soruyorum “Panama yapımı hangi romunuz var?” diye. “Yok” diyor. “Hiç mi yok?” aşamasına gelmeden hemen uzuyorum. Şansıma ilerde bir yer daha buluyorum. Burada bina, seviçe ve sessizlik var.

 

IMG_9510
IMG_9515

 

Yine aynı soruyu soruyorum. “Var” abi diyor eleman, “Bacardimiz var.” “Oğlum” diyorum “Bacardi Panama üretimi mi?” O şişeyi çevirirken ben de hikayeyi anlatmaya başlıyorum:

 

İlk kez 1862 yılında Küba’da Barselona doğumlu bir şarap üreticisi olan Don Facundo Bacardi Masso adlı şahıs tarafından üretilmiştir. Küba devrimi sonrasında ise Fidel’le zıtlaşıp ABD’ye kapağı atan şirket merkezini de Bermuda’ya taşımış. Ne var ki Küba aynı adı kullanarak rom üretimine devam edince mahkemelik oluyorlar ve neticede Küba ürettiği romun ismini değiştirmek zorunda kalıyor. 

 

“Kısaca” diyorum, “bunlar yavşak karşı-devrimcilerden başka da birşey değil. Sen bana Panama romu ver.”

 

IMG_9511

 

Küba Libre (Özgür Küba) denilen berbat kokteyl ise hikayeye göre ABD’nin Küba’yı güya İspanya’dan kurtarması (yani Küba’ya çökmesi) sırasında ABD’li denizciler tarafından bulunmuş. 

 

Madem Bacardi dedik, bir atasözü ile yazımızı sonlandıralım: “Biri içer biri Bacardi, kıyamet ondan kopardi.”

 

CAYE CAULKER

Belize’yi kaç kişi bilir? Acaba nasıl bir yerdir? İnsanlar orada ne yapar, ne yer ne içer? Kafamda deli sorular...

Belize kenti, yüksek suç oranı, sefalet, çeteler ve uyuşturucu gibi sorunlarıyla dünyanın en tehlikeli yerlerinden. Kentteki cinayet oranı ülkeyi El Salvador ve Honduras’la beraber top 10’a çıkarmaya yetiyor. Üstüne üstlük ara sıra fırtananın vurduğu ülkede 1961’de yaşanan kasırga felaketinden sonra yeni başkent 1970 yılında yeniden planlanan Belmopan olmuştu. Belize kentinin aksine Belmopan tıpkı Brezilya’nın sonradan kurulan başkenti gibi aşırı dinginliği ile biliniyormuş, yani suç ve cürüm dahil olmak üzere görecek pek de bir şey yokmuş orada. Bilakis ülkenin en batısındaki San Ignacio, kumarhaneleri ve çevresindeki doğası ile turistlerin uğrak yerlerinden. Bunları okuyarak öğrenmiştim. E tabii, okuyarak öğrenmek başkadır, görerek öğrenmek başka.

 

IMG_8835
IMG_8784

Belize Kenti ve Caye Caulker

 

Nitekim Caye Caulker’a ulaştığımda tahayyüllerimin ötesinde bir yerle karşılaşmıştım. Burası anakara ile pek alakası olmayan nefis bir Karayip adasıydı.

Su taksisinden indiğimde üç beş kişi etrafımızı sarmış ve bir klasik olarak taksi isteyip istemediğimizi sormaya başlamıştı. Ama bu elemanlar başka ülkelerin aksine insana öyle pis bir şekilde tebelleş olmuyor, hatta taksi tutmayana da yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Herkes dost canlısı gibiydi.

Yolculuğa çıkmadan önce kalacağım hostele mesaj atmış ve ücretsiz ulaşım hizmeti için talepte bulunmuştum. Yola çıktıktan sonra, Meksika hattım henüz çalışırken beni çok şaşırtan bir şekilde mesajıma yanıt gelmiş ve limanda beni karşılayacaklarını söylemişlerdi. Bu kesinlikle bir Latin davranışı değildi!

 

IMG_8762
IMG_8759

Meksika karasularında mesajın geldiği nokta ve su taksisinin içi

 

Beni alacak olan eleman geç de olsa damlıyor ve çantamı golf arabasına atıp beni hostele götürüyordu. Ada aslında oldukça küçük, ulaşım yürüme dışında sadece bisiklet ve elektrikli golf arabaları ile sağlanıyor. Ama o berbat deniz yolculuğundan sonra bir an önce hostele varmak iyi geliyor.

Hostele vardığımızda beni alan Albert menşeimi öğrenince bana “abi normalde Belize’ye gelen Türkler hiç bizimle muhatap olmaz, lüks otellerden ve kumarhanelerden çıkmaz” diyor. “Albertciğim” diye karşılık veriyorum “bizde o kadar çok o. ç. var ki ihraç etmeye kalksak ekonomimiz düzelirdi.” Albert yanıtıma istinaden kahkahayı basıyor: “Sen ne değişik bir adamsın!” Sonra hostelin sahibi Pops gelip bize o gün yakaladığı kırmızı levreklerden ikram ediyor, hemen akabinde benim kafadan olan bir başka seyyah Rachel pis bir uyuşturucu taciri edasıyla elinde koca bir şişe romla belirip oradakilere dağıtmaya başlıyor. Ortam romla beraber iyice şahaneleşiyor. Daha henüz ayak basmıştım ki kendimi parti ortamının içinde buluyorum iyi mi? Kop kop... Kop.

 

IMG_8814

"Bedava bok ve taciz her gün taze olarak servis edilir"

 

Bu arada hostel sahipleri ve çalışanlarıyla anında kanka olmam aynı frekanstan olduğumuz için sanırım. Odalardaki uyarı tabelalarına hasta oluyorum.

 

IMG_8769
IMG_8771

"Siktimin buzdolabının fişini çekmeyin!" ve "Karınca ve/ya hamaböceklerinden hoşlanıyor musunuz? Hayır! Öyleyse siktimin odasında yemek yemeyin!"

 

***

Geldiğimde banka kapalı olduğundan para değişimi yapamamıştım, bir şekilde ATM’den de para çekmeye muvaffak olamamıştım. Akşam karnımızı hostelde doyurduk ama, sabah daha karga bokunu yemeden uyanınca ortalarda boş mide ile dolaşıp bankanın açılış saatini beklemek zorunda kalıyorum. Öyle aval aval etrafa bakınırken karşıdan bir tane iri ve sarışın abi beliriyor. Teksas’ın mı yoksa burasının mı olduğunu anlayamadığım bir aksanla “dostum yiyecek bir şey aranıyorsan biraz ilerde nefis fried jack yapıyorlar” diye dostça laf atıyor. “Valla açım ama cebimde Belize doları yok, bankanın açılmasını bekliyorum” diyorum. “Bankada komisyon alırlar, git herhangi bir Çin süpermarketinden bozdur. Unutma bir ABD doları iki Belize doları!”

 

IMG_8778
IMG_8779

Fry Jack yani kızartılmış jack bildiğimiz bişi yahu!

 

 

Belize’nin 1981 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra kabul edilen resmi bayrağı dünyadaki tek insan figürüne sahip bayrak. Bayrağın üzerinde birisi Maya ya da melez, diğeri de zenci olan eleman figürlerinin hemen altında Kroelce olduğunu tahmin ettiğim ‘sub umbra floreo’ yani ‘gölgenin altında güzelleşiyoruz’ ibaresi yer alıyor. Gölgenin altında alkol mü içiyorlar ne içiyorlar da güzelleşiyorlar artık bilemiyorum. Eskiden İngiliz Honduras’ı olarak bilinen ülkenin etnik yapısı karman çorman, hatta o kadar kaotik ki kafaların karışması kaçınılmaz. Benim kafa daha anlatmaya başlamadan bir milyon oldu bile.

 

belize-hi
IMG_8795

 

Halkın çoğunu Kroil / Kreoller oluşturuyor. Kroel; zenci, melez veya sarışın da olabilen melez tiplere deniyor. Mayalar, Afrika-Karayip yerlisi karışımı Garinagu ve İspanyol-Maya karışımı olan Mestizoların yanı sıra Almanca konuşan Mennonitler (ki bunlar Rus Mennonitleri diye de bilinir), Hintliler, Çinliler ve beyazlar diğer etnik gruplar. Resmi dil İngilizce ama karma bir dil olan Kroel dili, İspanyolca, üç farklı Maya dili (ki bunlar kendi aralarında anlaşmakta güçlük çeker) yaygın olanları.

Caye Caulker’in bütün süpermarketleri Çinli. Yaşlı Çinliler Kreolceyi öğrenmemiş ama gençleri konuşabiliyormuş diye duydum. Gerçekten de süpermarketler dolar bozdurma işinde oldukça rahatmış, ne komisyon alıyorlar ne çakallık yapıyorlar. Gerçi adada çakallık yapma gibi bir durum söz konusu değil. Adanın mottosu da ‘Go Slow’ yani ‘Yavaş Yavaş’. Bir gün, adanın rehavetine kendimi kaptırdığımdan olacak, satın aldığım bir tura geç kalmıştım. Geç kalmaktan nefret ettiğim için de koşar adım kendimi yola vurduğum anda kenarda uyuz uyuz oturan elemanlar derhal ayıplamıştı beni: “go slow buddy!” diyerek. Golf arabasından bile hızlı yürüyebildiğim için hızımdan utanıp yavaşlamıştım.

Yetişmeye çalıştığım şnorkel turuydu. Şansıma, teknede Maya yerlisi olan kaptanımız ve bir de buralı ama ABD’de yaşayan siyahi kadınla beraber sadece üç kişiydik (özellikle dar yerlerdeki kalablıktan hoşlanmam). Dalış aralarında yağtığımız sohbet etnik konulara dalınca bana bizim ülkedeki ayrımcılığı soruyor. Nasıl anlatsam, ABD’de herhangi bir kurumsal iş için kullanılan en basit başvuru formlarında bile vatandaşın işaretlemekle yükümlü kılındığı şu dört şık vardır: beyaz, zenci, latin, kızılderili. Bizde (ve bir çok ülkede) böyle bir durumun olmadığını söylüyorum, çok şaşırıyor (tabii Suriyelilere karşı ırkçılığımızın keşfi veya Kürt düşmanlığı gibi konulara girmiyorum). Bilakis ülkemizde zenci köyleri olduğunu ve bu insanların siyah diye ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutulmadığını belirtiyorum. (Irkçılık/ayrımcılık ne pis bir şeydir arkadaş. Bu yaştan sonra ülkemde ırkçılık görmeye başladım ya daha ne desem bilemiyorum)

 

IMG_8812

Bunlarla ve daha nice mahlukatla beraber yüzmek mümkün, ıstırmıyorlar

 

***

Burası pahalı bir yer aslında. Gerçi şu ara bize her yer pahalı geliyor ya, o ayrı. Özellikle yeme içme konusunda pahalılık dezavantajını da ülkemizde zaten hali hazırda her daim pahalı olan karides veya istakoz yiyerek avantaja dönüştürmek mümkün.

Adada yüzme, alkol, şnorkel / dalış turları, dalış eğitimi, pırpırla mavi çukuru görme (bence de görme! Zira bir saatlik tur 250 ABD doları, aman mavi çukur da eksik kalsın) gibi etkinlikler var. Kaldığım Traveler's Palm Hostelinde (boşa reklam yapmıyoruz, selamımı söyleyin izzet ve ikramı esirgemezler) ayrıca bedava kayak hizmeti veriliyordu. Kayağı almaya gittiğimde bana dostça şu uyarıyı yapmıştı ablalar: “fazla açılma da seni 20 mil açıktan toplamak zorunda kalmayalım canım.” Bu uyarıyı dikkate alıp (açıkçası tırsmıştım) kıyı kıyı gitmiş ve yolun yarısında en son on beş yıl önce kullandığım aleti ters kullandığımı fark etmiştim. İyi ki ablalar bu salaklığımı görmedi yoksa bütün adanın taşak oğlanına dönerdim anında.

 

IMG_8772
IMG_8801

Gerçekten de öyle

 

Ortamda Karayiplerin çoğunda etkili olduğu gibi bir reggie/rastafarya kültürü hakim. Aşırı rahatlık, pozitif enerji, sıcakkanlılık, argo... beni direk adaya bağlamıştı. Burası için minyatür bir Jamaika’dır desek yanılmış olur muyuz bilemedim. Bir tane fark var ama, değinmekte fayda var: Jamaika’nın aksine futbol çok popüler bir spor dalı değil. Girdiğim spor barlarında genelde basketbol izleniyordu. Sadece bir yerde televizyonda maç izleyen zenci bir abi görmüştüm ve şaşırmıştım. Ama asıl şaşkınlığım ‘ne izliyor lan bu?’ diye merak edip bakmaya gidince oldu: TS-BJK maçı! Yuh arkadaş. Bu ada ne saçmalıklara gebe yahu.

***

Son gecemde hostel avlusunun merdivenlerinde oturmuş metal mataramdan piizleniyordum. Çalışan ablalar hemen “ne o, parfüm mi içiyorsun yoksa?!” diye laf atıyorlar.

 

WhatsApp Image 2019-07-31 at 20.27.29
IMG_8818

Mataraman, avluda Pops ve arkadaşları

 

‘Arkadaş şuraya geleli üç gün oldu, artık nasıl bir izlenim bıraktıysak vatandaşın üzerinde...’ diyorum kendi kendime.

Mataradan bir yudum daha alırken bu enfes yerde olmanın zevkini çıkartmaya devam ediyorum büyük bir huzurla...

 

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved