DİKKATLİ OL FRANK!

"Hayat rüzgar olmadan da devam edemez mi? Her şeyi titretiyor.

Gördüğün her şey önemsizdir."

 

Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin ikinci filmi olan 1985 yapımı Calamari Union, bir grup proleterin, işçi sınıfının yaşadığı Kallio bölgesinden Helsinki’nin üst tabaka semti olan Eira’ya çaresizce ulaşma çabasını anlatır. Aslında yürüme mesafesinde olan bu rotada yapacakları yolculuk, ceplerinde beş kuruş olmayan avam tabakası üyeleri için uzun ve zorlu bir mücadeleyi gerektirmektedir. Calamari Union 1982'de açılan Helsinki metrosunun ilk kullanıldığı filmdir, kahramanlarımız da ilk ulaşım aracı olarak metroyu tercih ederler, daha doğrusu yaptıkları plana müteakiben metroyu kaçırırlar.

1

 

On dört Frank ve İngilizce konuşan karakter Pekka'dan oluşan topluluk üyelerinin çoğu her daim güneş gözlüğü takar ve az konuşur. Herkesin isminin Frank olması Finlandiyalı yazar Martti İnnanen’in Frank Armoton adlı romanındaki baş karakterinden esinlenerek koyulmuştur.

Yalnızca Franklerden bir tanesi filmin 14. dakikasında otele giriş yaparken soyadını söyler (diğerlerinin soyadı da aynı mı bunu bilemiyoruz). Armoton Fince merhametsiz demektir. Frankler ara ara bir araya gelse de bu karakter diğerlerinden farklı hareket eder. Filmin 19. dakikasının sonlarında diğerlerini bir kafede otururken görür. Camekanın diğer tarafından onlara bakar ve kayıtsızca yoluna devam eder. Kaçış yolunu tek başına arayacaktır.

9

 

Saçma sapan diyaloglar ve absürdlükler silsilesi içinde Franklar bir yandan Eira'ya ulaşmaya çalışırken bir yandan da para kazanmaya ve/veya hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Pekka ise karanlık bir karakter olarak Güney Amerika’da beş yıl geçirdiğini söyler, büyük ihtimalle kontralar için çalışmıştır.

Frankların anavatanı olan Kallio işçi semti şu an Helsinki'nin popüler bölgelerindendir. Alternatif kafeleri ve barları ile Helsinki'nin diğer yerlerine oranla insanlara biraz daha sıcak ortamlar sunar: Ruslardan bile daha fazla alkol tüketen ve keza alkolü karıştırmayı seven Finliler (ki bunların yalnızca içince sosyalleştiklerini daha önceki yazılarımızda ele almıştık[1]) ne yazık ki şu an başka bir illetin de pençesindedir: ırkçılık!

Aslında uzun yıllar fakirlik içinde yaşayan, 1970-80'lerde başta Avusturalya olmak üzere bir çok farklı ülkeye göçmen işçi olarak giden Finliler, Nokia gibi büyük şirketlerin yükselişine paralel olarak ekonomiyi düzeltmişti. Ne var ki bu rüzgarla 2000'lerin ortalarından itibaren Finlandiya'daki göçmen sayısında görülen artışla beraber ırkçılık da artmaya başlamıştı. Tabii bir de, zamanında İsveç Krallığı'nın sömürgesi olan Finlandiya'da İsveççe halen resmi dildir ve küçük, zengin (ve mutlu) İsveç azınlığın Finlandiya'da racon kesmeye devam etmesi de ırkçılığa sebep olan ezikliğin nedenlerinden midir? Bence evet.

8

 

Filmin orijinal adı İngilizcedir: Calamari Union, yani Kalamar Birliği[2] / Kalamar Sendikası; Danimarka, Norveç ve İsveç Krallıklarının 14. ve 16. yüzyılda kurdukları Kalmar Birliği'ne yapılan bir gönderme de olabilir.

Filmin yapımcılığını da Aki'nin yönetmen kardeşi Mika ile kurdukları Villealfa yapım şirketi üstleniyor. Bu ad Godard'ın Alfaville filminden esinlenerek konulmuştu. Mika, Aki'nin aksine Finlandiya'da oldukça popülerdir. Aki'nin filmleri Finliler arasında 'bizi yanlış tanıtıyor' yakınmalarına neden olmaktadır, bilmem size de tanıdık geldi mi? Ben de bunu söyleyenlere keşke gerçekten Aki'nin filmlerindeki gibi olsaydınız demeden kendimi alamıyorum...

13

 

Bu arada filmin sonlarına doğru geçen "anne elbette ki bizi affedecek" sözü Mika'nın bir kaç ay önce çektiği Klaani adlı filminde geçmektedir.

Aki bu filmi çekerken ya sarhoşmuş ya da feci şekilde akşamdan kalmaymış. Ne var ki çulsuzluklarından dolayı filmdeki Frank kardeşlerimiz, alkol alma durumları pek olmadığından, film boyunca çoğunlukla su içerler. Zira su Finlandiya'daki bütün kafe ve barlarda bedavadır.

4

 

Bu arada aktörlerden Matti Pellonpaa'yı anmadan geçmek olmaz. 1995 yılında 44 yaşındayken kaybettiğimiz Matti, hem Aki hem de Mika'nın filmlerinde rol almasının yanı sıra Jim Jarmush'un muhteşem Night on Earth 'ünde de oynamıştı. Aynı zamanda Peltsix grubunun solisti de olan Matti, filmlerde hep kendi şahsi kıyafetlerini giyermiş. Oldukça düzgün bir insan olan Matti Avrupa Film Akademisi ve Avrupa Film Ödülleri'nde iki kez En İyi Oyuncu seçilmiştir. Toprağı bol olsun.

m

Aki'nin barı

 

Filmde oldukça köklü bir geçmişe sahip olan Fin tangosundan parçalar da vardır.

***

Vuosaari’de Ülke[3]'yi ziyaret ediyordum. Filmi tekrar izledikten sonra sahnelerin olduğu yerleri bulayım, daha sonra da hiç gitmediğim Eira'ya uzanayım diye evden çıkmaya yelteniyorum. Ülke derhal arkamdan sesleniyor: "Dikkatli ol Frank!"

İnsanın şakacı arkadaşları olması gerçekten güzel bir şey. Dışarıda dolanırken sahneleri hatırlamaya çalışıyorum. Neyse ki tam bir psikopatım da hatırlarken çok sıkıntı yaşamıyorum.

İşte kimi sahnelerin dünü ve bugünü adlı toplu eserim:

7
6.6
2
2.2
12
11.3
3
3.6
5
5.5

 

En son durağım Eira'ya varıp yürüyüşe başlıyorum. Buraya daha önce gelmediğimi iddia etsem de attığım her adım tuhaf bir biçimde tanıdık geliyor. Sonra bir binaya gözüm takılıyor: 'daha önce buradaydım lan ben!' aydınlanması yaşıyorum.

16

Eira, kış

 

2000 yılında Ekotopya dönüşünde Helsinki'de üç beş gün kalmıştık. Dönüş biletim Çek Havayollarındandı ve 'madem Prag aktarmalı gidiyorum, neden bir kaç gün de Prag'da kalmayayım' deyip o zamanlar AB üyesi olmayan Çek Cumhuriyeti'nin elçiliğine gidip transit vize almıştım. Ve işte şu an elçilik binası karşımda duruyor.

Filmdeki rotayı takip ederken nostalji içinde kalıyorum. Hoş bir duygudur, tavsiye ederim.

Bir ara Calamari Union rotasıyla turlar düzenliyorlarmış Helsinki'de. Hala var mı bilemiyorum, varsa kaçırmayınız.

Film absürd filan ancak sonu Aki'nin sınıf mesajıyla bitiyor. Detaya girmeyeyim ama şimdilerde ucuz içkinin ve körkütük eğlencenin adresi olan Helsinki-Talinn hattının macerası da bir başka yazının konusu olacak.

İyi Seyirler Dilerim.

 

 

Dipnotlar:

[1] https://gezenti.biz/index.php/2013/09/30/s/
[2] Union İngilizce'de sendika anlamına da gelir.
[3] Aynı yazı: Sodenküla Film Festivali

Paylaşım için

AZ BİLİNEN KİMİ FUTBOL FİLMLERİ

Két Félidö a Pokolban / Cehennemde İki Devre, 1961 Zoltan Fabri'nin yönettiği film, konusunu 'Ölüm Maçı' olarak adlandırılan ve Kiev'de işgalci Nazilerle Sovyet vatandaşları arasında yapılan maçın hikayesinden alıyor. 1942 yılında yapıldığı söylenen bu maçla ilgili çeşitli teoriler vardır. Kimisi bunun bir Sovyet propagandası olduğunu söylerken kimisi de ateş olmayan yerden duman çıkmaz mantığıyla bu maçın yapıldığını iddia eder. Maçı 5-3 Kiev karması olan FC Start kazanır. Filmde ise Hitler'in doğum gününde Naziler esir tuttukları futbolcularla bir maç ayarlar. Bunu kaçmak için bir fırsat olarak kullanmak isteyen futbolcular yakalanır ve maçı yapmaya zorlanırlar.

220px-Death_match_bill
  Bu filmin bir sonraki versiyonu da bizde Zafere Kaçış adıyla gösterilen 1981 yapımı Victory filmidir. Bu filmde Michael Caine, Sylvester Stallone ve Max von Sydow gibi ünlü aktörlerin yanı sıra Pelé, Osvaldo Ardiles, Bobby Moore gibi eski futbol yıldızları da yer almıştır. Ancak Fabri’nin filminin aksine bu Holivud filminde mutlu son vardır.

Kardeşi askeri cunta tarafından katledilen Ardiles'in hareketi

Coup de Tete, 1979 François Perrin, Trincamp adlı ufak bir kentin takımında futbol oynamaktadır. Geçimsiz biri olan Perrin takımın yıldızı ile kavga edince kentte persona non grata ilan edilir. Ancak yıldız sakatlanınca ona ihtiyaç duyulur ve çıktığı kritik maçta yıldızlaşınca bir anda kentin gözdesi olur. Ama atalarımızın dediği gibi atın intikamı da pis olur.

Birbirinden çok farklı türden filmlere imza atan Annoud bu filminde, özellikle zamanın Fransa'sının politika-sermaye ve şaibe birlikteliğinin en büyük simgelerinden olan Saint Etienne takımının çıkışına da gönderme yapıyor (konuyla ilgili Belmondo'nun oynadığı Le Corps de Mon Enemy adlı bir film daha var). Futbol sahası çekimlerinin zorluğundan dolayı futbol hastaları genelde futbolla ilgili filmlere pek sıcak bakmaz ama kısa saha görüntüleri tatmin edici bir tat yakalıyor gibi.

Al Doilea Joc / İkinci Maç, 2014 Romanya yeni dalga yönetmenlerinden Corneliu Porumboi, bu şahane deneysel filmiyle bizleri Hagi'nin de formasını giydiği Steau Bükreş'le Lucescu yönetimindeki Dinamo Bükreş arasında 3 Aralık 1988 tarihinde oynanan derbiye götürüyor. Sabit kamera ile bizlere kar altında (ısrarla) oynatılan bütün maçı eski bir TV ekranından (video kaydı) izletirken, maçın hakemi olan babası Adrian Porumboi'ya sorduğu sorularla Çavuşesku yönetimindeki Romanya'nın sosyalist rejimini ve birisi asker diğeri ise (gizli) polis örgütünün olan iki takımın futbol maçı görüntüsündeki politik çekişmelerini sorgulamaya davet ediyor. Futbol ve politikayı takip edenlerin hiç sıkılmadan izleyebileceği, onlarca detayı barındıran bir başyapıttır.

  Gmar Gavi'a / Kupa Finali, 1991 1982'de işgal altındaki Filistin'de geçen filmde FKÖ'lü gerillalar İsrailli bir çavuşu kaçırırlar. Çavuş 1982'de İspanya'da yapılacak olan Dünya Kupasına gitmek için gün sayıyordur ve biletleri de önceden almıştır. Birbirlerine çok yakın dilleri olmasına karşın anlaşamayan düşmanların anlaşma zemini futbol olacaktır. Yönetmenliğini Eran Riklis'in yaptığı ve 2001 yılında Ankara'da İsrail Film Günlerinde gösterilen filmin başrol oyuncusu Moşe İvgi gösterimden sonra söyleşiye kalmıştı. Dangoz kimi seyircilerin: 'ülkemizi beğendiniz mi, yemekler nasıl' gibi saçma sapan sorularına sinirlenip kendi kendime: 'Burası Ankara lan!' diyerek, Ankara seyircisinin 'ününü' kurtarmak için İvgi'ye 1982'de hangi takımı tuttuğunu sormuştum.

cupf
i
  O anda kırılma gerçekleşmişti ve sanal ile gerçeklik arasındaki ilişki kurulmuştu: Zira kararan beyaz perdenin önündeki spotta İvgi, utana sıkıla futbolla hiç alakası olmadığını samimi bir şekilde itiraf etmişti. Film boyunca o futbol aşığı çavuşun aslında bir kandırıkçı, yani oyuncu olduğu ortaya çıktı.   Ofsayt, 2006 Cafer Panahi'nin filminde, 2006 Dünya Kupası elemelerinde İran-Bahreyn maçına girmek isterken yakalanan futbol hastası genç kızların hikayesi anlatılıyor. Panahi, futbolu bir metafor olarak kullanarak kadınların İran İslam Cumhuriyetinde gördüğü ayrımcılığa dikkat çekmek için çektiği filmde, bir yandan sahte bir senaryo ile İslami otoriteden izin alırken, diğer yandan ufak bir dijital video kamera yardımıyla kimi sahneleri gerçekten de eleme maçında olmak üzere filmi 39 gün içerisinde çekiyor. Filmden sonra feminist bir grup maçlarda 'Ofsaytta kalmak istemiyoruz!' pankartı ile stadyumlara gitmeye başlıyor ve elbette ki film İran'da yasaklanıyor.  
Offside-2006
  Filmin konusuna gelirsek: stadyumlara girmesi zinhar yasak olan genç kızlar girişte veya stadın içinde polis ve askerler tarafından yakalanır. Akabinde stadın içinde, tribün arkasındaki bir polis bariyerinde tutulurlar. Bu sırada kızlar onları tutan askerlerle girdikleri diyaloglarda kadın erkek ayrımcılığını sorgular ve askerlerin kafasını karıştırırlar. Hatta bunlardan birisi kadın futbol takımında oynamaktadır. Yer yer gerilen ilişkilerinin sonunda maçın bitmesine yakın Ahlak Zaptiye'sine gönderilmek üzere bir minibüse doldurulurlar. İçeride ise minibüsün radyosundan heyecanla bu ölüm-kalım müsabakasını takip etmektedirler. Yönetmen Cafar Panahi'nin İran'dan çıkış yasağı vardır ve kendisine film yapma yasağı konmuştur. Tanıdık geliyor mu?

Paylaşım için

SSCB SİNEMASI-POST SOVYETLERDE GEZERKEN NE İZLEMELİ II

 

MOSKOVA, LENİNGRAD, ODESSA

Operasyon Iy ve Şurik'in Diğer Maceraları

http://www.imdb.com/title/tt0059550/?ref_=tt_rec_tt

Daha sonra bir kült haline gelecek olan Şurik karakterinin ilk olarak göründüğü filmde, ana karakter yüzlerce aday arasından zorlukla seçilebilmiş. Aleksandır Demyanenko'nun canlandırdığı Şurik yeni Sovyet insanının nüvelerini taşıyan bir gençtir. Üniversitede öğrenim görürken aynı zamanda inşaat işçiliği de yapan, yardımsever, sakar ama becerikli, utangaç ama çapkın ve oldukça cesur bir karakterdir. Üç kısa filmden oluşan film Sovyet sinemasında daha önce denenmemiş bir tür olarak romantizm, macera, komedi ve sosyal mesajları da aynı anda harmanlamayı başarmıştır.

 

kinopoisk.ru

 

KAFKASYA

Kafkas Usulü Kız Kaçırma

http://www.imdb.com/title/tt0060584/?ref_=tt_rec_tt

Filmin çekildiği yer Kırım olmasına karşın, olayların geçtiği yer Kafkaslarda bulunan müphem bir Azeri, Gürcü ve Ermenilerin birlikte yaşadığı bir bölge olarak sunulmuştur. Zaten sinema dediğiniz kandırıkçılık sanatı değil de nedir? Operasyon Iy filminden tanıdığımız Şurik yerel folklor araştırmaları yapmak üzere geldiği Kafkaslarda, çok güzel olmasının yanı sıra zeki, çevik ve ahlaklı sporcu kişiliğe sahip bir Sovyet kızına rastlar ve aşık olur. Ne var ki yerel çakallar da akrabalarıyla evlendirmek üzere aynı kızın peşindedir ve nitekim kızı kaçırırlar da.

Bakalım Şurik bu oyunu bozabilecek mi?

 

 

BESARABYA (MOLDOVA)

Çingeneler Cennetin Yakınındadır

http://www.imdb.com/title/tt0073781/?ref_=fn_al_tt_1

Moldovalı yönetmen Emil Loteanu'nun yönettiği film Maksim Gorki'nin ilk öykülerindeki umutsuz bir aşk hikayesinden uyarlanmıştır. 20. yüzyılın başlarında Besarabya'da at hırsızlığı yapan Çingenbaşı Zobar'ın güzel Radda'ya olan aşkı, Avusturya-Macaristan askerlerinden kaçışı, çingenelerin özgür ve gururlu yaşantıları şahane müzikler ve danslar eşliğinde veriliyor. Gerçek Çingenelerin yanı sıra filmde bir çok Litvanyalı oyuncu da yer almış, filmin kent sahneleri Vilnius ve Kaunas'ta çekilmiştir. Daha sonra kültleşen film müzikal olarak tiyatro sahnelerine transfer olmuştur.

 

Nefis müzikler

 

MOSKOVA

Profesör İvan Vasiliyeviç, Geleceğe Dönüş

http://www.imdb.com/title/tt0070233/?ref_=tt_rec_tt

Çok eski tarihli bir zamanda yolculuk filmi. Yani Geleceğe Dönüş deyince yalnızca Holywood filmi aklımıza gelmemeli (O da çok iyi filmdi, hakkını asla yemeyiz). Bu filmde Şurik (artık bizim Şaban karakteri gibi popüler olduğundan belki de) zaman makinası üzerinde çalışırken alet gerçekten çalışır ve apartman yöneticisiyle George Miloslavski geçmişe giderken, o zamanda yaşayan Çar Korkunç İvan da 1973 yılına ışınlanır. Olaylar olaylar...

 

prof

 

KIRIM, AZERBAYCAN

Amfibik Adam

http://www.imdb.com/title/tt0055844/

İzlediğim en ilginç, en eksantrik Sovyet filmidir diyebilirim. Olay güya 1950'lerde Buenos Aires'te geçmektedir ama politbüro burada yine gerçekliği kırmayı başarmış, Arjantin; Meksika, Guyana ve Romanya karışımı bir yer haline gelmiştir. Filmin temasını oluşturan inci toplayıcılığını gerçekte denize/denizciliğe belki de en uzak millet olan çingeneler yapmakta, o yıllarda özellikle Ukrayna'da ünlü olan tango filmde asla görünmemekte, bir sürü Hintli ve zenci figuran ortalarda dolaşmakta, kentin polis güçleri ise sombrerolarıyla ortalıkta caka satmaktadır. Aslında film Rusça olmasa Sovyet yapımı demeye bin şahit ister.

 

 

Yönetmen Çebotarev Jacques Yves Cousteau'nun filmlerinden etkilenmiş ve onu da çekimler için yardıma çağırmıştır. Cousteau teklifi kabul etmesine karşın Kültür Bakanlığı çekilecek bu çocuk filmi için ekstra bir ödeneği reddetmişti.

 

amfib2
amfi3

 

Filmdeki gerek su altı gerekse profesörün ofisindeki dekorlar muhteşem bir fütürizm festivali gibidir. Kostümler ise ayrı güzelliktedir. Bunun nedenlerinden birisi de 1956'da Moskova Gorki Parkında düzenlenen İngiliz moda günleri ve Dior'un yine Moskova'da 1959 yılında yaptığı moda gösterisidir. Keza aktrisin giydiği etek Dior tarzını andırır.

Film Müziği Ey Moryak, Nonna Sukhanova

 

Filmin çekimleri başlayacağı sıra New York Times tarafından alaycı bir yazı kaleme alınmıştı. Zira büyük bütçenin yanı sıra su altı çekilmleri için teknik ekipmanların da yetersiz olmasından dolayı Disney daha önce el attığı bu konuyla ilgili film çekemeyeceğini duyurmuştu. Yani o zamanki Amerikalıların tipik 'biz yapamıyorsak siz nasıl yapacaksınız?' küstahlığı. Hayır, adamlar filmden bir yıl önce uzaya ilk insanı göndermiş hala neyin peşindeyseler (o zaman için konuşuyorum)? ABD'nin konuya el atıp benzer bir şeyler yapması ise ancak 1977'dedir.

 

amfib

 

MOSKOVA, KARAKURUM

Kin-Dza-Dza

http://www.imdb.com/title/tt0091341/?ref_=tt_rec_tt

1985'te başlayıp Sovyetlerin yıkılmasını hızlandıran Glasnost yani Açıklık politikaları neticesinde ilginç yapımlar da çıkmaya başlamıştır. siberpunk, anti-ütopik ve kara bilim-kurgu olarak tanımlanabilecek 1986 yapımı bu filmde bir Rus ve genç bir Gürcü Sovyet vatandaşı soğuk bir Moskova akşamında deli görünümlü, ayakkabısız bir elemana yardım etmeye çalışırken kazara Kin-Dza-Dza galaksisindeki Pluk gezegenine ışınlanmışlardır.

 

 

Sovyet coğrafyası oldukça büyük olduğundan kendilerini SSCB’nin unutulmuş bir yerlerine geldiklerini düşünen ikilinin nerede olduklarını anlamaları biraz zaman alsa da, olayın farkına varınca bir çıkış yolu aramaya çalışırlar. Gezegende uçan taşıtların yakıtı su olduğundan su çok değerlidir. Bir başka değerli şeyse kibrittir.

Üst kast Çatlanyalılar ve alt kast Patsaklar olarak ayrılmış sistem içerisinde yaşayan gezegen sakinleri telepatiyle anlaşırken, genelde her şeyin yerine geçebilecek olan 'Kuu' kelimesini kullanır. Filmi izlerken aşağıdaki mini sözlükten faydalanmak yararlı olur:

 

kin
kin2

 

Kuu: Bütün kelimeler

Kyu: Hafif küfür

Ketse: Kibrit

Çatl: Para birimi

Tsak: Patsakların burunlarına takmak zorunda oldukları küçük zil

Tsapa: Değişik makine parçaları

Pepelats: Gezegenler arası uzay gemisi

Gravitsapa : Gezegenler arası yolculuk yapmak için takılan, pepelats parçası

Luts: Pepelats'ın sudan yapılan yakıtı.

Kappa - Düğme

Etsik: Tutsakların koyulduğu, tabanı iğnelerle kaplanmış kutu

Etsilop: Polis (poliste'nin tersten okunuşu)

Tranklukator: Silah

 

Ejderi Öldürmek

http://www.imdb.com/title/tt0096329/?ref_=nv_sr_1  

F. Almanya-SSCB ortak yapımı olan bu fantastik filmde Dragon (Ejderha) adlı diktatörün zulmüne son vermek için bölgeye Lancelot adlı şövalye gelir. Dragon istediği zaman dönüşebildiği üç farklı karaktere sahiptir: Samuray, Nazi ve Ejderha. Son karaktere dönüştüğünde ise yenilmesi neredeyse imkansız olan Dragon'a karşı dövüşünde Lancelot'un yardıma ihtiyacı olacaktır.

Evgeni Şvarts'ın Drakon adlı eserinin gösterimi üç kez tiyatroda sahnelendikten sonra 1944 yılında yasaklanmış, ancak 1962'de Leningrad Tiyatro Akademisi'nde Hruşçov'un, Stalin’in baskıcı politikalarının üzerine temiz ve görece daha özgürlükçü bir sayfa açmak istediği zamanda gösterime girebilmiştir.

 

kinopoisk.ru

 

Bence filmin en can alıcı sahnesi halkın diktatör gittiğinde ne yapacağını bilemeyip saçmalaması olmuştur. Bu sahne bir yandan da bir kaç yıl sonra başlayacak olan olayların habercisi gibidir.

 

YALTA

Assa

http://www.imdb.com/title/tt0094683/?ref_=fn_al_tt_1

Yapım yılı olan yıllarda geçen filmde yaşlı bir kriminalin genç metresi ve metrese aşık olan genç rock müzisyeni arsındaki aşk üçgeni 18. yüzyıldaki paralel öyküyle birlikte verilir. Bu arada Sovyetlerin yıkıma yaklaşırken nasıl pis bir yozlaşmanın içine sürüklendiğini de izlemek mümkün.

 

assa

 

Müze Ziyaretçisi

http://www.imdb.com/title/tt0173024/  

Artık iyice açılan SSCB'nin Almanya ve İsviçre ile ortak yapımı olan film, (nükleer) yıkım sonrasında toplumun deforme olmuş büyük çoğunluğunun rezervasyon kamplarına doldurulduğu zamanlarda, bir ziyaretçinin yalnızca deniz çekildiğinde girilebilen bir müzeyi ziyaret etme çabası anlatılmaktadır. Oldukça karanlık ve karamsar olan bu post-apokaliptik film Sovyetlerin yıkılma sürecinde daha yüksek bir biçimde hissedilen nükleer savaş korkusu ve daha sonra olabilecek muhtemel olayları da sorgulamamızı sağlarken o dönemde yükselmeye başlayan din olgusu da filmde kendini iyiden iyiye hissettirmektedir.

 

 

HERHANGİ BİR YER

Sıfır Kent

http://www.imdb.com/title/tt0095244/

Grotesk, mistik  ve Kafkaesk olan yapım K. Şahnazarov tarafından 1988'de çekilmiştir. Moskova'dan iş için küçük bir kente gelen Varakin'in başına gelen tuhaf olayları anlatmaktadır. Sanıyorum ABD Akademi Ödüllerine aday olan son Sovyet filmidir.

 

0 kent

 

GENEL (Bilim Kurgu)

Ölü Adamdan Mektuplar

http://www.imdb.com/title/tt0091759/  

Yönetmen Lopuşaniski'nin Müze Ziyaretçi'sinden önce çektiği ve FİPRESCİ ödülü alan bu film bence post-apokaliptik bir drama şaheseridir. Olay nükleer fırtınanın hüküm sürdüğü dünyanın bir bölümünde geçer. Zira Rusça konuşmalar olmasa olayın SSCB coğrafyasında yaşandığına dair pek az ipucu mevcuttur. M-16 veya M-1 gibi tüfekler, İngilizce tabelalar veya o zamanlar SSCB'de nadir görünen yabancı içki şişeleri aksesuarlar arasındadır.

 

 

Faşizmin ve diktatörlüklerin yine bütün dünyada yükselişte olduğu zamanımızda, ki yükselen faşizmin ancak büyük bir savaşla aşağı indiği daha önce görülmüştü, bu tür filmler daha bir önem kazanıyor. Hayatın anlamını, insanın ne için yaşadığını ve amaçlarımızı tekrar sorgulamamızı sağlıyor.

 

SSCB SİNEMASI-POST SOVYETLERDE GEZERKEN NE İZLEMELİ I

Sovyetlere karşı nostaljik hisler içerisinde misiniz? Keşke biraz daha tanısaydık mı diyorsunuz? Ya da acaba sinema nasıldı oralarda?

Veya hem bu coğrafyada yolculuk edeyim, gittiğim yerlerde de bir şeyler izleyip yöreyi tanıyayım mı diyorsunuz?

İşte aradığınız yazı!

***

 

 

Burada, en köklü sinema geçmişine sahip üç ülkeden birisi olan, daha sonra devrime takiben de esaslı sinema kuramcıları çıkartan bu coğrafyanın Vertov, Ayzenştayn veya Tarkovski gibi sinemacılarını anmak veya onlardan örnek vermek yerine, daha yerel, yurt dışında daha az bilenen kısmına odaklanacağız. Bu minvalde, bambaşka bir anlatıma ve sinema diline sahip romantik, romantik-komedi, komedi, suç, macera, fantastik ve bilim-kurgu filmlerine göz atacağız. Elbette ki bu yazı girişin girişi niteliğinde olacaktır. Zira koca bir okyanusu andıran Sovyet sinemasına hakim olmak için öncelikle Rusça bilmek elzemdir. Burada ele aldıklarımız görece daha popüler sayılan, İngilizce ve hatta kimilerinin Türkçe altyazısını bulabileceğiniz filmlerdir.

İyi seyahatler ve iyi seyirler!

 

MOSKOVA

Moskova Gözyaşlarına İnanmıyor http://www.imdb.com/title/tt0079579/?ref_=nv_sr_1

Vladimir Menşov'un bu romantik filmi ülkemizde 7 yıl rötarla 1987 yılında gösterilmiş. Film yabancı dilde en iyi film oskarını alan dört Sovyet filminden biri olmasının yanı sıra, zamanın ABD başkanı Reagan, ünlü Gorbaçov görüşmesinden önce 'Sovyet ruhunu' daha iyi anlayabilmek için bu filmi sekiz kez izlemiş, güya.

 
images
 

Ofis Romantizmi

http://www.imdb.com/title/tt0076727/?ref_=nv_sr_1

Devlet İstatistik Enstitüsünde çalışan ezik bir amcayla, erkeksi, Sovyetik, babuşka tarzı patronu arasında alevlenen aşkı anlatan romantik komedi, özellikle soğuk kış akşamlarında içinizi ısıtacak türden bir yapım.

 

Youtube linkine tıklarsanız Türkçe altyazılı izleyebilirsiniz

 

Ekipaj / Kabin Ekibi

http://www.imdb.com/title/tt0134633/?ref_=nv_sr_1

Aslında Holywood aksiyon filmlerine öykünerek çekilmiş 1979 tarihli bu film, biz de yaparız mantığı içeriyor. Zamanın koşullarında bütün o garip efektleri ve sinema hilelerini yapmak için kesenin ağzını açmış politbüro. Yine de salt ve saçma aksiyonun yanı sıra, film, Sovyetlerin olmazsa olmazı sayılan insan ilişkilerine de odaklanıyor. Filmin yeni bir versiyonu da son zamanlarda çekilmiş.

 

Taksi Blues

http://www.imdb.com/title/tt0100757/?ref_=nv_sr_1

Çekildiği yılın sonunda tamamen dağılacak olan Sovyetlere ağıt yakan bu filmde, dağılma sürecinin sonunda başkentte tavan yapan yozlaşmayı, çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu adım adım takip ederiz. Taksi şoförü İvan, katılığı, somurtkanlığı, çalışkanlığı ve zaman zaman gaddarlığı ile Sovyetleri temsil ederken, bir gece taksisine alıp başına türlü türlü işler açan cazcı Alexi ise gelen yeni günleri müjdelemektedir adeta: yavşaklık, alkolizm, servet ve ün düşkünlüğü, sorumsuzluk, itlik-serserilik...

 
taxi
 

MOSKOVA, LENİNGRAD

Kaderin Cilvesi

http://www.imdb.com/title/tt0073179/?ref_=tt_rec_tti

1975 yapımı olan bu mini TV serisi o yıldan bu yana, gerek Sovyet, gerekse post-Sovyet coğrafyasında olsun, ortak dili Rusça olan milyonlarca insanın yılbaşı gecesinde izlediği bir kült film haline gelmiştir. Yönetmen Ryzanov, bu filmde hem Sovyet yaşantısının tıpkılığını eleştirir hem de bu tıpkılığın aslında ne kadar ilginç rastlantılara gark olabileceğini bir peri masalı anlatımıyla bizlere sunar. Bence de, yılbaşı akşamı yapacak daha iyi bir işiniz yoksa bu filmi izleyin derim. Bolca alkol, varsa sevgili ile hoş zamanlar geçirebilirsiniz.

 
 

SOCHİ, AZERBAYCAN

Elmas Kol

http://www.imdb.com/title/tt0062759/?ref_=tt_rec_tt

Filmde Sochi'den yola çıkan bir gemiyle İstanbul'a giden elemanların kazara kaçakçılık işine dahil olmaları sonucunda geçen komikli olaylar sahnelenmiş. SSCB'de uzun yıllar körüklenen Türkiye algısının, nasıl pis bir oryantalizm cenderesi içerisinde yürütüldüğünü de bu filmde görmek mümkün. Gerçekte dış dünyaya zinhar çıkartılmayan SSCB vatandaşları bu tür filmler yardımıyla klişelere sevk edilmiş ve 'buradan başka iyi bir dünya yok' mesajı beyinlere kazınmaya çalışılmıştır. Filmlerde İtalyanlar mafyatik, Türkler Arapsı, Avrupalılar ahlaksız vs gibi gösterilmiştir. Aslında SSCB'nin yıkılma sürecinin başlangıcını TV'nin yaygınlaşması ile başladığını söyleyenler de var. TV yayın alanları genişledikçe kapalı ülke vatandaşları açık pencereden dış dünyayı görüyor ve başka dünyaların bambaşka yaşantılarını keşfediyor. Sistem çatırdar tabii, baskı baskı nereye kadar?

 
brit2
brit

 

Neyse, filmde 1954 model Chevrolet, 1955 model Buick ve 1951 model Oldsmobile Super 88 gibi arabalar İstanbul sokaklarında çekildiği varsayılan ve aslında savaş öncesindeki Suriye'yi andıran, Azerbaycan'ındaki bazı eski sokak çekimlerde görülür ki gerçekte ABD asla Demir Perde ülkelerine araba satışı yapmamıştır. Bilmem ki bunu nasıl yorumlasak? Azerbaycan. Araba...

 

ODESSA

Arabalara Dikkat Edin

http://www.imdb.com/title/tt0060161/?ref_=tt_rec_tt

Araba hırsızlığından söz açılmışken, Sovyetlerde Robin Hood olur muymuş demeyin. Satirik ve lirik eleştirel komedi türünde yaptığı kült filmlerle tanınan Ryzanov, bu filminde rüşvete ve yozlaşmaya dokundururken, o yıllarda şahlanan Sovyet ekonomisinin kapitalizme olan meylini de eleştirmeyi ihmal etmemiş. Filmin başrolünde yalnızca yozlaşmış/rüşvetçi tiplerin arabalarını çalan aslında mazbut bir sigortacı olan bir hırsız ve Sovyetlerin ünlü GAZ-Volga arabası vardır.

 
beregis_avtomobiliya_21

 

GAZ, Gorkovsky Avtomobilny Zavod yani Gorky Araba Fabrikasının baş harflerinin kısaltmasıdır. GAZ arabaları 1934 yılındaki beş yıllık kalkınma planı neticesinde Ford ile yapılan iş birliği sonucu üretilmeye başlanmıştı. O yüzden tasarımı Ford'unkinin aynıdır.

Bu arada zamanın Sanat ve Kültür Bakanı Romanov, Innokentiy Smoktunovskiy'in filmin başrolündeki hırsız rolünü oynamasına şiddetle karşı çıkmıştır. Bunun nedeni aktörün bir önceki filminde Lenin'i canlandırmış olmasıymış, yani Lenin'i oynayan hırsızı oynamaz kafası. Neyse ki Romanov film çekimleri başlamadan önce emekli oluyor ve Smoktunovskiy de filmdeki başrolü kapıyordu.

 
lenin

1965 yapımı Aynı Gezegende filminde Smoktunovskiy Lenin rolünde

 

YAROSLAVL (herhangi küçük bir Sovyetik kentte izlenebilebilinir)

Afonya

http://www.imdb.com/title/tt0072613/?ref_=fn_al_tt_1

Film Moskova'nın 250 km kuzey doğusunda yer alan tarihi öneme sahip, aynı zamanda endüstriyel de bir kent olan Yaroslavl'da geçer. Ama film genelde, Ankara 100. yıl işçi bloklarının ilham aldığı Hruşçov (Kuruşçev) binaları arasında geçmekte olduğundan hemen her yerde izlenebilir. Aşkta her daim kaybeden bir musluk tamircisinin hikayesi anlatılmaktadır. Tatlı bir filmdir.

 

 

SİBİRYA

Kötü Ruh Yambuy

http://www.imdb.com/title/tt0316624/?ref_=nv_sr_1

Filmde Sibirya'nın derinliklerinde Tunguzca konuşan, ren geyikleriyle takılan göçer Evenk kabilesine konuk oluyoruz. 1940'larda yaşanan bir olaydan yola çıkarak filmleştirilen hikayede Yambuy dağı yakınlarında çalışan mühendis ekibinde kimi kaybolmalar olunca, Evenkler ve mühendisler bir ekip oluşturarak bu gizemi çözmeye çalışırlar. Filmde, Frolovka olarak bilinen ünlü Mosin Nagant tüfekleri kullanılmıştır. Bu tüfeğin üretimi aslında, bizde 73 harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşında Osmanlı ordusunun elindeki ABD yapımı seri atış yapabilen (kızılderili ve bizon katili) winchester tüfeklerine karşı bir modernleşme çabası olarak Rusya tarafından üretilmişti.

 
500px-Yambuy-Shotgun3-1
500px-Yambuy-Mosin-5
 

MOSKOVA, ÖZBEKİSTAN, SİBİRYA

Talihli Beyler

http://www.imdb.com/title/tt0068519/?ref_=tt_rec_tt

Bu filmde 1970'lerin Yeşilçam'ından da aşina olduğumuz üzere dual bir karakter mevcut. Sağlam Sovyet aktörlerinden Evgeniy Leonov filmde süper iyi bir insan olan kreş müdürü Troşkin ile kendisine ikizi kadar benzeyen psikopat kriminal Doçent'i canlandırıyor (doçent aslında Rusya'da profesör anlamında kullanılıyor, yani 'itliğin profesörü'[1] gibi bir şey olsa gerek.). Sibirya'da Büyük İskender'in başlığı bulunmuş ve akabinde Doçent ve ekibince çalınmıştır. Bir şekilde hafıza kaybı yaşayan Doçent'in yerine geçirilen Troşkin Doçent’in çetesinin başına geçerek  başlığın izini sürer.

 
cent
 

Hikaye W. R. Burnett'ın aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan ve John Ford'un 1935'te çektiği Bütün Kasaba Konuşuyor filminden esinlenmiştir. Bu benzerlik konusu bildiğim kadarıyla ilk olarak Dostoyevski'nin Öteki adlı eserinde işlenmişti (Saramago'nun muhteşem Kopyalanmış Adam'ı yine bunun örneklerindendir). Kieslowski'nin Veronika'nın Çifte Yaşamı filminde yine aynı konu ele alınmıştı.

MV5BODQ1ZjlkMTEtNDcyMi00N2RkLWIzZDYtOTRjZDYzMDM0NjMxXkEyXkFqcGdeQXVyNjc2OTM5MTU@._V1_SY1000_CR0,0,1347,1000_AL_

The Whole Town's Talking, 1935

Bizdeyse Osman F. Seden'in 1978'de çektiği başrolünü de Kemal Sunal'ın oynadığı İnek Şaban filminde, manav olan Şaban, başlık parası biriktirmek için Almanya'ya gitmek için yola çıktığında ABD'nin Cosmos takımına transfer vaadiyle kandırılan ve ikizi kadar benzeyen Fenerbahçe'nin kalecisi Bülent'in yerine geçirilir. Filmde futbol-mafya ilişkisi, mafya raconları, cinsellik gibi konular sorgulanırken Fenerbahçe ve Galatasaray'ın o zamanki kadrosunu gerçek maç görüntüleri eşliğinde görebilmek de mümkün.

Yeşilçam'ın büyük öngörülerinden, sahne tıpkı 'Şeytan' Rıdvan'ın GS'den FB'ye transferini anlatıyor

 

Yine aynı yıl Seden'in çektiği İyi Aile Çocuğu filminde ise bebeklikten itibaren ayrı düşmüş ikizlerin hikayesi anlatılır. Birisi saf, utangaç ve dürüst bir bankacı olurken diğeri çakal, it ve çapkın bir kriminale dönüşmüştür. Buradan Kemal Sunal'ı ve O'nun büyük oyunculuğunu saygılarımızla tekrar yad ediyoruz.

Lübnanlı ünlü besteci Elias Rahbani'nin müziği filme cuk oturmuş

    Dipnotlar: [1] bkz https://www.youtube.com/watch?v=FJGmgJ5REdA filmin 15. dakikasından itibaren. Zamanın argosu da filmde ayrıntılı bir biçimde karşımıza çıkar.

GÜNEY AMERİKA’DA NE İZLEMELİ

Gittiğim yerlerde iki şeyi yapmaya özellikle dikkat ederim: varsa orada çekilmiş/orayla alakalı veya oralı bir yönetmenin filmini izlemek, bir de orada yazılmış veya orayla ilgili bir roman okumak.

Bu minvalde Güney Amerika'ya seyahat etmek isteyenler için bir film inceleme listesi gibi bir şey yaptım. Tabii bunlardan bazılarını izlemek biraz güç gelebilir, baştan uyarayım. Sonra demedi demeyiniz.

İyi seyirler!

 

 

URUGUAY

El Viaje Hacia el Mar (Uruguay genelinde izlemek için ideal bir film)

http://www.imdb.com/title/tt0326357/?ref_=fn_al_tt_1 

Denize Yolculuk diye çevirebileceğimiz bu film, bir grup Ankaralı gibi adamın hayatlarında ilk kez denizi görmek için yaptığı yolculuğu anlatıyor. İşin komiği elemanların yaşadığı köyün okyanusa olan mesafesi. İçinizi ısıtacak filmlerdendir.

 

viaje
tupamaros

 

Başkent Montevideo'da ise Costa Gavras'ın Sıkıyönetim filmini izlemek elzemdir. Gerçek bir olaydan yola çıkan film, Latin Amerika'nın en kayda değer kent gerilla örgütü Tupamarolar'ın, ABD tarafından kalkınma danışmanı adı altında arka bahçesine yolladığı CIA'in işkence uzmanlarından Mitrione'yi (filmdeki adı Santore) kaçırmasını anlatır. 2010-2015 yılları arasında Uruguay başkanlığı yapmış Jose Mujica, Tupamaroların eski liderlerindendi.

 

 

BREZİLYA

O Homem que Copiava

http://www.imdb.com/title/tt0367859/?ref_=fn_al_tt_1

Ülkenin bence en şahane ve köklü kültürüne sahip kenti Porto Alegre'ye yolunuz düşerse izlemek için Fotokopici Adam filmi idealdir. Brezilya sinemasına özgü örgüsel anlatım ve kentte gezinen kamera ile nostaljik anlar da yaşamak mümkün.

 

o-homem-que-copiava-cartaz

 

Cinema, Aspirinas e Urubus

http://www.imdb.com/title/tt0373760/?ref_=fn_al_tt_1

Amazonlara doğru yolculukta Bonelli'nin ünlü çizgi roman karakteri Mister No'nun sıkı dostu olan Otto Kruger tipli bir Alman'ın mecarasını anlatan Sinema, Aspirin ve Akbabalar II. Dünya Savaşı sırasında geçer. Nazi askeri olmak istemeyen bir Alman'ın, savaşa çok uzak bu ülkede bile, Alman olmasından dolayı karşısına çıkan zorluklar ve verdiği hayatta kalma mücadelesi.

 

 

O Som ao Redor

http://www.imdb.com/title/tt2190367/?ref_=fn_al_tt_1

Recife'de Komşudan Sesler olmasaydı Recife'yi boş beleş bir turist gibi gezebilirdiniz. Yüksek güvenlikli elit mahallesinin yanındaki favela, zenginlik ve sefalet. Komşunun sesini duyuyor musunuz?

 

51t4jBBnlTL._SX342_
recif

 

Tropa de Elite

http://www.imdb.com/title/tt0861739/?ref_=fn_al_tt_1

Cidade de Deus

http://www.imdb.com/title/tt0317248/?ref_=nv_sr_1

Rio'da (ki bence pek ala Sao'ya da uyuyor), Özel Tim ve bizde nedense Tanrı Kent diye gösterilen ama doğru tercümesi Tanrının Kenti olan filmleri izlemek iyi olur. Eduardo Galeano'nun aktarımı ile 1993'te Candeleria Kilisesi önünde yatan elli sokak çocuğunun sivil milislerle otomatik tüfeklerle taranması ya da başkenti ziyarete gelen bir yerli şefinin, kimi zengin ailelerin çocukları tarafından canlı canlı yakılması ki savunmalarında şefin, 'dilenci olduğunu sandıklarını' söylemişlerdir ve sonuç beraat. Ki sadece bu iki kısa örnek bile Brezilya kanunları ve polisi ile ilgili biraz fikir vermiştir.

 

tanrıkent

 

O Palhaço

http://www.imdb.com/title/tt1921043/?ref_=fn_al_nm_1a

Selton Melo'nun Palyaço filmi 1970'lerde geçiyor. Yeri yurdu ve kimlik kartı olmayan Benjamin'in iki hayali vardır, bir ev ve ideal bir kadın.

 

palhaço

 

***

Elbette ki Brezilyalı kült yönetmen Glauber Rocha'nın filmlerine de dikkat çekmek isterim. Özellikle son cangaçoları anlatan filmleri favorilerimdendir.

 

limpiao

Eric Hobsbawm'a göre sosyal haydutlar olan Cangaçoların en ünlüsü Limpiao

 

PERU

Pantaleon y Las Visitadoras

http://www.imdb.com/title/tt0190611/

Amazonya tarafında İquitos'a yolunuz düşerse bir şekilde, Maria Vargas Llosa'nın aynı adlı eserinden uyarlanan Pantalon ve Ziyaretçileri filmini yerinde izlemenizi öneririm. Sanıyorum romanın sinemaya aktarılmış yedi farklı versiyonu mevcut ama Lombardi'nin yönetmenliğini yaptığı 2000 yapımı olan bu eğlenceli ve ağır yergi içeren filmi oralara gitmeseniz de izlemenizde fayda var.

 

pantalon

 

Gerçi 1975 yılında Dominik Cumhuriyeti'nde çekilen filmi de önermek isterdim. Zira bunun yönetmenlerinden biri de bizzat Lllosa'nın kendisiydi. Film içeriğinden dolayı diktatörlük altındaki Peru'da ivedi olarak yasaklanmakla kalmamış, civardaki diktatörlüklerde de gösterimi engellenmiştir. Bu filmi bulmak neredeyse imkansız.

 

Mariposa Negra

http://www.imdb.com/title/tt0496799/?ref_=fn_al_tt_1

Başkent Lima'da, yine Lombardi'nin yönetmenliğini yaptığı Siyah Kelebek filmi favorilerimden değil ama kentin dokusunu daha iyi anlayabilmek için izlenir.

 

KOLOMBİYA

Maria Full of Grace

http://www.imdb.com/title/tt0390221/

Yükselmekte olan Kolombiya sinemasının çıkış filmi olarak adlandırabileceğimiz 2004 yapımı Zerafet Dolu Maria uluslararası kokain dağıtımı işinin pisliklerine odaklanırken filmin bir kısmı Bogota ve yarısından fazlası yanlış hatırlamıyorsam New York'ta geçiyordu.

 

maria

 

ŞİLİ

Machuca

http://www.imdb.com/title/tt0378284/?ref_=fn_al_tt_1

Santiago'da Machuca, Şili'deki 1973 faşist askeri darbesini iki oğlanın gözünden anlatıyor. Açıkçası ben çocuklu filmleri pek sevmem ama filmi de boş geçmek istemedim.

 

machuca

 

Historias de Futbol

http://www.imdb.com/title/tt0119297/?ref_=tt_rec_tt

Futbol Hikayeleri, gerçekten de dört farklı senaryo ile dört kısa futbol hikayesini sunuyor. Yazarlardan birisi bizde pek bilinmeyen ama Latin Amerika edebiyatının en güçlü kalemlerinden Mario Benedetti.

 

 

Bunun dışında kafamı pırıl pırıl yapayım, Şili de neymiş 'en güzeli=sürreali' yaşamak diyorsanız Jodorowsky'nin filmlerine dalın derim. Eleman manyaksı filmler yapmanın yanı sıra Tarot konusunda da uzmandır, keza yazdığı kütük gibi bir tarot kitabı da İspanyolcada mevcut.

holy-mountain-2

Jodorowsky'nin Kutsal Dağ filminden bir sahne

 

ŞİLİ-ARJANTİN

Ya da bu ikisinin arasında kalan devasa Patagonya pampalarına mı gitmek istediniz?

Mi Mejor Enemigo

http://www.imdb.com/title/tt0410316/

İki faşist cuntanın saçma sidik yarışmasını hicveden En İyi Düşmanım (yani bizdeki ‘en kötü günümüz böyle olsun’ hesabı), hem savaş, hem milliyetçilik, hem de faşizm  karşıtı. Gerçi bu üçü birbirine yakın ama olsun. 1978'de neredeyse savaşa tutuşacak olan iki ülkenin, tanrının unuttuğu pampalardaki hak iddiasının saçmalığını en güzel anlatan sahne ise bir tane gauchonun yanlarından geçtiği sahne olsa gerek.

 

 

ARJANTİN

La Patagonia Rebelde

http://www.imdb.com/title/tt0071976/?ref_=tt_rec_tt

Bu kez Arjantin tarafındayız. Patagonya İsyanda anarşistlerin başını çektiği 1921 gaucho isyanını anlatıyor. Dünya sinema tarihinin ender anarşizm yanlısı yapıtlarından olan film aynı zamanda anarşizmin pek bilinmeyen Güney Amerika tarihine de göz atmamızı sağlıyor.

 

Proudhon, Kropotkin ve Bakunin'le Hijos del Pueblo

 

Buenos Aires

Garage Olimpio

Olimpo Garajı ülkemizde de gösterilmişti. Kirli Savaş olarak bilinen diktatörlük yıllarında, işkence ettiği genç kıza aşık olan işkenceci polis ve bir anlamda o yıllar boyunca kaybedilen kırk bin desaparecidosun öyküsü. Kayıp yakınları Plaza de Mayo Anneleri olarak bizdeki Cumartesi Anneleri'ne ilham vermiştir.

 

madre2

 

La Histoira Oficial

http://www.imdb.com/title/tt0089276/

Resmi Tarih, 1986'da En İyi Yabacı Film Akademi (oscar) ödülü almasına karşın değinilmeden geçilmemesi gereken bir film. Faşist cuntanın 1983'te sona ermesine müteakip çekimlerine başlanan ama filmin bittiği 85 yılına kadar yönetmen ve oyuncuların sürekli tehdit alması film sürecinin ne kadar zorlu geçtiğini gösteriyor. Zira filmin konusu, Dersim Kayıp Kızları veya 1915 sonrasında evlat edinilen Ermeni çocukları örneğindeki gibi bizim de çok uzağında olmadığımız bir öykü. Evlat edindiği çocuğun bir önceki filmde sözünü ettiğimiz desaparecidos yani kayıplardan birinin olduğunu ve kocasının da bu katliamların faillerinden biri olduğunu öğrenen bir kadın hakkındadır.

 

Imagining Argentina

https://www.imdb.com/title/tt0314197/?ref_=fn_al_tt_1

Bizde Kayıp Hayatlar diye gösterilen filmde ise Antonio Banderas kayıp yakınlarına dokunarak kayıp bedenin nerede olduğunu gören bir medyum. Film Arjantin yapımı olmasa da izlemekte yarar var.

 

2013 SODENKULA FİLM FESTİVALİ

Haziran, Beyaz Geceler Zamanı

 

Havaalanından çıktığımızda bizi sert bir rüzgar ve soğuk hava karşılıyor, akabinde derhal kalınları giyiyoruz. Boru değil, yaz ayı bile olsa kutup dairesinin içindeyiz, sıcaklık öğlen on sekiz-yirmi, akşam beş-on. Ama insanlar bizim kadar kötümser değil. Tişörtlerle gezip barların bahçesinde soğuk bira içerek yaza merhaba diyorlar. 

 

Bira içmeyi bıraktığım ve hava da buz gibi olduğu için bir Jameson patlatmak istiyorum, tabi ki buzsuz. Bu isteğim barmenin hoşuna gitmiş olacak ki tek parasına dubleyi basıyor. Üçüncü kadehte ise level atlamış olacağım ki triple uzatıyor. Ben de gıyabında kadehimi onun ve tüm iyi yürekli barmenlerin şerefine kaldırıyorum.

 

 

Gittiğimiz bar yörenin en sıcak ortamı. Fin halkı NŞA zinhar konuşmazken, kafaları buldukça iletişime geçme isteği ile coşuyorlar adeta. Ama gel gör ki o kadar alkolden sonra iletişim ne mümkün? Ne dediklerini anlamak için akla karayı seçiyoruz. Bu arada masaya devrilenler ayrı bir husus. Aklımda kalan bir diğer görüntü ise sokaklarda sabaha karşı (gerçi orada yazın hiç gece olmuyor ama) sarhoş Finlilerin tıpkı ‘Yaşayan Ölülerin Dönüşü’nde olduğu gibi yalpalayarak, tam birer zombi gibi yürümeleri. Neyse ki zararsızlar.

 

***

 

Ertesi gün kasabayı keşfe çıkıp, aslında Film Festivali için burada olduğumuz için, program almak, gideceğimiz filmleri belirlemek amacı ile ortamı kolaçan ediyoruz. Filmlerde pek bir bok yok. Kasaba da çok küçük olduğundan yarım saat içinde her yerini öğrenmiş olarak huzura eriyorum. Bu arada iki tane pizzacı tespit ediyoruz. Finlandiya’da, hele böyle unutulmuş bir yerde olduğundan bunlardan en azından birinin bizim memleketten olma olasılığı yüzde bin diye kaba bir tahmin yürüterek içeri dalıyoruz: “Merhaba, kolay gelsin.”

 

julkisivu-kesalla-2016

 

İçeride en az benim kadar esmer çocuklar var ama suratıma mal mal bakıyorlar. “Yok mu Türkçe bilen?” diye sorumu ısrarla yineliyorum, zira o kadar olasılık hesabı yaptık, yanılma payı yok. Nitekim bir tanesi utana sıkıla çıkıp kırık bir Türkçeyle “abi biz Kuzey Iraktanız” deyince bir Rojbaş[1]yolluyorum kitleye. Elemanlar bir anda seviniyor, o sırada mekan sahibi olduğu belli olan adam içeriden beliriyor ve koca bir “hoş geldiniz” diyor. Hele bir de neredeyse akraba çıkacak gibi olunca yüzünde güller açıyor. “Misafirimsiniz” diyor “her gün gelin, hep gelin, daima gelin”. Tabii uğrarız diyoruz. Uğruyoruz da nitekim. Biliyoruz ki gurbet el zordur, dayanışmak lazım güzel insanımızla (kötüsüyle değil elbette, onlar ki başlarına taş yağsın, kıçlarında güller açsın).

 

sodankylä
soden

 

Festivalin adı ‘Gece Yarısı Güneşi’, kurucular arasında elbette ki Aki (Kaurismaki) Abimiz var. Ne var ki araç amacı aşıyor ve gündelik hayat-alkol-sohbet üçgeninde çok sayıda filme gidemiyoruz ne yazık ki. Ama daha iyisi oluyor, kopuk bir filmden sahneler yaşıyoruz sanki. Zira evinde kaldığımız eleman bizi yüzen saunasına davet ediyor (Bu arada adam atom mu fizik profesörü mü neymiş). Yol arkadaşım Ülke ile buna bir anlam veremiyoruz önce. Nasıl yüzen sauna lan? Baya yüzüyormuş meğer. Böyle motoru filan da var. Eleman kasa kasa birayı, votkayı, şampanyayı yüklüyor ve açılıyoruz gece on ikide nehrin ortasına, anadan üryan ve kızlı erkekli. Tek sıkıntımız suyun kaldırma kuvveti ve beş santigrat derece olan hava sıcaklığı. Sıcacık saunanın içinde ver alkolü ver, sonra çık ve buz gibi nehre atla. Kalp krizi riski olduğundan önce Ülke’nin atlamasını bekliyorum, bakıyorum ölmüyor ben de atlıyorum ve satırlarımdan anlaşıldığı üzere ben de ölmüyorum. 

 

Gerçekten müthiş bir olay. Müthiş olan ölmemek değil, sıcak topların soğuk suya değme anı elbette ki. 

 

9
7

 

Derken Ülke ile Etnografya müzesine gitmeye karar veriyoruz. Yürürken, yol üzerinde orada olmaması gereken bir şey mi görüyoruz veya harita ile çelişen bir durum mu vardı tam hatırlamıyorum ama cebimizdeki haritayı çıkartıp salak salak bakmaya başladığımızda yanımızdan geçen iki kız önce bizi süzüyor sonra da yardım teklifinde buluyor.

 

Aslında gideceğimiz yer Laz labirenti gibi bir yerde, düz git, köprüyü geçince sağa dön ve ilerle. O kadar! Yine de ayıp olmasın diye haritada gösteriyoruz ‘buraya gitmek istiyoruz’ gibilerinden. Kızlar daha önce harita görmemişler gibi boş gözlerle haritaya bakarak gak guk ediyorlar. Bizim şaşkın bakışları görünce de ‘ya aslında biz de buranın yabancısıyız’ diyerek gevelemeyi sürdürüyorlar.

 

Dayanamıyor ve ‘O zaman biz size yardım edelim’ diye atlıyorum, ‘Nereye gitmek istiyordunuz?’ Ülke de durum karşısında kendisini tutamayıp makaraları koyuveriyor. Kızlar da derhal uzaklaşıyor tabii... Yine sıçıp batırarak bir tanışma fırsatını daha tepiyoruz ama ne yapsaydık ki? Kedi ve ciğer hesabı, zaten çok da güzel değillerdi avuntusuyla sırıtarak yola devam ediyoruz. 

 

 

8

Gece 03:00 suları

Geleli 4-5 gün olmuştu. Yine bir sohbet esnasında ren geyiklerinden açıyor konu. Oranın halkı “Ne kadar salak hayvanlar bunlar” deyince sıkı hayvan dostları olarak hemen müdahale ediyoruz, “hayvana öyle demeyin, ayıptır”. “Yok yok” diye üsteliyorlar, “gerçekten geri zekalılar. Siz de dikkat edin.” Ülke ile birbirimize bakıyoruz anlamsızca. Ertesi gün de araba kiralayıp çevreyi keşfe çıkıyoruz. Rovaniemi kentindeki turizm ofisindeki kız da üç beş sohbetten sonra aynı konuyu dillendiriyor: “Aman ren geyiklerine dikkat edin, bu kadar embesil bir hayvan daha görülmemiştir.”  

 

Finlandiya’nın sembollerinden olan bu sevimli hayvanla Finlilerin arasında ne geçmiş olabileceğini tartışıyoruz ve o anda fark ediyoruz ki o ana kadar ren geyiğini pek de yakından görmemişiz.

 

10

 

Dünyanın en saçma sapan yerlerinden biri olan Noel Baba köyüne uğruyoruz. Gerçekten süper zırva bir yer, tamamen tüketim ve alışveriş mantığı üzerine kurulu. Vatandaşımız Demreli fakir Aziz Nikola, nam-ı diğer Santa Klaus burayı görse büyük ihtimalle kusardı.

 

Untitled

 

Dönüş yolunda birden bire üç tane ren geyiği fırlıyor yola. Hızlı gitmediğimiz için duruyoruz. Hayvanlar mal gibi yolun ortasında duruyorlar. Bir iki kornaya basıyoruz tık yok. Dışarı çıkıyoruz, hiç oralı değiller. Hayır yolun ortasında bok mu var arkadaşım? S.ktir git ormanda takıl işte mis gibi. Burada araba çarpar. Yok, anlamıyorlar. Dikilmeye devam.

 

Ren geyiklerinin gerçekten de geri zekalı olduklarını üzülerek idrak ediyoruz. Ama çok sevimli keratalar. Özellikle boynuzlarındaki tüylerle.

 

6
5

 

Son durağımız bir başka dil ailesi grubumuzdan uzak akrabalarımız olan Laponlar. Köye geldiğimizde ‘şamanizm acaba burada da mı öldü?’ sorusuyla dalıyoruz ortama ama ne yazık ki bir kez daha idrak ediyoruz ki olay burada da turistik olmuş, ayağa düşmüş. Lapon kılığına girmiş Finli teyze güpegündüz Alman turist kazıklıyor.

 

Ayıp mı? Belki.

 

Belki de turist hak ediyordur bu muameleyi.

 

Paylaşım için

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved