Lviv’de Serbska Sokağı’nın 7 numaralı binasının önünde cebi davetkarca açık duran bir insan heykeli vardır. Merak edip sakın elinizi heykelin cebine sokmayın. Soktuğunuz takdirde

 

 

şarkısını mırıldanmaya başlamanız işten bile değildir. Evet, heykel bu kentte doğmuş ve mazoşizm terimine adını veren Leopold von Sacher-Masoch’tan başkası değildir. 

Aslında mazoşizm teriminin isim babası bir psikolog olan Richard von Krafft-Ebing’dir. Daha sonra Freud’u da etkileyen 1886’da yazdığı Psychopathia Sexualis adlı kitabında yalnızca mazoşizmi değil; sadizm, nekrofili, anilingus... gibi bir çok cinsel patolojik davranışı da tanımlar. Bu kitap pskiyatrislerin olduğu kadar özellikle cinsel suçlarla ilgili davalarda hukukçular için de referans kitaplardan birisi haline gelmiştir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde psikopatolojinin en önemli eseri olarak görülmesine karşın, Freud ve O’nun cinsellikle ilgili çözümlemeleri daha popüler hale geldiğinden bu eser geri plana itilmiştir.

 

IMG_3959

 

Genelde mazoşizm ile anılan sadizm terimine adını veren Marquis de Sade, Sacher Masoch'un doğumundan yıllar önce ölmüştür. Sadizm teriminin muhtemel isim babası ise Fransız sözcükbilimci Boiste’dir. Ancak yukarıda söylediğim gibi bu cinsel davranışların ilk psikanalitik tanımları Krafft-Ebing tarafından yapılmıştır. 

Hazır sözü açmışken, bence Marquis de Sade sapkınlığın da edebiyatını yaparken sadizm ile beraber Justine adlı eserinde görüldüğü üzere mazoşizme de bir çok örnek vermiştir. Sado-mazoşizmin başyapıtı ise Sodom’un 120 Günü adlı eseridir. Eğer Marki, Bastille’de bu kitabı yazarken yakalansaydı direk yakılırdı gibime geliyor (kitabı değil Marki’yi kast etmiştim. Zira bir çok eseri oğlu tarafından yakılmıştı. Söz konusu kitap onun ölümünden yıllar sonra hapishanenin restorasyonu sırasında tesadüfen bulunmuş ve günümüzde Fransız devlet hazinesi statüsündedir).  

Bu arada bir parantez daha açıp sado-mazoşizm teriminin isim babalığını Viyanalı bir psikanalist olan İsidor İsaac Sadger olduğunu belirtelim. Marki de Sade diğer kitaplarında özellikle aristokratların ve dinin iki yüzlü ahlakını yerin dibine sokarken tanrı fikrini kıyasıya eleştirmiştir. Bence kendisi zaman ve mekanın çok ötesinde bir devrimcidir.

 

Portrait_de_Sade-768x997

Marki de Sade

Sade’ın eserlerinde görülen acelecilik ve hareket, Masoch’un eserlerinde yerini durağanlığa ve hareketsizliğe bırakmıştır. Kürklü Venüs adlı klasik eserinde kahramanın eşi tarafından, kendi isteği ile çeşitli fantezi ve fetişlerle acı çektirilen köleye dönüşümünü anlatarak salt ‘acı çekmekten haz alma’ davranışlarını örneklemiştir. Ne var ki Masoch bu tür davranışların tanımlandığı mazoşizm teriminden asla hoşlanmamıştır. Kendisi “dönüşüm geçirmiş bir şehvetin kültürel halini belirtmek için öğretisine şehvetüstücülük adını vermiştir.” (Deluze)

Bu arada günümüzde bile kadın düşmanlığı gibi suçlamalarla karşılaşan Leopold von Sacher-Masoch aslında hayatı boyunca anti-semitizmle mücadele eden; kadınların eğitim, oy ve seçmenlik haklarını savunan bir özgürlükçüydü.

 

MEKAN

 

IMG_7835 kopyası

Birazdan başlarına ne geleceğinden habersiz olan yağız delikanlılar

Gelelim heykelin neden burada olduğuna. Aslında bu heykel, dünyada elinizi kolunuzu sallayarak girebileceğiniz yegane mazoşist mekanın girişi olduğunu belirtmek için konulmuştur. Evet, Masosh Cafe’ye girebilmek için ne özel bir parola, ne üyelik, ne de herhangi başka bir gereklilik vardır. Ayrıca kafenin ne girişinde ne içerisinde herhangi bir güvenlik görevlisi veya benzeri şahıs bulunmamaktadır. İsteyen girer, içkisini içer, ücreti mukabil olarak kendisini kırbaçlatıp çıkar. 

 

 

Müşteriler ne kadar sarhoş olursa olsun içeride kavga veya herhangi bir tatsızlık çıkmaz. Kendisini kırbaçlatanlar diğer müşteriler tarafından büyük bir eğlence ile izlenir, hatta filme bile alınabilirler. Tabii içeride yazılı olmayan kurallar yalnızca bunlar değil elbet. 

İçeri girdiğiniz andan oturmaya gidene kadar çalışanlar tarafından kırbaçlanırsınız. Tuvalete giderken de keza. Kırbaç yemeye itiraz ederseniz daha çok kırbaçlanırsınız. Çalışanlar oturduğunuz yere gelip ara ara sizleri yoklarlar, kendinizi kırbaçlatmak isteyip istemediğinizi sorarlar, sarhoşluk durumunuza göre gaz verirler. Eğer gazı alırsanız ve sarhoşsanız aşırı dayak yersiniz. Kamçılar inerken de kendi seçtiğiniz bir kelimeyi tekrar etmeniz istenir.

 

 

Kadınları erkek, erkekleri de kadın çalışanlar kırbaçlar. Yalnızca kırbaç değil tabii, bir üst seviyede çıplak vücuda mum dökmeli, buz sokmalı oyunlar da mevcuttur. Eğer çiftseniz gözler kapalı olarak, eşini bulma gibi türlü türlü şaklabanlıklar da seçenekler arasındadır. Elbette ki oyunların sonunda yiyeceğiniz kırbaç da işin artısı.

Lviv’deki ilk zamanlarımda bu değişik ve eğlenceli yere adeta dadanmıştım. Özellikle turistin az olduğu zamanlarda (zira bayram seyran dönemlerinde girişte sıra bekleniyor) gidip barın köşesindeki yerime oturuyor, Ukrayna’ya özgü acılı votka (aslında samagon) içerek büyük bir keyifle dayak yiyenleri izliyordum. Etliye sütlüye karışmayıp bolca da bahşiş bıraktığımdan kısa sürede bütün çalışanlarla ahbap olmuştum. “Ben sadistim, eğlencem sadece izleyerek hoşça vakit geçirmek” diyerek de hepsini ikna etmiştim. Böylece ne zaman içeri girsem kimse bana ilişmez, her zamanki yerime oturduğumda da içkim otomatik olarak gelirdi. Mazoşizmin raconunu sadist kesmeyecek de ne olacaktı?

 

IMG_8373

Her zaman oturduğum yerde yine bana özel bir gösteri

Dünü Bugünü

Mekanın ilk açıldığı zamanlarda deneysel yapılanma gereği olarak müşterilerin birbirlerini kırbaçlamalarına izin veriliyormuş. Ama elbette ki bir süre sonra ipin ucu kaçınca derhal bu uygulamadan vazgeçilmiş. Çalışanları sabit tutarak belli bir profesyonelleşme de sağlanılmış. Çalışanlar işlerini hem büyük bir ciddiyetle hem de keyif alarak yapıyorlardı. 

İç mekan tasarımı oldukça hoştu. Asılı kırbaçlar, zincirler, fetiş öğeleri, duvara konuşlandırılmış ekranlarda sado-mazo bir filmden sahneler gösterilirken birden Ukrayna parlementosundan görüntülerinin girmesi, hesabın topuklu kadın ayakkabısı içerisinde gelmesi güzel fikirlerdi.

 

 

 

Ancak ne yazık ki bu kült mekan sanırım geçen yıl üçüncü veya dördüncü kez el değiştirdi, zira 2018’te ilk el değiştirmesinden sonra mekana karşı bir soğukluk oluşmaya başlamıştı. Sonra çalışanlar değişmeye başladı, mekan giderek büyüdü, girişine dükkan, üst katlarına otel yapıldı. En son bu yılın başlarında gittiğimde mekanın ruhunu kaybettiğini gördüm. Kendini kırbaçlatman için kendin talepte bulunuyormuşsun gibi saçma sapan uygulamalar getirilmiş. Ne yazık ki Lviv de turizm hastalığından muzdarip. Popüler yerler fiyat artırımı ve kalite düşüklüğüne gitmeye başladı. Konsept kafeleriyle ünlü kent tekdüze kafelerin işgali altında. Konspet mekanlar ise yeni sahipleriyle tarzlarını yitiriyor.

Mazoş da o hale getirildi. Şu anda hoş anıların, kahkahaların, acı acı haykırmaların üzerinde yükselen içi boş bir yer var.

 

Okuma / İzleme Referansları:

Richard von Krafft-Ebing, Psychopathia Sexualis

Sigmund Freud, Cinsiyet Üzerine 

Marquis de Sade, Bütün Eserleri

Leopold von Sacher-Mazoch, Kürklü Venüs

Masoch’un romanına dair öğeler, Gilles Deluze

Pier Paolo Pasolini, Salo ya da Sodom’un 120 Günü