I. BÖLÜM

İran'a giden gezgininden yazarına, goygoycusundan kolpacısına öve öve bitiremediği, gitmeyenlerin ise korku ve şüpheyle yaklaştığı, yıllardır içimde ukte olmuş bu gizemli ülkeye en sonunda gidebilmenin haklı gururu ile bu satırları kaleme alıyorum. Yazıyı yazarken elimden geldiğince nesnel olmaya çalıştım, aşırı hezeyan ve nefrete kapılmaksızın gözlemlerimi, öğrendiklerimi paylaşmaya çalıştım; bir hatamız olursa şimdiden af ola...

Çok değerli karikatürist Umut Sarıkaya'nın bir karikatürü
(bu arada Naber'in yeni sayısını almayanı dövüyorlar)

TARİH

Eğer bir seyyahsanız gideceğiniz ülkenin kültürünü, tarihini biraz bilmekte fayda vardır. Gerçi ben olayı biraz abarttım ama olsun.

İran'ın bir ülke olarak resmi adı oldukça yeni sayılır. İlk kez Partlar[1] döneminde kullanılan Eran ya da Aryan (Nazilerin saf ırk saçmalığını aldıkları isim) adının biraz dönüştürülüp İran olarak kullanılması 1935 yılında Şah Rıza Pehlevi döneminde gerçekleşiyor. Şah Rıza o zamanlar fena şekilde moda olan ulus devlet düşüncesini uygulayarak ülkedeki herkes Farstır/İranlıdır görüşünü benimsemiş, benimsetmeye çalışmıştır. Şimdiki İslam Cumhuriyeti de bunu aynen devam ettirmektedir. Bu zihniyete örnek verecek olursak kuzeyde yaşayan Azeriler aslında Fars olup sonradan Türkçe konuşmaya başlamışlardır gibi, bize aslında çok da uzak olmayan bir model karşımıza çıkmaktadır (bkz. Dağ Türkü=Kürt, TC resmi görüşü gibi).

 

IMG_5594
turk

Türkçe Farsçanın bir diyalektiğidir değil mi?

 

Mustafa Kemal'in de kankası olan Şah Rıza ülkesinde de bizimkine benzer reformlar yapmıştır. Kimsenin soyunu sopunu bilmediği İran'da soyadı kanunu bizimkinden 10 yıl önce çıkmıştır. Tarım toplumu olan ülkede tarımı öldürmeye yemin etmiş, bizde 50'lerde coşan sağcı kafası misali ülkeyi endüstrileştirmeye çabalamıştır. Bütün bu benzerliklere rağmen benim tek anlayamadığım olay Şah Rıza'nın neden bir harf devrimi yapmadığıdır. Zira Farsça Hint-Avrupa dil ailesi grubunda olduğundan, bizimki kadar olmasa da (ünlü uyumlarından dolayı[2]), Arap harfleriyle yazılması ve okunması sıkıntılı olan bir dildir[3]. Bir de İranlıların Araplara karşı olan derin nefreti düşünüldüğünde Arap alfabesi kullanmalarının getirdiği tiksintiye ayrıca dikkatinizi çekerim.

Bunları söylerken Arapçayı kötülemeye çalıştığım filan yok elbette ki. Keşke Arapça konuşabilsem, okuyup yazabilseydim. Burada kısaca belirtmek istediğim alışık olmayan göte, donun pek de yakışmadığıdır. Yani insan biraz da kendine yakışanı giymeli diye düşünüyorum.

İran topraklarında yaşayan Ahamenidlerin ve Sasanilerin zamanında yaşamış kadim halkların veya Tacikistan'da yaşayan günümüz Farsi halkının ataları olan Soğdların kendine özgü alfabeleri vardı. Hatta Göktürklerin kullandığı Rün alfabesi (ki bu alfabe ne yazık ki Alman topraklarındaki adıyla anılıyor) Soğdlardan alınmadır. Selçuklular da nasıl olduysa artık kadim alfabelerini unutmuş, günümüz İran topraklarını da içine alan imparatorluklarını kurduklarında orada, kendi alfabelerinin yerine dayak yoluyla kabul ettikleri Arap alfabesini kullanan insanların alfabesini benimsemiştir. Sonuçta o zamanın popüler dili gibi bir şeyden bahsediyoruz, bugünkü İngilizce misali.

 

buyukselcuklu-harita

Büyük Selçuklu Devleti

Günümüz İranlıları pek kabul etmek istemese de topraklarının yöneticileri yüzyıllar boyunca Türkler olmuştur: Selçuklular, Safeviler ve en son Kaçarlar. Gerçi arada, yine yönetici sınıfı Türkçe konuşan köle (memluk) askerlerden oluşan Gazneliler de bu toprakları yönetmişti ama çok takılmayalım biz yine de her şeye...

Kendi aralarında ve orduda Türkçe konuşan Selçuklu, Sefevi ve Kaçar yönetici sınıfı resmi dil olarak Farsçayı[4] kullandıkları için Farslaşmış sayılmıştır. Bunda haklılık payı olsa da özellikle Selçukluların o kadar da Farslaşmadıklarının en büyük kanıtı, Anadolu topraklarına geldiklerinde bütün tebaaya Türkçe konuşma zorunluluğu getirmiş olmalarıdır. Bunu ya İran'da başaramadılar ya da İran'daki halklar bu tuhaf Doğu dilini bir türlü öğrenemedi, bilemiyorum.

Osmanlılarla Safevilerin arasında geçen Çaldıran Muharebesinin neticesinde Anadolu'da Alevi-Sünni çatışması alevlenmiş ve Anadolu'nun sünnileşmesinin yolu açılmıştır. Türkçe konuşan, Türkçe şiir yazan Şah İsmail ile Farsça şiir yazan Osmanlı padişahı I. Selim'in liderliklerinde gerçekleşen muharebe Osmanlıların, ateşli silahları kullanabilme becerisinin yardımıyla, zaferi ile sonuçlanmıştı[5].

IMG_6782

İsfahan Çehel Sütun Sarayındaki Çaldıran Muharebesi Freski

Pehlevilerden önceki son yönetici sınıf ise (Türkçe Wikipedianın iddia ettiğinin aksine, Yozgat kökenli olmayan) Türkçe konuşan Kaçarlardı. Tarihin ilginçliklerinden biri olarak Kaçarların, savaştıkları Rus Ordusuna özenerek, onların yardımı ile kurdukları Kozak/Kazak askeri süvari grubu içerisinde zamanla yükselen Rıza Pehlevi, İngilizlerin desteği ile Kaçar hanedanlığına son vererek Şah oldu.

Gelelim olayın ilginçliğine: Ukraynaca okunuşu Kozak, Rusça okunuşu Kazak olan bu tayfa, adını eski Türkçede 'başıboş, avare, serseri' anlamına gelen kazak sözcüğünden almaktadır. Ukraynalılara göreyse bu Türkçede özgür insan demekmiş. Bu çer çapulcu tayfası ilk zamanlarında Ukrayna steplerinin Slavlarının yoz yobaz tayfasından olup gerçekten başıboş gezen serserilerdi. Tabii o zamanlar Ukrayna diye bir yer yoktu, toprakların büyük bir kısmının raconunu Türkçe konuşan pagan Kumanlar[6] kesiyordu, diğer kısmını da Türkleşmiş Moğollar olan Tatarlar[7]. Çapulcu elemanlar da bu iki savaşçı milletten esinlenip psikopat[8] bir askeri topluluk olarak yüz yıllarca Rus Çarlığına hizmet etmişlerdir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise çarlığın denetiminde düzenli süvari birliklere dönüşmüşler ve ata binmenin kitabını yazmış olan Türk kavmini bile etkilemişlerdi. Nereden nereye...

kozak2

Eski Kozak Tiplemesi [9]                                       

kozak

Son Dönem Kozakı

Ruslarla yaşanan savaşlara bağlı kültürel iletişimlerden dolayı İran'da arabaya maşina (Rusça) diyorlar. Keza Rusya'da söylendiği üzere bizde Rus Salatası olarak bilinen yemeğin orijinal adı olan olivye[10]yi kullanıyorlar, ki Slavlar dışında bu kelimeyi kullanan pek yoktur. Semaver de aynen bizdeki gibi onlara da Rusçadan geçmiş (kendi kendine yanan demek). O zaman diğer başlığa geçelim hazır yeri gelmişken.

BİZE BAKIŞLARI, BENZERLİKLER, FARKLILIKLAR, KÜLTÜR-SANAT VS

1980'lerde Küçük Emrahlı filmlerimizi izleyen İranlılar, TC vatandaşı amcalara (Nuri Alço tarzı) şüpheyle yaklaşıp, arabesk hayatlarımız olduğunu sanıyormuş. Şimdiyse bizim berbat TV dizilerimizi izleyip hepimizin zengin ve çeşit çeşit ... varlıklar olduğunu düşünüyorlar. Neyse işte öyle, bizimki gibi tam bir klişespor. Bu arada neden bizim dizilere dadanmışlar? Eh sen şeriat diye her şeyi yasaklarsan kültür üretemezsin. Kitap okuma oranların bizdeki gibi yerlerde sürünür (okuyan kesim ise Orhan Pamuk seviyor, Elif Şafak'a bayılıyorsa durumun vahametini siz değerlendirin).

Kültürsüzlüğün sonu da Türk dizilerine mahkum olmaktır, Araplar gibi şatafata merak salmaktır, israfı bir bok sanmaktır. Bir başka etkilendikleri kültür ise ABD'ninki. Onun da çoğunluğu bizden ithal sanıyorum. Zira dünyada en çok ABD dizisi ve filmi izleyen toplum olmamızın yanı sıra (iddia ediyorum bu oran ABD'dekinden bile fazladır!) Starbucksın şube sayısının bu kadar yüksek olduğu başka bir coğrafya görmedim. Lan milletimiz kahveye ne kadar açmış da bilememişiz yıllarca. Hem de kahveye şu anki tadını veren ilk pişirme usulünün Osmanlı topraklarında bulunduğu gerçeği ve bundan dolayı da en kadim kahve kültürüne sahip olmamıza rağmen[11]. İtalyanların, ülkelerinde Starbucks açılmasın diye miting düzenlemelerini derin bir saygıyla karşıladım.

İran'da da Amerikan tarzı pizzacılar[12] ve fast-foodcular pırtlak gibi türemiş. Bizimki mandacılıktan, bunlarınki ise 'bir şeyi ne kadar kötülersen halk o kadar sarılırcılıktan' kaynaklanıyor gibi[13].

IMG_5452
IMG_5451
IMG_5636

İran'daki sokak heykelleri

Bir başka komik unsur acemi diye nitelendirdiğimiz, beceriksiz insan modeli onlarda türki! Atara atar yapmış İran'ın bebesi!

Bizde son yıllarda popülerleştiği, onlarda ise son 40 yıl boyunca olduğu üzere hapishaneler üniversiteye dönmüş durumda. Ne kadar muhalif gazeteci, kafası çalışan profesör (bu türün kafası çalışmayanı da çoktur), aydın, bilim insanı varsa tıkmışlar acımadan.

Genelde Tahran merkezli sanat ise özellikle son yıllardaki gelişimiyle yüzleri güldürüyor. Şiilikte heykel yasak olmadığından özellikle heykel sanatı oldukça gelişmiş (tabii ki erotizme kayan eserler vermeksizin). Sinemalarının dünyanın sayılı sinema ekolleri arasında olduğunu söylemeye gerek bile yok. Her totaliter rejimde olduğu gibi bunlar da sinemaya önem vermişler ama öne çıkan yönetmenler tabii ki entelektüel, solcu ve muhalif kesimden olduğundan onlara da ver odunu/dayağı, yasak üzerine yasak getir[14]. Ne var ki artık bir canavar yarattıklarından olayı bitiremiyorlar da artık.

berlinale-jury-getty-108961604

Yasaklı yönetmen Cafar Panahi'nin bir çok festivalde 'boş' bir koltuğu bulunuyor

Tıpkı bizimki gibi, kadim müzik gelenekleri ve çok güzel müzikleri var ama halk genelde kötü müzik dinliyor. Kötü derken, sadece kendilerininkileri değil bizimkini de! İran seyahatim sırasınca hayatımda dinlemediğim kadar İbo, Mahzun ve Emrah'a da maruz kaldım. Yahu tabii ki ara ara ben de bunları dinlerim ama beş yıldızlı otelin spasında İbo'dan ayağında kundura çalıyor ya arkadaş, daha ne diyeyim. İyi müzik yapan Mohsen Namjoo gibileri de çareyi kaçmakta buluyor. İran'dan kaçma çok yaygın olduğundan İran, sanırım vize uygulamalarına en çok takılan ülkelerinden başında geliyor.

 

 

Kadınların ulu orta şarkı söylemeleri ve dans etmeleri yasak. Ama neyse ki şeraiti düzen can çekişiyor da, kadınlar artık başlarını yarıya kadar örtüyor (itiraf edeyim böyle daha bir albenili gibiler) ve kara çarşaf kullanımı oldukça azalmış. Bunun nedeni ise bir kaç yıl önce ahlak zaptiyelerinin halk tarafından bir güzel sopalanmaya başlaması, artık milletin burasına gelmiş tabii.

Kim ne giyinirse giyinir sana ne, SANA NE?! İster içki içer ister, ister götünü başını açar. Bütün bunların cezası öbür tarafta verilmiyor mu kardeşim? Sen kim oluyorsun da bunları bu dünyada cezalandırmaya kalkışıyorsun? Ya tanrına inanmıyorsun, ya dinine, ya da ikisine birden! Günah benim, sana ne ulan! SANA NE!!!

Hayır demek yerine 'cık' yapan dört milletten birisi (diğer ikisi Ermeniler ve Yunanlılar). Ayrıca tıpkı bizler gibi 'çay may, kalem malem' gibi şakalı kelime oyunu yapıyorlar.

Bizden en büyük farklarından birisi ise toplum olarak agresif değiller. Özellikle erkekleri oldukça naif. Bunda düzenin ve sert kanunların da etkisi var tabii. Asıl atarlı olan ise kadınlar. 30 yıllık şeriat düzeninin sonunda yeter lan demişler ve toplumda baskın hale gelmişler, yani almışlar ellerine sazı. Eh böyle olunca da Slav sistemine geçilmiş bir çeşit. Ne var ki kadının baskın olduğu bölgelerde erkekler Türk kadını gibi davranıyor ve kendini naza çekiyor, dolayısı ile eşyanın tabiatı bozulduğundan olsa gerek ülkede üreme azalmış, vatandaşın cinsel hayatı boka sarmış durumda. Bunu da belirteyim ki belli bir beklenti içinde gidilmesin.

Cinsel hayatın sekteye uğraması elbette ki eğlence kültürünün de yok edilmiş olması ile alakalı bir durum. Gece hayatı olmayan bir yerden söz ediyoruz. Akşam çay bahçesine git, yeni trend kafeye git, orada saatlerce çay-kahve iç nereye kadar? Müzik yok, dans yok, nasıl sosyalleşeceksin kardeşim? Maklube ye çay iç derken kafan açılıyor; atom teorisi mi geliştiriyorsun, o da yok!

Bu arada İran'a gitmiş herkes parti ortamı diyordu hani, nerede bu devlet?!

 

MXMR2127

Ev partisinden insansız bir kare

Evet! Şu ünlü mü ünlü, herkesin diline pelesenk olmuş İran'ın ev partileri olayına gelecek olursak, 'ulan babasının oğlu musun da ev partisine çağrılıyorsun?' diye sormazlar mı insana? Sanki İran'daki ev partileri herkese açıkmış gibi bir hava estiriliyor, çal kapıyı buyur gir. Yok öyle! Bizden bir iki salak es kaza çılgın sandıkları bir partiye çağrılmış (Köyden İndim Şehire[15]), onlar da bire bin katarak anlatınca, olay bizde efsanevi bir hale gelmiş sanıyorum.

Cem Uzan da çılgın ev partisi veriyor da bana mı veriyor, sana mı veriyor? Neticede zengin dediğin her yerde ayrıcalıklıdır. Adam kokolu parti de verir BDSMli olaya da girer de sen olayın neredesin? Dolayısı ile abartılı anlatımlara fazla kulak vermeyin derim. Tanıdıklarınız varsa resmi tatilden bir önceki gün olan perşembe akşamı bir ev partisine davet edilebilirsiniz ama davetkarın statüsüne bakarak beklentiyi ona göre ayarlayınız. Sonuçta kendinizi on dört tane erkek ve iki kızla (onlar da saplı olur genelde), gitarlı bir Ankara partisi gibi ortamda bulmanız da mümkün. Erkek sayısının bu rahatsız edici sayıda olması kadınları bile rahatsız etmez mi ama?

IMG_5775

Tahran'da bir sergi açılışı

Yıllarca dünyanın en kötü trafiği ünvanını elinden düşürmeyen Tahran trafiğine değinmeden geçemeyeceğim: Elinize bir paket çekirdek alıp büyükçe bir kavşakta saatlerce izleseniz asla sıkılmayacağınız bir doğa olayı ile karşı karşıyasınız! Kaosun içerisinde öyle bir düzen var ki ters yönden gelen motosikletli, yeşil ışıkta araçların arasından seke seke geçen bir yayaya çarpmaksızın bisikletlinin yanından süzülürken, üzerine gelen koca bir kamyonu ekarte edebiliyor. Resmen delireceğim, ortalık savaş alanı gibi ama kimse kimseye çarpmıyor! Bu arada yaya tam kaldırıma ulaşacağı sırada geri vitese abanarak gelen otomobilden son anda kurtulabiliyor. Kaldırım dediysem, bu anca büyük kentlerin büyük caddelerinde görebildiğimiz bir yapılanmadır. Bizden bir üst seviyeye çıkmış ve ara sokaklarda kaldırımı tamamen kaldırmışlar, yaşasın arabacılık! Tabii yürüme alışkanlıkları filan kalmamış, en kısa mesafede bile trafik filan da dinlemeden taksi tutuyorlar ki o trafikte tıkılıp kalırsan yarım saatlik mesafe oluyor sana dört-beş saat!

Taksiciler ise sinirleri aldırmış sadece uyarı maksatlı korna çalıyor, dikiz aynalarına gerek durmaksızın birbirlerine sürtünerek yollarını buluyor. Bu arada cep telefonlarında mesaj yazma mı dersiniz, yanındakine saçma sapan fotolar göstermeye mi çalışmak dersiniz, veyahut sizi anlamasa bile boş beleş muhabbet açmak mı, gırla gidiyor. Bu sırada güzel bir tüyo vereyim: Eğer İran'da taksicilere düdüklenmek istemiyorsanız snapp denilen programı yükleyin ve kullanmasını öğreniniz. Yoksa taksici dediğin İstanbul'daki kadar .. olmasa da geri kalmış ülkelerin hepsinde benzerdir, fena küsküleyebilir.

 

IMG_6663

Amanın taksi taksi... Dikiz aynalarına dikiz derken benimkinde de yokmuş meğer

İranlıların aşırı kibarlığı ise sizleri yanıltmasın, özellikle erkekler arkadan konuşmaya ve dedikodu yapmaya bayılırlar (kendilerinin yalancısıyım). Bu kibarlık ise size hesap ödetmeme, en sonunda hesap istememeye kadar varabiliyor. Taruf denen bu gelenek, büyük ihtimalle eskiden gerçekten de var olan bir durumken, yapılan suistimal ve olayın bokunu çıkarmadan dolayı artık lafta kalmış. Taruf en basit anlatımıyla hemen her yerde karşılaşabileceğiniz 'bu seferlik bizden olsun' söylemidir. Eskiden bizde, özellikle taşrada olan ancak kültürümüzde artık oldukça azalan bu durum karşısında bizler nasıl davranacağımızı biliriz, neticede 'öyle şey mi olur kardeşim?!' der parasını veririz. Ama elin yavşak gavuru, 'ha iyi o zaman' diyerek bir sürü kişinin ekmeği ile oynamış, yetim hakkı yemiştir. Dolayısı ile de haklı olarak İranlılar bu taruf olayını halen sözel olarak devam ettirmekle beraber artık yarım ağızla söylemek durumunda kalmışlardır.

Yararlı bir anekdot olarak 'çakerim' tıpkı bizdeki 'eyvallah' gibi her yerde kullanılabilen bir sözcük. Birbirlerine ise canım anlamına gelen 'can' diye hitap ediyorlar ki aslında can bizim '-cığım' ekimizden başka bir şey değil. Bu yüzden 'canam' diye de bir şey uydurmuşlar. Neticede dil sistemimiz farklı, anca bu kadar olmuş.

Tavla oynarken kullandığımız sayı sistemine daha önceki Erivan yazımda değinmiştim. Hatırlatayım, tavla oynarken yarı Farsça yarı Türkçe sayı sistemi kullanığımızdan, tavla bilenlerimiz otomatikman altıya kadar Farsça sayabiliyor.

İran'da iki metrede bir karşınıza çıkan türlü türlü bankalara kanmamak gerek zira İran bankacılık sistemi dünyada kullanılan sistemin dışında olduğundan orada hiçbir banka kartınız çalışmıyor. Dolayısı ile yanınızda nakit götürmek durumundasınız ama kasmaya gerek yok. Çünkü ülkede kapkaç olaylarına nadiren rastlanmakla, gasp olayı ise görülmemektedir, terör saldırısı gibi bir olay ise asla yaşanmamıştır; kısaca İran bizimkinden kat be kat güvenli bir ülkedir diyebiliriz.

 

IMG_6319

Şiraz metrosunda dostça bir uyarı

YEMEME İÇMEME

Övüle övüle bitirilemeyen İran mutfağı ile ilgili tek bir şey söyleyebilirim, aç gezdim orada aç! Şaka filan yapmıyorum, eğer İranlıların misafirperverlik zaafından yararlanıp kendinizi birilerinin evine yamamadıysanız (ev yemeklerinde de çeşit az ama iyidir ona bir şey demem) restoranlarda yapılan üç beş çeşit yemeğe razı olursunuz ve bunların da çoğu kötüdür!

Kubideh denilen bizim adana kebaba tip olarak benzeyen ama tat olarak alakası bile olmayan bir kebapları var. Bunun yanında yarım kilo haşlanmış ve ortasına bir kaşık safran yanına da 30 gram tereyağı eklenmiş yasmin pirinci (pilav değil!) takdim edilince oluyor sana çelo kebabı. Tavuğa bayılıyorlar ki asla yemem. Arada denk getirebilirseniz şiş yapan ufak salaş dükkanlar var ama etleri ne yazık ki fazla pişirip kurutuyorlar. İşin bir başka ilginç yanı da yemeklerinin iyi olduğunu düşünmeleri. Haydi başka ülkeye gitmemiş olanları anlarım da bizim buralara gelip de hala yemeklerine iyi diyorlar, o sıkıntı işte. Görece en iyi ve en çok çeşit yemekler İran'ın kuzeyinde yapılıyor, orada da Türkçe konuşan halkların olması tesadüf olmamalı diye düşünüyorum.

 

IMG_5603

Yanık et, pirincin bir tarafına atılmış safran ve diğer tarafına atılmış tereyağ, ekstra kavrulmuş pilav

Zannediyorum ki dünyada yoğurdu bizden sonra en çok tüketen İranlılardır (ilk sırada Suriyeliler olabilir, bilemedim şu an). Dugh denilen duru ve naneli ayranın yanı sıra torş denen gazlı ayranı her yerde bulabilirsiniz. Yemeklerin yanına yoğurt verilmesi ise asla es geçmeyeceğim bir durumdur. Mast o hıyar ise biraz nüansla Yunanlılarda caciki bizde ise cacık denen mezenin ta kendisi olarak kendisini bu üç coğrafyada kabul ettirebilmiş, kendisini alkışlıyoruz.

Kahvaltıda omlet dedikleri domatesli yumurta tüketiyorlar. Bunun içine bazen soğan ekledikleri de oluyor. 'Bu sizde var mı?' diye sorduklarında, 'içine biber de atınca menemen denen berbat köylü yemeği oluyor' demiştim de bozulmuşlardı. Bozulacak ne var, benim köyümde hiç bir özelliği olmayan, atıştırmalık öğlen yemeğidir bu. İstanbul'da buna 50TL veren kerizler düşünsün, ne diyeyim? Ha, bir de menemen soğanlı mı yapılır tartışması var ki ona hiç girmiyorum bile. Kimi et, kimi ... neyse. Keşke tek derdimiz bu olsaydı.

 

IMG_6717

Bademcan(dır)

 

Benim en beğendiğim yemekleri bademcan dedikleri patlıcan ile yapılanlar. Güney ve Doğu Asya çıkışlı olan patlıcan, zannımca nikotin bağımlılıkları dillere destan Türk kavimleri tarafından dünyaya yayılmıştır. Tarihçiler yok efendim şu tarihte Avrupa'da patlıcanlı şu yemek vardı, yok Araplarda bu vardı dese de mutfağımızdaki iki yüze yakın patlıcanlı yemek çeşidi tokat gibi suratlarına çarpacaktır. Bence de kahrolsun faşizm.

Dünya'da her yerde olduğu gibi İran'da da alkollü içecekler bulabilirsiniz (ama dikkat edin araştırma neticesinde g.tü kestirmeyin, alkol kullanımının cezası kırbaç). Zira gerçek İslam gayrimüslim halka, kültürleri olan içki yapımını yasaklamadığından, özellikle İranlı Ermeniler şarap yapımını sürdürebilmişlerdir. Keza şarabın posasından yapılan arak dediğimiz boğma rakı İran'ın da milli içkisidir diyebiliriz. Dolayısı ile İranlıların arak işinde uzman olduklarını açık yüreklilikle söyleyebilirim. Bu arada üzüm posasından arak yapımını İranlı Ermenilerin bulduğu gibi bir iddia da mevcut orada. Şiraz üzümünün anavatanı olan Şiraz'da içtiğim kırmızı şarap dışında iyi bir şaraba denk gelmedim, dürüst olmak gerekirse.

 

IMG_5634

Yufka ekmek olayı

Bizim köylerde yaptığımız yufka ekmek orada günlük olarak tüketiliyor. Fırınlar sürekli faaliyet halinde. Çok gelişkin bir meyve kokteyli kültürleri var. Bunun yanı sıra çay tüketimi de yüksek. İlginç bir çaydanlık tasarımları var, eh tabii doğalgaz neredeyse bedava olunca bu mereti akşama kadar yakılı tutabiliyorlar. Ne var ki bizimkilerin aksine at sidiği diye tabir ettiğimiz hafif çay içiyorlar. Kahve ise bizdeki gibi yeni yeni popüler olmaya başlamış ve lüks gıdalar arasında sayılıyor; Osmanlı ile alakaları olmadığından Türk kahvesi yapmasını da bilmiyorlar, kah şekeri yanında veriyor, kah Araplar gibi içine kaküle atıp servis ediyorlar.

IMG_6902

Semaverle bizim çaydanlık arasındaki bir geçiş formu adeta

 

Tatlı ile aram olmadığından çok fazla deneme olanağım olmadı ama tatlılarının çok da tatlı olmadığından dolayı iyi olduğunu söyleyebilirim. Kuruyemiş ve bilimum abur cubur ve az da olsa meze kültürleri de var ama birasız, rakısız bunların tadı çıkar mı?

Çıkmaz tabii!

 

Devamı İran Overrated adlı yazımızda.

 

 

Dipnotlar:

[1] Atın üzerinde geri dönerek ok atabilen ilk medeniyet olduklarından bu stil Part tarzı olarak savaş literatürüne geçmiştir.

[2] Göktürk yazısı Arapça gibi sağdan sola yazılırdı ve büyük harf kullanımı ya yoktu ya da kısıtlıydı. Ancak o zamanlar küçük ünlü uyumu olmadığından dolayı okuma zorluğu çekilmiyordu sanırım, zira okuma yazma bilen de pek yoktu.

[3] Arapça, İbranice gibi Hami-Sami dillerinin yazımında ünlü harfler kullanılmaz. Kelimeler ya cümlenin gidişine göre ya da vurgulardan tahmin edilir.

[4] Selçuklulardan Osmanlılara geçen Arap alfabesi Farsçadan geldiği için Arapçada bulunmayan p, j, ş gibi harfleri içermektedir.

[5] Bu savaştan sonra Sefeviler ateşli silah kullanmaya başlamıştı.

[6] İlgilenenler için Codex Cumanicus'u tavsiye ederim. XV. yy'a kadar Ukrayna'nın konuşma dili olan Kumanca'yı ticaret yapmak isteyen İtalyan ve Almanlara öğretmek isteyen rahiplerce kaleme alınmış muhteşem bir eserdir. (Okunmuyor amk o kitap)

[7] Yazıyı düzelten Kırım Tatar'ı soyuna sahip değerli dostum Ülke Uysal'ın notu: "İddialı ve hatalı, Tatarların Türkleşmiş Moğollar olduğu teorisini İlber’e söylersen kafana da odunu kor." 

[8] Hatta sen kalk ta oradan dandik kayıklarla gel Sarıyer'i bas, yağmala, kadınları kaçır. Sonra topraklarına ulaşamadan Osmanlı donanması gelsin hepinizi öldürsün. Votkayı bilinçli tüketelim, götüyle içenleri uyaralım.

[9] Saç kesimleri, yakın tarihe kadar Anadolu Tahtacılarında görülen perçem tarzıdır. Bu tarzı aldıkları eski Türkler kemiklerinden herhangi bir parçanın düşmanın eline geçtiği takdirde öldükten sonra onun kuklası olacağını düşündüğünden, savaşta kafası kesilirse arkadaşlarının atla giderken kafayı rahatça almaları için bu perçemi bırakırlardı. Kozaklarınki bildiğin özentilik.

[10] http://gezenti.biz/2014/12/noel-hikayeleri/

[11] Kahve Kültürü/Kültürsüzlüğümüz konulu yazımız pek yakında geliyor.

[12] Pizzanın Ninja Tospağalar çizgi filmi sayesinde ülkemize nasıl girdiğini duymuşsunuzdur.

[13] Post-Sovyet fıkrası: İki tane mühendis SSCB yıkıldıktan sonra ABD'ye gider, ne var ki orada oldukça boktan işlerde çalışmaya başlar. Bir gün öğle arasında mühendisin biri diğerine: Biliyor musun? der, Komünist Parti'nin bize sosyalizm hakkında söylediği her şey yalanmış. Öbürü onaylar. Acıyla devam eder konuşmaya: Ama kapitalizm hakkında anlattığı her şey doğruymuş!

[14] Film yapması ve ülke dışına çıkması yasak olan Cafar Panahi tam bir sosyal ölü durumunda. İran Kürdü yönetmen Bahman Ghodabi kendine uygulanan izolasyon sürecini Hiç Kimse İran Kedileri Hakkında Bir Şey Bilmiyor filminde dile getirmeye çalışmıştı.

[15] Yön. Ertem Eğilmez 1974

Paylaşım için