III. BÖLÜM - YAŞIN ve MODERN KALECİLİĞİN DOĞUŞU

İnek Şaban filminde Fenerbahçe’nin kalecisi Bülent, Pelé’nin de oynadığı zamanın ünlü Cosmos takımına transfer olacağı vaadiyle kandırılır ve New York’a kaçar. Bu sırada başlık parası biriktirmek için Almanya’ya gurbete gitmekte olan manav Şaban’ın Bülent’le olan benzerliğinden dolayı Bülent zannedilerek zorla Fenerbahçe’nin kalesine geçirtilmesi konu edilir. Mafya tarafından korunan ve kontrol edilen futbol takımının, sakarlıklarıyla başarılı olan kalecisi Şaban zamanla bıçkın bir gangstere dönüşecektir. Ne var ki gerçek kaleci Bülent’in dönmesiyle işler karışır.

 

 

Mafya-politika-futbol üçgeninin ele alındığı bu şahane film aslında konusunu Semyon Timoşenko’nun yönettiği, 1936 SSCB yapımı Vratar (Kaleci) filminden almıştır. Havada yakaladığı karpuzların insanlar tarafından hayranlıkla seyredildiği bir sırada tesadüfen keşfedilen Anton Kandidov’un Torpedo adlı futbol takımının kalecisi yapılması ve başarısıyla ulusal takıma çağrılması konu edilir. Dünyada ilk defa kalecinin öneminin vurgulandığı bu filmin sonunda Kandidov son dakikada rakipleri olan Bufalo adlı, İskoç etekli, İtalyan görünümlü bir ülkenin milli takımının kazandığı penaltıyı kurtarmasına müteakip, topla bütün sahayı kat eder ve golü atarak kahraman olur!

Keza filmin sonunda çalan şarkıda: “Hey kaleci, savaşa hazırlan. Sen kalenin bekçisisin. Arkandakileri düşün, cephe hattı pusuda bekliyor.” sözleri geçmektedir.

 

 

Film çekildiği sırada 7 yaşında olan Yaşın’ın bu filmi izleyip izlemediğini ve kaleci olmasında bu  filmin onu etkileyip etkilemediğini bilemiyoruz. Modern anlamda kaleciliğin babası olan ve 20. yüzyılın tartışmasız en iyi kalecisi olan Lev Yaşın’ın resminin Rusya 2018 Dünya Kupası posterinde kullanılmasını saygıyla karşıladık.

Bizde sanki ‘I’ harfi yokmuş gibi ismi yanlış telaffuz edilen Lev Yaşın, adından ve soyadından de anlaşılacağı gibi Yahudi kökenli bir Sovyet yurttaşıydı. Dönemin savaş koşullarından dolayı çocukluğunu yaşayamamış, Sovyet halkının, deri kemerlerini kaynatıp suyunu içtiği Nazi kuşatması sırasında henüz 13 yaşındayken silah fabrikasında mermi üretimi bölümünde çalışmaya başlamıştır. 18 yaşına geldiğinde sağlığı kötüye gidince Moskova’daki askeri bir fabrikaya nakledilmesi O’nun hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Fabrikanın futbol takımında kalecilik yaparken tesadüfen Dinamo Moskovalı otoriteler tarafından görülür ve Dinamo’nun genç takımına alınır.

 
world-cup-poster (3)
Òðóäíûé ìÿ÷

 

Genel olarak yedektedir ve ne var ki çıktığı iki lig maçında başarısız olunca özgüveni sarsılır. Bir yandan da Dinamo’nun buz hokeyi takımında kalecilik yapmaktadır. Bu takımla 1953 yılında SSCB kupasını kazanınca özgüveni yerine gelir ve hokey milli takımını reddederek tekrar futbola döner.

Ve dünya yepyeni bir kaleci anlayışı ile karşı karşıyadır artık. O zamana kadar kaleciler kale çizgisinden ayrılmıyor, üzerine gelen forvetin şut çekmesini bekliyordu. Yaşın forvetin üzerine doğru koşarak açı daraltmayı ilk uygulayan kaleci idi. Bunun yanı sıra takım arkadaşlarını sürekli bağırarak motive ederdi, adam kaçırmamaları konusunda uyarırdı. Falsolu gelen, tutmak için riskli olabilecek topları yumruklamak, bir defans oyuncusu gibi, ceza alanı dışına çıkarak topu ayakla uzaklaştırmak, ceza sahası çizgisine kadar çıkarak havadan gelen topları yakalamak ve yakaladığı topu çabuk biçimde kullanarak takımını kontratağa çıkartmak gibi günümüzde kalecilerin yaptığı rutin uygulamaları ilk kez yaparak modern kaleciliğe kişiliğini vermiş büyük bir futbol devrimcisidir.

 

 

1956 Melbourne Olimpiyatlarında milli takımla altın madalyayı aldığında kalesinde sadece iki gol görmüştür, 1958’deki Dünya Kupasında ise bütün dünya artık O’nu tanımaktadır. 1962 Şili Dünya Kupasında yediği talihsiz goller sonucu Fransız gazeteleri artık O’nun kariyerinin bittiğini yazmıştır. Gerçekten de SSCB Kolombiya karşısında 4-1 öndeyken, birisi Dünya Kupalarında atılan tek korner golü olmak üzere 3 gol birden yemişti. Yine çıktığı çeyrek finalde bu kez Şili’ye 2-1 yenilirler. Ev sahibinin galibiyet golünü atan Rojas büyük bir centilmenlik örneği göstererek gol sevinci yaşamaz, gider bu büyük kaleciye sarılır.

Yaşın ise “Bir kaleci yediği golden sonra nasıl üzüntü duymaz, acı çekmez! Eğer sakin kalıyorsa bu onun sonu demektir. Geçmişte ne yapmış olursa olsun, onun bir geleceği yoktur.” diyerek kısa zamanda toparlanır ve 1963 yılında Baloon d’Or (yılın en iyi futbolcusu ödülü olan Altın Top) ödülünü almaya layık görülür. Bu ödül tarihi boyunca sadece bir kez bir kaleciye verilmiştir.

 
Lev-Yashin-ballon-dor

 

Siyah forma giydiği ve rakip forvetler tarafından sekiz kollu gibi göründüğünden ‘Kara Örümcek‘ lakabını almıştır ama çoğu seveni O’na ‘Kara Panter’ der. Taktığı kepini ise tılsımı olarak tanımlamaktadır. Günde yarım paket sigara içtiğini asla saklamaz hatta başarısının sırrı sorulduğunda ‘maçtan önce içtiğim bir dal sigara ile sinirlerimi gevşetirim, sert bir alkolle de kaslarımı güçlendiririm.’ diye yanıtlamıştır.

SSCB 1960 yılında ilk kez düzenlenen Avrupa Şampiyonasını kazandıktan sonra Real Madrid’in o dönemki başkanı Santiago Barnabeu: “Ona istediği parayı ödemeye hazırım. Ailemin tüm mücevherlerini satıp borca girmem gerekse bile onu almak isterdim. Ancak Bay Yashın için biçilebilecek bir değer yok, tıpkı Prado Müzesi’nde duran ünlü ressamların tabloları gibi…” Asla paragöz birisi olmayan Yaşın 20 yıl boyunca Dinamo Moskova’da oynamıştır ve o kadar başarısına rağmen prim istemeye bile utanan bir karakterdedir. Puşkaş’la birlikte yedikleri yemek sonrasında hesabı ödemek isteyen Puşkaş’ın cüzdanındaki meblağı gördüğünde ‘hayatımda bu kadar çok parayı bir arada görmedim’ demiştir bütün naifliğiyle. SSCB devleti 1964’te Yaşın ailesine küçük bir ev tahsis eder ki eşi halen o küçük dairede oturmaktadır. Son kez oynadığı 1966 Dünya Kupasında takımının yarı finale çıkmasında büyük rol oynar.

270’ten fazla maçta kalesini gole kapatmış, 150’den fazla penaltı kurtararak imkansız bir rekora imza atmıştır. 1967’de kendisine Lenin Nişanı verilir.

 
yashin

 

Sağlığı 1980’lerde yine kötüleşmeye başlar. 1984’te bir ayağı kesilir. Yaşın’ın 60. yaş gününde 22 Ekim 1989’da Dinamo Moskova’nın O’nun onuruna düzenlediği karma maçta, tıpkı yüz bin kişinin izlediği 1971’deki jübilesinde olduğu gibi Eusebio, Beckenbauer, Bobby Charlton Dünya Karmasında yerini alır. O ise maçı eşi Valentina ile kenardan izler. Maçtan sonra üstü açık bir araba onu alır ve sevgi gösterileri eşliğinde pistte dolaştırır. 1990’da, Nazilerin kuşatma günlerinin kötü beslenme koşullarından kalan mide rahatsızlığının kansere dönüşmesi sonucu hayata veda eder. Ölmeden bir kaç gün önce Sosyalist İşçi Altın Madalyası‘na layık görülmüştür.

Verilen madalya, o sıralarda uzatmaları oynayan ve bir yıl sonra tarihe karışacak olan Sovyetler Birliği’nin bu sadık ve çok değerli futbol emekçisine, futbol devrimcisine verebileceği en anlamlı madalyaydı.

 

(Высоцкий)Vısotsky’nin O’na hitaben yaptığı şarkı


 

SON BÖLÜM

"Hiçbir zaman nostalji edebiyatı yapıp eskiden her şey daha güzeldi diye iç geçirmiyorum. Hem ben böyle olamayacak kadar futbol bağımlısı birisiyim, bir futbol tutkunuyum. Ama bu, benim futbol gerçekliğini görmeme engel değil ki; futbolun ne kadar ticari bir şeye dönüştüğünü ve onu fakirleştiren bir şirket halini aldığını görüyorum. Hayal gücü ve sevinç becerisi de fakirleşti. Futbol gittikçe bir eğlence olmaktan çıkıp bir zorunluluk halini aldı... ben futbolun bir sanat olduğuna inanıyorum, bir çeşit topla dans, güzelliğin mucizesini yaratan bir beceri."

E. Galeano

 
eduardo-galeano-uruguay

 

Futbol mistik, metafizik ve henüz açıklanamayan olayların döndüğü bir oyun olduğu için bu kadar büyük bir hayran kitlesine sahiptir. Top kaleye bir adım öteyken kaleye girmek istemeyebilir, veya penaltı vuruşunda direğe çarpan bir top bütün fizik kuralları ile dalga geçercesine dönüp dolaşıp kaleye girebilir. Bazı takımlar bazı takımları, aralarındaki güç dengesi ne kadar lehlerine de olsa asla yenemez. Bunu açıklayabilmek adına ‘bu takım bize ters geliyor’ diye kısaca geçiştirilir.

Belli bir kalıba ve sisteme sığmaz, formüle edilemez, sürekli değişir, devinir ve evrilir. Bence en çok, bireylerin oluşturduğu toplumsal bir yapı olan anarşizme benzer. Yani farklı bireylerin farklı karakterlerinin, toplum yapısını bozmadan özgür bir biçimde beraberce yaşadıkları toplumun karakterini belirlemesi gibidir.

 

 

Her ırktan, her cinsiyetten, her boydan ve engelli olan insanlara bile açıktır, herhangi bir kısıtlaması, kıstası yoktur. Genelde iyi oyunculuk tanımı Pelé, Maradona veya Messi gibi kısa veya orta boylu oyuncuların hakimiyetinde görülse bile 1,90'lık forvet Van Basten gibi efsanevi oyuncular da futbola damgalarını vurmuştur. Veya bir kaleci için oldukça kısa boylu sayılabilecek 1,73 metre boyundaki Meksikalı Campos gibi kaleciler de başarılı olabilmiş, milli takıma kadar yükselebilmiştir.

 

Milan'ın efsanevi defansı Tasotti, Costacurta, Baresi, Maldini ve ofsayt taktikleri

 

Futbol oyun biçimleri alanın nasıl değerlendirebileceği tartışmaları ile kendilerini bulmuştur. Küçük ve her zaman su baskınları tehlikesi altında olan Hollanda belki de yaşadığı alanın kısıtlılığından dolayı total futbolun çıktığı iki ülkeden birisi olmuştur. SSCB ise sosyalizm düşüncesi ile kollektif futbol anlayışını öne çıkarmış ve total futbolu eş zamanlı olarak geliştirmiştir. İngiltere ise içinde var olduğu geniş arazilerde mesafeleri kısa zamanda kat etmek için uzun pası ve driplingi kendi oyun tarzına yansıtmıştır. Buna karşın dağlık İskoçya ilk olarak kısa paslarla oynanan bir futbol anlayışını benimsemişti. Tango kültürü ile kendilerini tanımlayan Arjantin topla slalom yapmayı bulmuş, daha kıvrak figürlere sahip Brezilyalı zenciler ise çalım atmayı. Tarih boyunca sürekli işgal edilen veya bunun tehlikesi ile yaşayan İtalya defans futbolunun mucidi olmuş, Avusturya-Macaristan’ın kahve müdavimi aydın Yahudileri ise daha derin bir futbol anlayışını geliştirmişti. Disipliniyle ünlü endüstri devi Almanya’nın makine gibi futbolu ve kendilerine panzer denmesi tesadüf müdür?

 

Başka bir futbol devrimcisi olan 'Çılgın' lakaplı Higuita, kalecilerin de golcü olabileceğini kanıtlamıştır

 

1-2-7 ile başlayan diziliş 4-6-0’a doğru evrilirken, kalesine hapsolmuş kaleciden golcü kaleciye (Higuita), kafası pek çalışmayan kazma ve çakılı defanstan zeki (Baresi), teknik (Maldini), oyun kuran (Backenbauer) ve gol atan defansa, beleşçi yerine golcünün sadece golcü olmadığını gösteren forvete (Van Basten) kadar bütün pozisyonlarda büyük aşamalar gerçekleşti.

İlk zamanlarında ikinci plandayken futbol oyun kurgusundaki en belirleyici kişinin Teknik Direktör olduğu anlaşıldı. 

Şimdilerde en çok tartışılan ise artık devasa bir endüstri haline gelmiş futbolda dönen milyarlarca lira. Başarılı olmak için sadece iyi oyunculara, iyi bir teknik direktöre sahip olmanın bile yetmeyeceği bir alana doğru giden bir oyun bu. Yalnızca en zengin kulüplerin başarılı olabildiği bu platformda Avrupa futbolu diğer kıtalarla arasındaki farkı açmaya çalışıyor. Hatta Avrupa liglerinde bile örneğin İngiltere Ligi ile Polonya Ligi arasında büyük bir uçurum olduğu aşikar.

Acaba zengin olmayan kulüpler veya ülkeler bu uçurumların aşılması için neler yapılabilir diye derin düşüncelere dalıp birlikte çözüm üretmeye mi çalışacaklar yoksa kendimizi kurtarsak yeter gibi, yeni dünyanın popüler yaklaşımı içerisinde devam mı edecekler, göreceğiz.