KRASNA MALANKA VE KİMİ PAGAN KUTLAMALARI

Dünyanın bir çok yerinde yeni yıla giriş kutlamalarla yapılagelmektedir. Soğuk bölgelerde bu kutlamalar kışın bitmesi dileğini taşırken, daha ılıman yerlerde baharın gelişine istinaden yapılmaktadır. Bunların hemen hepsi kadim kültür kökenlidir, ancak günümüze gelindiğinde çok azı tek tanrılı dinler içinde kendilerini kabul ettirmeyi başarmıştır. Çoğu, özellikle Hıristiyanlığın yobazlık döneminde yok olmuştur.

Örneğin, Hıristiyanların 24-25 Aralık'ta veya 6-7 Ocak'ta kutladıkları Noel'in Peygamber İsa'nın doğumuyla ilişkilendirilmesine karşın aslında bununla alakası yoktur. Laf aramızda, Sümerlerden gelip bir şekilde Eski Türklere geçen Nardoğan kutlamaları 21-23 Aralık'ta yapılırmış. Noel'in kökeni Sümerlerden bile eski olabilir tabii, bunu Türklere yamamak ise biraz ilginç. Kaldı ki ülkemize Noel Baba figürünün, Türk olduğunu iddia eden şuursuzlarca bıçaklandığını göz önüne alırsak, anlat anlatabilirsen Sümeri, Nardoğan'ı.

Hakeza bu pagan kutlamalarının Anadolu'daki bir örneği ise baharın gelişinde karşılığını bulan Hıdırellez'dir. Henüz neyin peygamberi olduğunu çözemediğim Hıdır (Al-Khidr) ve Hıdır'ın kardeşi olduğu iddia edilen ama O'ndan bin küsur yıl önce yaşadığı düşünülen Musevi azizlerinden Ellez (İlyas, İlias, Elias, Elijah)'in anakronik ve sürreal buluşmaları Anadolu'ya İslamiyet'in gelmesi ile baharın müjdecisi olmuş?! Bu nasıl bir buluşmadır o da biraz müphem. E tabii, İbn-i Batuta'nın, zamanında işaret ettiği üzere 'Türkler çok iyi insanlar ama esrarkeşlik gibi kötü bir huyları var[1].' Aslında bahar kutlamasının Türklerdeki eski adı, Koça Han adına düzenlenen Kosa şenliğidir.

Elijah ya da İlyas

Hatırlarsınız, devletimiz 90'ların sonunda, Kürt vatandaşlarımız sırf baharın gelişini kutluyor, yani bir şey kutluyor, nasıl kutlar diyerek onların Newroz'unu Hıdırellez yapmaya çalışmıştı. Eski Türk kültüründe baharın gelmesi bir yılbaşı kutlaması gibi midir bilemiyorum ama Newroz İran'da ve Farsi diller konuşan insanlar arasında Nowruz adıyla binlerce yıldır yılbaşı bayramı olarak kutlanmaktadır.

Benim bildiğim, Eski Türkler'den bize ulaşa gelmiş az sayıdaki geleneklerden biri olan Saya Festivalinde amaç yazın gelmesini kutlamaktır, baharın değil. Bu da sanıyorum ki bizim Sibirya'daki köklerimizi işaret ediyor. Zira eksi ellilerde kış aylarının hüküm sürdüğü Sibirya'da yazın gelmesi kutlanmayacak da ne kutlanacak? Altay'lardan Anadolu'ya taşınan bu mitte Saya Han koyun sürülerinin koruyucusu olarak dağlarda yaşayan bir karakterdir. Kuzulama mevsiminde yapılan bu festivalde baş karakter olan Saya Han Sayacı adını alır. Örneğin:

Arguvan Kızak Köyü

Karaman

Karaman Madenşehri Köyü

Uzak dil akrabalarımızdan Yakutlar Saya bayramını 23 Temmuz'da Isıyah adı altında kutlarlar. Bu kutlamada beyaz giymiş yaşlı bir adama yedi bakire kız ve dokuz bakire erkek eşlik eder. Toprağa kımız dökülür, ateş beslenir ve Ai-ii Ruhuna halkın iyiliği için dua edilir. Ohuokai denilen ve kadınlarla erkeklerin hep beraber çember şeklinde çektikleri halayla festival devam eder.

DEM_YSYAKH

Bunun yanı sıra, bizden binlerce kilometre uzakta yaşamalarına karşın bizimkine oldukça yakın bir dil konuşan Salarlar veya Uygurlarda Deve Oyunu/Tüge oyunu diye bilinen bir kutlama geleneği ülkemizin bir çok yöresinde halen aynı adla sürdürülmektedir. Bu eğlenceler yöreden yöreye çeşitli isimler alan bir yönetici tarafından başlatılır ve organize edilir. O'nun dışında deve, deveci, kadın kılığındaki erkekler, çoban, köçek, Arap, it, jandarma, dede, doktor, aslan yavrusu veya ayı gibi figürler yer alır. Burada canlandırılan ölüp-dirilme mitosudur ki özellikle kadim Mezopotamya'nın Tammuz veya Mısır'ın Osiris mitlerinin yanı sıra Anadolu'daki Demeter söylencesindeki ortak paydadır. Yani baharla beraber ölmüş dünyanın yeniden hayat bulması.

 

BALKANLAR

Romanya'nın Trotuş Bölgesinde 25 ile 31 Aralık arasında kutlanan Ayı Dansı şenliklerinde ayı kostümü giyen insanlar dans edip bağırarak şeytanı kaçırmaya çalışırlar. Buradaki asıl amaç kışı veya kışın etkin olan ruhları kaçırtmak, tabii zamanla Hıristiyan kültüründe olay zavallı şeytanı kaçırmaya dönmüş.

Muhtemelen eski bir Çingene geleneği olan bu kutlamalar daha sonra Romanya'ya yayılmış ve diğer ülkelerde de değişik biçimlerde varlığını sürdürmüştür. Ritüele katılanlar yüzlerini siyaha boyuyor ki bu durum Anadolu'da da var. Bizde adı Arap diye geçiyor ama aslında Anadolu'nun bir çok yerinde zencilere Arap denir, Romanya'da ise Çingene kimliğini göstermek için siyah tene vurgu yapılıyor olabilir. Neticede Çingenelerin kökeni Hindistan'dır ama dünyaya dağılmaları Anadolu üzerinden olmuştur. O yüzden dünyadaki en yüksek Çingene nüfusu bizdedir, kimi balkan ülkelerinde Çingenelere Türk denmesi de bundan olsa gerek.

kurtuluslari-ayi-postu

 

Bulgaristan'da Kukeri[2] şenliklerinde çeşitli kostümler ve ahşap maskeler takan katılımcılar bellerine de büyük çanlar takarak dans ederler. Amaç yine kötü ruhları kaçırmak, baharın bir an önce gelmesini sağlamaktır.

 

Litvanya'da şeytan, cadı, keçi, ölüm meleği ve Çingene kostümlü karakterleri olan Užgavėnės (Ujgavenes) Büyük Perhiz[3]'den bir gün önce kutlanan Kül Çarşambası[4]'nda yapılır. Aslında bu tarihlerde yapılan en ünlü festival Mardi Gras adıyla tanınır. Bu festivalin Brezilya'daki adını hepimiz biliyoruz: Karnaval. Letonya'daki adı ise Meteni, Polonya'daki Marzana, Rusya'daki Marena, Belarus'taki Mara'dır. Bu isim aslında Slavo-Baltık kültüründe ölüm, yeniden doğum ve rüyayı simgeleyen antik bir tanrıçadan gelmektedir. Daha önce bahsettiğimiz gibi Anadolu'daki adıyla Demeter Kültü ve benzeri.

Bunların içindeyse en traji-komik bahanesi olan Macaristan Mohaç'taki Busójárás festivalidir. Eskilerde kışı kovmak için yapıldığı söylenen bu şenlik günümüzde Türkleri kovma iddiasındadır. Türk dediği de Osmanlı ordusundan başka bir şey değil tabii. Hikayeye göre Mohaç halkı kara kara Osmanlı işgalini düşünürken bir tane Sokaç (Hırvat) gelip onları güzel günlerin müjdesini verir. Silahlanıp çeşitli ürkütücü maskeler yaparak beklemelerini, zira fırtınalı bir gece bir tane şövalyenin gelip onlara önderlik edeceğini ve bu şekilde Türklerden kurtulacaklarını söyler ve geldiği gibi aniden yok olur[5].

Nitekim bunlar maskeleri yapmışlar, silahlarla beklerken bir şövalye fırtınalı bir gece gelir ve onlara öncülük eder. Bu maskeleri kötü ruhlar zanneden Türkler de korkup kaçarlar. Sanırım o gecenin gelmesi beş yüz yıl kadar sürmüş, neyse, geç olsun güç olmasın, ne diyelim!

Aynı saçma hikaye nedense Balıkesir'deki Tülü Kabak festivalinde de tekrarlanmıştır. Halk güya korkutucu kostüm giyerek Yunanlıları korkutmuştur.

IMG_3984

 

Yunanistan'da Patras'ta düzenlenen ama kökeni büyük ihtimalle Dionysos şenliklerine kadar uzanan karnavalın ise şu an herhangi bir pagan veya mitolojik bir çağrışım yapıp yapmadığını bilemiyorum. Belki alakası yoktur. Zira benim kısıtlı bilgimde, Dionysos şenlikleri Osmanlı coğrafyasında yalnızca Rum vatandaşlarının yaşadığı Ayvalık'ta devam ettirilebilmiş. Onlar da mübadeleye tabi tutulunca sanıyorum Yunan ana karasında o gelenek devam etmemiş olabilir. Zira Eski Grek toplumunda karşıdaki taraf hep daha tutucu diye bilinirdi. Eh, yine de bir gidip bakmakta fayda olabilir. Eğlenceden zarar gelmez.

Slovenya'da yine Şubat ayında Kurentovanje[6] adı verilen Ptuj Karnavalı yapılır. Buradaki ana figür Kurent'tir, Kurentler karnavalda yine çan çalma, zıplama gibi kışı korkutma ritüellerini gerçekleştirir. Buradaki yan figürler şeytan, yüzü siyaha boyalı skopiton, çalı giymiş bajer, ölüm meleği ve ramaston'dur. Ancak şuna dikkatinizi çekmeden geçemeyeceğim:

Adsız

Küfelik

Ukrayna'nın özellikle batı bölgesinde 6-7 Ocak'ta yapılan Noel kutlamalarında çoğunlukla çocuklar kostüm ve maskelerle sokaklarda dolaşıp evleri ziyaret ederek şarkı söyler ve para toplarlar. Bu kostümler yöreden yöreye değişmekle beraber başlıca karakterler çoban, şeytan, Hirodes (Herod)[7], ölüm meleği ve/ya melek, Yahudi ve askerdir. Ayı ve çingene de bu gruba dahil olabilir. Ukrayna'da kostümlü/kuklalı gösterilere Vertep adı verilir.

vertep

 

Krasna Malanka

Gelelim asıl konumuza yani Krasna Malanka Festivaline. Malanka adı IV. yüzyılda yaşamış, Jülyen takvimde 31 Aralık'ta ölmüş olan Genç Aziz Melanya'nın isminden gelmektedir ve Ukraynaca Melanya Günü demektir. Malenya'nın ölüm günü Gregoryen takvimde 13 Ocak olduğundan da Ortodoksların yılbaşı kutlaması ile aynı güne denk gelmektedir.

Krasna ise Slavca kırmızı veya güzel demektir. Yani Güzel Melanya Festivali, Ukrayna'nın Çernivtsi Oblast'ındaki popülasyonun çoğunluğunun Romanya Çingenesi olduğu Krasnoyilsk kasabasında düzenlenmektedir.

IMG_2607

 

Çernivtsi aslında çok kültürlü ve bir çok etnik grubun da bir arada yaşadığı bir yermiş. Halen de Ukraynalıların yanı sıra Çingene, Hutsul ve az sayıda Yahudi popülasyonu ile bu geleneği devam ettiriyor görünse de Romanya'ya bağlı olan bu bölge 1940 yılında SSCB tarafından işgal edilince Romen asıllı entelektüeller, iş adamları, öğrenciler, demir yolu çalışanları ve din adamlarının dahil olduğu, yani daha önce Romanya devleti için çalışan binlerce kişi Sibirya ve Kazakistan'a sürülmüştür. Daha sonra sıra 'etnik' Almanlara gelmiştir. SSCB ve Nazi Almanya'sı arasındaki antlaşmaya[8] istinaden Almanya'ya gönderilen ve aslında çoğu Yahudi olan bu insanlar Naziler tarafından direk toplama kamplarına yollanarak yok edilmiştir.

IMG_2624

 

Bunları yapan Josip Çugaşvili, artık gıcık kaptığı Troçki adlı şahıs Yahudi olduğundan mıdır yoksa kendi anti-semitikliğinden midir, binlerce insanı göz göre göre ölüme yollamaktan çekinmemiştir.

Aynı zamanda gülmeye eğlenmeye filan da karşı olan Stalin yoldaş savaştan sonra bölgedeki pagan kutlamalarını da tümden yasaklamıştı. O kadar dayağı ise yalnızca Krasnoyilsk kasabası dayanabilmiş ve inatla bu adeti devam ettirmiş.

Şimdiyse bu kutlamalar diğer köylere de sıçramış, Çernivtsi kentinde son yıllarda bu köylerden gelen katılımlarla olay bir karnaval havasında kutlanmaya başlanmıştır. Her köy farklı bir konsept ve kostümle katılım göstermektedir.

çern

 

Krasnoyilsk'teki hazırlıklarsa aylar öncesinden başlar. Zira, özellikle ayıyı temsil eden, ağırlıkları seksen, doksan kiloyu bulabilen saman balyası kostümlerin yapılması oldukça meşakkatlidir. Son yıllarda yerel, yani Çingene kıyafetleri ile ergen kızların katılımı görülse de aslında yalnızca bekar erkekler (kadın kılığına girerek), festivalde yer alır, erkek çocuklar ise şövalye veya postlu yavru ayı kılığındadır.

Karnavalın başındaki yöneticiye Halif yani Halife adı verilir, organizasyonu düzenler, paraları toplar ve onun işareti ile kutlamalar başlar.

Ortalıkta görünen ana figürler ise saman şeklindeki ayı, koyun postu giymiş, pençeli ayı ve en son ortaya çıkan kelebek kanatlı ve saman kostümlü ayıdır.

IMG_2679

 

Saman giymiş ayıların yaptığı sallanma dansının anlamı ise yalnızca ayının omzuna tünemiş kötü ruhları düşürüp kaçırabileceğine olan inançtır. Bence karnavalın asıl yükünü de bu karakterler çekmektedir. Zaman zaman dans esnasında dengelerini kaybedip yere düştüklerinde onları kaldırmak için bir çok kişi seferber olmak durumundadır.

Ayıları kontrol eden Çingene de önemli bir karakterdir. Özellikle post giymiş ayılar çevredekilere ve birbirlerine saldırdığında, Çingeneler kavradıkları zincirlerle onları zapturapt altına almaya çabalarken bir yandan da ellerindeki topuzları, baltaları yere vurarak toprağı uyandırmaya çalışırlar ki bahar yeniden gelebilsin. Zincire vurulmuş ayılar, ülkemizde Osmanlı zamanından 1980'lere kadar ayı oynatıcılığı şeklinde gelen bir Çingene geleneğini hatırlatıyor (Burnuna halka takılan ayıların sokak sokak dolaştırılıp tef eşliğinde dans ettirilmesi).

kapak

 

Bir de polis, asker ve (korkunç yüzlü) doktor ve de şaman kılığına girmiş figürler vardır. Doktor ve askerler güya düzeni sağlamaya çalışır, sarhoşları kafese tıkar, taşkınlık yapanları (şakacıktan) tutuklar veya hastalanana yardım ederler. Doktor veya şamanlar yakaladıkları bazı kişilerin üzerini süpürür veya saçlarını ellerindeki kocaman taraklarla tararlar.

Festival boyunca ortalıkta dolaşan orkestralar ise hep ana melodiyi çalarlar.

 

***

İnsan kadar lüzumsuz bir sosyal tür yok sanıyorum. Hep bir arada olmak, birileri ile bir şeyler yapmak ister, başkalarının dediğini önemser, dedikodu yapmaya, başkaları ile ilgili fikir yürütmeye bayılır. Gerçekten adeta başkası için yaşayan, tuhaf bir yapımız var.

Şu anlamsız hayatımızda bir anlam arayışı olarak önce ruhlara tapınma, sonra bunları ritüellere, derken eğlencelere dönüştürmek bin yıllar alan bir süreç olmuştur. Ritüeller oradan oraya taşınmış, taşınırken de başka ritüellerle karışmış, adeta birbirlerine kız alıp vermiştir. Örneğin Sibirya'dan gelen bir kabile daha sonra Çin Bölgesinde sürücülük işine girince ritüellerine deve, kurt, çoban gibi figürler eklemiştir. Daha sonra Çingenelerle kaynaşan bu kültür kendisine siyah derili bir figür eklemiştir. Bir başka ritte ise ayı önemli bir figür olduğundan o da o bölgede olaya dahil olmuştur. En son da tek tanrılı dinlerin galebe çalmasıyla ister istemez kötü ruh veya kış ruhu şeytana dönüşmüş, bir takım dini figürler de olaya müdahil olmuştur.

Brezilya'daki renkli karnavala gidenlerin bunları düşündüğü filan yok tabii. Zaten karnavalda, festivalde oturup çok da detaylı düşünmemek, kendini eğlenceye kaptırmak daha akılcı değil midir?

Bence; 'Efendim, nerde o eski Dionizyak festivaller?' diye hayıflanmak yerine yukarıdaki festivallere katılmaya çalışın. Özellikle kış ayında yapılanlara giderken yanınıza bolca konyak almanızı öneririm. Festivalin tadı alkolle çıkmayacak da nasıl çıkacak? Bu vesile ile eğlenceleri çılgın bir hale getiren Dionysos'a da buradan saygı ve selamlarımı iletiyorum.

Şaman sizinle olsun.

 

 

Dipnotlar:

[1] Seyahatname, sayfa numarasını hatırlayamadım ama Anadolu'yu ziyaret ettiği bölümde idi.

[2] http://www.thebohemianblog.com/2016/01/the-mystical-origins-of-the-kukeri-bulgarias-strangest-folk-festival.html

[3] Lent de denir, Hıristiyanlıkta Paskalya döneminde 40 gün boyunca hayvansal gıdaları yememek üzerine kurulu bir tür oruç.

[4] Büyük Perhiz'in ilk gününe verilen ad.

[5] https://www.nytimes.com/2017/03/16/t-magazine/busojaras-festival-hungary-lent-travel.html

[6] http://www.slovenia.si/culture/tradition/kurents/

[7] Büyük Hirodes, İsa doğduğunda Roma İmparatorluğu tarafından Yahudya'ya atanan kral.

[8] https://www.britannica.com/event/German-Soviet-Nonaggression-Pact

 

Kaynakça:

Oyun ve Bügü, Metin And, YKB Yayınları

Altın Dal, James Frazer, Payel Yayınları

Ayrıca bkz. Bronislaw Malinowski, Levi-Strauss, Boratav, Metin And

Köy Seyirlik Oyunları, Seyirlik Uygulamalarıyla 51 Yıllık Bir Amatör Topluluk:
Ankara Deneme Sahnesi ve Uygulamalarından İki Örnek: Bozkır Dirliği ve Gerçek Kavga (Makale), Nurhan Tekerek

KÖY SEYİRLİK OYUNLARINDAN “DEVE OYUNU” ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME... (Makale), Sagıp Atlı

https://www.sondakika.com/haber/haber-saya-gelenegi-yuzlerce-yildir-surduruluyor-9211825/

http://www.dailymail.co.uk/travel/travel_news/article-2943816/Slovenia-gets-ready-chase-away-winter-locals-hills-sheepskin-costumes-bizarre-designs-100-000-people-expected-visit-carnival-celebrations.html

Paylaşım için

POŞETLE SEYAHAT

Sırt Çantası (ya da nam-ı diğer Mochiller / Backpacking) Olayı

Büyük sırt çantasıyla, üniversitenin ilk yıllarında katıldığım dağcılık kulübü vasıtasıyla tanışmıştım. Dağcılıkta elzem olan sırt çantası seyahat halinde de verdiği hareket rahatlığı ve taşıma kolaylığı ile avantajlı gibi görünse de bir de işin sinir bozucu tarafı vardı. O da gittiğin yerlerdeki yerli halkın sana uzaylı, öcü veya daha kötüsü turist muamelesi yapamasıydı.

O zamanlar kıçımızda don olmadığından zar zor para denkleştirip aldığım çanta sırtımda, arkadaşlarla yurt sınırları dahilinde iyi kötü gezmeye çalışıyorduk; otostop, dolmuş, otobüs artık ne denk gelirse. Ve yerel halkla karşılaşmaların akabinde gelen ‘hello’ya ise ‘ne helosu lan?’ şeklinde karşılık vermekte beis görmüyorduk. Çünkü oldum olası yabancı sanılmaktan nefret etmişimdir. Gerçi bazen uzun saçımız yüzünden yiyeceğimiz sopayı, sırt çantasının çakallara verdiği yanılsama ile kurtarıyorduk belki, ama yine de hayatım boyunca sırt çantası ile gezmek bana hep bir külfet olarak görünmüştür.

***

Olay şöyle de okunabilmektedir: sırt çantamda özgürlüğüm var benim, uyku tulumum çadırımla kimseye minnet de etmem, istediğim zaman kopar giderim.

Nah gidersin!

Bu işler ilk kez keşiflerde yani insan evladının ayak basmadığı yerlere gidildiğinde, daha sonra da özellikle hippilik zamanında turizmin yaygın olmadığı zamanlarda zaten yapılmıştı. Bu saatten sonra ise fevkalade lüzumsuz bir biçimde, ülkemizde henüz keşfedilmeye çalışılan ve ucuz yollu gösterilmek istenen gezilerin alamet-i farikası olma yolundadır. 

1024px-BACKPACKERS_CROSS_A_BRIDGE_NEAR_THE_FALLS_OF_MACINTYRE_BROOK_ON_THE_TRAIL_UP_ALGONQUIN_MOUNTAIN_IN_THE_ADIRONDACK..._-_NARA_-_554501

Gerçekten, çok düşük bütçeyle seyahat eden gençlerimiz var aramızda ki onlara bir şey dediğim yok. Benim sözüm daha çok 'sırt çantamı alıp çıkıyorum' diye başlayan, sikik zengin bebelerinin boktan gezi yazılarında karşımıza çıkan, Amerika'nın yüz bin milyarıncı keşfi tarzı tıpkı yazılarında sergilenen dingilce davranış kalıbınadır. Şurada şu yapılmazsa olmazmış, burada bunu yemezsen buraya gelmenin bir anlamı yokmuş. Bok ye bok!

Ulan zaten bunlar yaşanmış, buralar tüketilmiş, içlerine sıçılmış, senin dikeceğin tüy de eksik kalsın lütfen. Biz ne anlatıyoruz burada, yapılmayanı yapmak, götünün yemeyeceği yerlere gitmek seyyahlıktır. Hayır, edebi bir yanın da yok ki. Bak, biz yazıyor muyuz burada her bir yaşadığımızı, gördüğümüzü? Hayır! (Gerçi bazı şeyleri yazmak sakat, o da ayrı bir husus tabii...)

Daha önce belirttiğimiz üzere sırt çantası, bir yandan da gittiğiniz fakir ülkelerde feci biçimde, turistin de simgesi olarak haklı biçimde antipati topluyor. Yani onlara göre yolunacak kazsın, tam bir malsın ve yahut ülkelerine yiyip-içip-sıçmaya gelen bir hıyarsın. Doğru, kesinlikle doğru.

4_backpackingForest

Bu çantaları bile kullanma şerefine nail olmuştuk

Zira artık gezginle turisti dış görünüşü ile ayırmak zor. Ancak konuştukça anlayabiliyorsun karşındaki ne menem bir şey ama o da zor be. Nedeni ise benim gibi düşünen insanların herkesle muhatap olmak istememesi. Kaldığın bir yerde belki kırk kişi oluyor ve hepsiyle tanışabilmen zaten olası değil. Eh belli bir süre sonra hep aynı klişe sohbetleri yapmaktan da bıkıyorsun. İnsanların cahilliği, oryantalist bakış açıları ve bir sürü klişe muhabbet de insanı tiksindiriyor, canını bezdiriyor. Kardeşim madem geziyorsun biraz bir şeyler oku yahu.

Dünyaya kütük gelmiş olabilirsin ama en azından dünyadan bir ağaç olarak ayrıl çok rica ediyorum. Bıktım gavura bizim dilin yarısı Arapça kelimelerden oluşuyor ama gramer yapısı Japoncaya benziyoru anlatmaktan. E tabii onlar da haklı, beyin mıncıklaması geçirmek istemiyor zavallı. Klişe denizinde yaşamak ne hoştur ve de ne boştur...

O yüzden büyük kentler yerine ücralarda dolaşarak bir şey öğrenmeye meyilli insanlarla veya gerçek gezginlerle tanışmak daha olası. Ücra olunca da ne yazık ki sırt çantası taşımak da şart. Zira Amazonlara veya Moğolistan’a benim emektar çek-çek ile gitmek sırt çantası ile gitmekten daha absürt olurdu.

Turizmin belki de o kadar kötü bir şey olmadığı zamanlardan

Poşet

Yıllar önce İstanbul’a uzun yıllardır görmediğim bir arkadaşımı görmeye gidecektim. Herif yurtdışından tatile gelmişti. Neyse, bir kaç günlük yol için yanıma bir iki eşya alsam yeterdi ama o da ne? Ufak sırt çantamı bir arkadaşa ödünç vermiştim ve evde de başka bir taşıma aracı yoktu.

O an kafamda bir şimşek çakıyor ve sağlam bir poşet bulup donu, atleti, diş fırçasını filan torbaya dolduruyorum. Hiç de fena görünmüyor. Ne bir gezgin, ne de bir turistim, bildiğin normal vatandaşım ama şehirlerarası yolculuk yapacağım.

Çok pratik bir çözümdü bu. Poşet delik olmadığından yağmura karşı korunaklıydı. Açıp kapatması da çok kolaydı. Elini daldırınca istediğin şeyi buluyordun...

IMG_E2353

Üçü bir arada

Yıllar sonra Arap Körfezi ülkelerinin birinde yaşarken, yakınlarda bulunan bir diğerine gitmek gerekiyordu. Eh, iyi kötü iş adamı gibi bir şey olduğumdan sırt çantam yoktu tabii. Çek-çek de gözüme büyük görünmüştü zira iki gün için yanıma ne alacaktım ki? O an eski dostum olan poşeti hatırlıyorum, benimle beraber seyahat edecek olan ortağım da aynını yapıyor ve poşetle yapılan ilk uluslararası yolculuğun kahramanları oluyoruz. Neyse ki gittiğimiz ülke de saçma sapan bir yer de (Bahreyn), girişteki görevliler olayı garip karşılamıyor.

Ne var ki gaza gelen ortağım aynını bensiz Dubai’ye giderken deneyince, ki oranın götü kalkıktır, görevli bunu durdurmuş: “hemşerim nereye böyle, hayırdır?” diye. Böyle bir durumda önce düzgün bir İngilizce ile sert bir yanıt vermek mi yeğdir yoksa Arapça yumuşak bir yanıt mı? Bilemiyorum ama bizim ortağın ağzı iyi laf yapar da o şekilde yırtmış. Ben olsam büyük olasılıkla ilk uçakla geri postalanırdım yaratacağım gerginlikten dolayı. Kaç kez başıma geldi oradan biliyorum.

O yüzden belki şekilli bir markanın poşetini taşımak daha iyi bir çözüm olabilir.

Bu minvalde kısa süreli yolculuk yaparken mal bir turist gibi görünmemek isteyenlere duyurulur.

Paylaşım için

Terms & Conditions  |  Privacy Policy

Gezenti 2018 © All Rights Reserved