ATİNA ELEFTERİOS VENİZELOS HAVAALANI

 

I.

 

Midilli’ye gidecek olan uçağın kalkmasına daha dört saat var ve saat gece iki. Havaalanında bir saatlik bedava internet kullanımı hizmeti verdiklerinden bilgisayarların ve rahat koltukların olduğu yere oturup ayağımı uzatıyorum, belki uykum da gelir, bir kaç saat kestiririm diye umutlanıyorum internete girerken. Ne var ki kısa bir süre sonra yakınlarıma Amerikan İngilizcesi konuşan bir lavuğun gelmesi ile umutlarım suya düşüyor; zira adam telefonda bir çok vatandaşı gibi umarsızca ve höykürerek konuşuyor. Herife pis pis bakmam da fayda etmeyince oradaki yegane barımsı yere doğru seyirtiyorum, gerçi bir yandan da hiç uykum yok.

 

‘Çipuro’ diyorum adama. İki tane marka gösteriyor bana. ‘Sen seç’ diyorum, ‘tatlı veya anasonlu’ olmasın ama. ‘Çantali’ markalı olanı veriyor. Bardağa doldurup demlenmeye başlıyorum...

 

Emektar iphone, 2007'de ilk çıkan modeli

 

Yanımdaki koltuklarda insanlar uyuyor, etrafta kimseler yok. Düşüncelere dalıyorum. Bir saat sonra ortamdaki insan sayısı artmaya başlıyor. Yakınlarımda uzanmış olan bir çift uyanıyor. O sırada gençten üç erkek bir de kız etrafımızda dolanmaya başlıyor. Tipleri aşırı itici. Pis pis bakıyorum bunlara ne ayaksınız gibilerinden, bir yandan da bıyıklarımla oynuyorum. Bana bakıp yanımdaki yeni uyanmış çifte yaklaşıyorlar.

 

‘Polis’ diyor uzun saçlı uzun boylu olan. ‘Kimlik.’ Çift şaşırıyor, ‘Ne kimliği, burası AB değil mi?’ Küçük bir tartışma çıkıyor aralarında, yok ‘önce sen göster kimliğini’, yok ‘buna ne hakkınız var’ vs... Neticede polis görevini yapıp, insanları huzursuz ederek uzaklaşıyor. Pasaportumdan dolayı müdahale edecek bir durumum olmadığından çifte doğru polislerden ne kadar iğrendiğimi gösteren bir hareket yapıyorum. Bu dört zibidi bir kaç kişiyi daha rahatsız edip ortadan yok oluyor.

 

Bana dokunmamalarının tek nedeni ise büyük bir ihtimalle, gece 3:00’te uyumak yerine psikopatça bıyık burarak çipuro içen tek kişi olmam. Yani yüzde yüz Yunan olduğuma kanaat getiren bu faşist zihniyetten alkolün koruyucu etkisinin yardımıyla kurtulduğumu anlayıp Dionysos’un şerefine kadehimi kaldırıyorum.

 

P1070906

 

Sonra çiftin yanına gidiyorum.

 

‘Ne istiyor bu lavuklar?’

 

Adam anlatıyor. Yüzlerinden düşen bin parça, belki hayatlarında ilk kez polis tarafından kimlik tacizine uğramış, hem de kız arkadaşının yanında. Aksanından elemanların Fransız olduğunu anlıyorum. Biraz sohbet edip ‘Yunanlılar iyi insanlardır, fazla takılmayın bu tiplere’ diyorum. ‘Polis her yerde böyledir, huzur kaçırırlar’ diye ekliyorum. Kos’a gideceklermiş, dolayısıyla bunlara Kos’la ilgili bir kaç tüyo veriyorum. Özellikle Kos’un insanını daha bir övüyorum.

 

Benim nereli olduğumu soruyorlar ve şok oluyorlar. Yunanlıları koruyan bir Türk, aynı zamanda Fransız’a da iyi davranıyor! 

 

Huyum kurusun, her zaman ezilenin yanındayımdır.

 

II. 

 

Paris havaalanı duty freesinde güzel bir Martinik romu bulup almıştım (alkolle ilgili son yazımda rom maddesi de vardı https://gezenti.biz/index.php/2019/09/22/nerede-ne-icilir-orta-amerika/). Zira Martinik’de romun kralını yaparlar. Kasadaki kadın paketi yaparken mühürlemeye gerek yok demişti. Ama Atina havaalanında otururken sürekli anons yapıyorlar sıvı taşıma kuralları ile ilgili. Dolayısıyla bir bokluk çıkacağı çok netti.

 

Kafam da hafiften iyi olmuş. Güvenlik geçişinde görevliler ‘ama bu rom açık poşette’ diye itiraz ediyor. Faturayı çıkarıp ‘bakın Paris’ten daha yeni indim, halbuki denyo Fransızlar Atina üzerinden Midilli’ye gittiğimi de biliyorlardı’ diye açıklama yapıyorum kibarca. Romu kaptırmak istemiyorum elbette ki. Adam anlayışlı davranıyor, faturayı inceleyip beni kapıya yolluyor, oradaki görevli kadın kabul ederse size romu iade ederim diyor. Teşekkür edip kapıya gidiyorum. Kimse yok. Yandaki bankoya durumu anlatıyorum oradaki kadın, ‘görevli ile içkiyi alıp getirin yardımcı oluruz’ diyor. ‘Eyvallah’ deyip geri dönüyorum. Deminki elemana diyorum ‘bizim kapıda kimse yoktu yandakine sordum o da sizi çağırıyor.’ Adam da ‘ama sen öbürüne soracaktın’ diye oyalamaya çalışıyor. Diyorum ‘ne fark eder kardeşim, öbür kadın da aynı şeyi söyleyecekti zaten.’

 

Bir tane kağıt çıkarıp bir form dolduruyor, bu arada başka bir çift de benimle aynı durumda, onların alkolünü de ekliyorlar forma, başka bir görevli formları alıp bizi kapıya doğru götürüyor. Yolda yürürken forma bakıp bana ‘Türk müsün?’ diye soruyor, ‘soyadın Aslan’. Meğerse bir arkadaşı varmış, ‘Aslanidis’ diye. Derhal ‘arkadaşın Pontuslu mu?’ diye soruyorum. Şaşırıyor ve bana ‘siz de mi Pontus diyorsunuz? Oralı olduğunu nerden anladın?’ diye soruyor. ‘Pontus lafını kimse kullanmaz aslında’ diyorum. 'Bu arada -idis/-itis bildiğim kadarıyla ‘oğlu’ demek, yani Aslanoğlu. Gerçi Pontus Rumcasında -itis eki aidiyet anlamı da verdiyor galiba...' Adam verdiğim  bu bilgilere sevinip çabucak işimizi görüyor, içkilerimizi teslim edip gidiyor.

 

Bütün gün zerre uyumadan Midilli semalarına doğru uçuşa geçiyorum, kanımda alkol, çantamda rom ve kafamda türlü anılarla...