URUGUAY’DA ÖLÜMÜ SORGULAMAK

Alp ASLAN

“Şimdi ölüm oldum, dünyaların yıkıcısı.[1]

Bhagavad Gita, Mahabharata

 

Natürmort, Fransızcadan dilimize ‘ölüdoğa’ diye tercüme edilmiş bir sözcük olarak neredeyse iki bin yıl öncesine dayanan bir sanat akımını temsil eder; İngilizce karşılığı ise ‘hareketsiz yaşam’ demektir. Zorlama bir kelime oyunu yapmaya kalksam acaba bunu ‘hala-hayat(ta)’ olarak algılatabilmem mümkün olur muydu, bilemiyorum.

Natürmort tablolara baktığımda eserler bana ölü av hayvanlarını, meyveleri, kısaca besinlerimizi resmetmekten ibaretmiş gibi görünüyor. Gerçekte kopartılmış meyve resimleri bana hiçbir zaman ölü bir doğa izlenimi vermemiştir. Meyve insana hayat ve canlılık verdiğinden midir ya da dalından düşmüş / kopartılmış bir armut ölü olarak adlandırılabilir mi?

Ya da soruyu şu şekilde sorarsak: dalından kopmuş bir meyve veya sebze bize ölümü ne kadar çağrıştırıyor?

11206096_10153451573698469_2512143359052552198_n

Fakat buna karşın doğal yollarla ölmüş bir hayvan bize ölümle ilgili daha fazla şey çağrıştırıyor. Oyuk gözler, çürümüş, kokan bir beden, açık ağız ve sarkmış dil… Ölümle ilgili bildiğimiz tek şey ölüm anından sonrasının olmayışı.

Ölüm hayatın bir parçası değildir, sonuna koyulan noktanın ismidir bana göre. Ancak başkalarının ölümü senin hayatının bir parçası olabilir.

11377309_10153451573208469_8583345675118583489_n

Uruguay’da önce okyanus kenarında yer alan Valizas adlı balıkçı köyüne gidiyorum. Ertesi gün de oradan, iki üç saat yürüme mesafesindeki küçük bir hippi yerleşimi olan Cobo Polonia’ya geçiyorum. Okyanus kenarından yürüyüşümü yaparken karşıma ilk çıkan şey ölü bir ayı balığı.

P1080727

Cesete yakından bakıyorum. Çürümeye başlayan bedeni şişmiş. Leş yiyiciler fırsat buldukça uğramışlar ama beden henüz tam parçalanmamış. Bakteriler ise çoktan iş başında olmalı, içeriden çalışıyorlardır büyük ihtimalle. Kısacası ölü beden kendisinden besin sağlayanlara hayat veriyor, bir şekilde (başkalarının da olsa) hayatın devamını sağlıyor. Ama büyük ihtimalle ölü beden bundan bihaber.

11391723_10153451572863469_8408411189242205436_n

Biraz daha yürüyorum. Başka bir hayvan cesedi. Böyle yakın bir mesafeden gördüğüm ilk penguenin ölü bir penguen olması üzüntü veriyor, zaten başka türlü ona bu kadar yaklaşmazdım herhalde diyorum kendi kendime.

Biraz daha yürüyorum, bu kez şanslıyım, zira canlısını da görüyorum. Sahilde çırpınıyor. Kararsız gibi. Karaya mı çıkmalı yoksa denize mi dönmeli? Beni görmesi kararını çabuklaştırıyor ve suya dalmak için canhıraş bir çaba gösteriyor. Biraz sonra da dalgalara kavuşuyor. Umarım yakınlarda dolaşan dev avcı yunuslardan kurtarır kendisini.

11391741_10153451572818469_4482285085530683316_n

Ölü penguenin hemen yanında deniz salyangozu yumurtaları. Belki sonrasında doğup yaşayacak olan canlılarla beraber, ölümün ta kendisi aynı karede. Peki bu bize şunu hatırlatıyor mu: dünyaya gelmeden önce ölüydük! Yumurtanın içindeki embriyo hiç doğmayacak belki de. Bir başka canlının midesine gidecek, veya çevresel koşullar yüzünden hayata kavuşma şansı bulamayacak. Ona, şu anda o yumurtanın içindeki embriyonun gerçekten hayatta olduğunu söyleyebilir miyiz?

11162081_10153451572528469_4069860400863505268_n

İçi boş midye veya yalnızca midye kabuğu. Bana, görselliği ile hoş bir duygu veriyor. Ama içindeki canlı kim bilir nerede? Her nedense içindeki canlının eksikliğine rağmen midye kabuğu bana ölümü çağrıştırmıyor. Genel olarak deniz kabukları için geçerli bir durum olmalı bu.

11391208_10153451572763469_1770185999837570409_n

Ya da ölü yengeç. Gözüme ilginç görünüyor ama ölü değil. Çünkü bizimki gibi bir bedene sahip değil. Hayvan olduğumuzdan dolayı hayvan ırkçılığı mı yapıyoruz acaba, hayvanların içerisinde bulunan ve onlara ihanet eden en berbat tür olarak[2]? Bitki, kabuklular veya yumuşakçalar… Bize canlı gibi görünüyor mu, tam olarak ne ifade ediyor?

11215807_10153451572023469_2324238365537182935_n

Sahile vurmuş bir ağaç kütüğü, ölü. Çünkü şu anda bir fotoğraf karesinde, kendisine ait olmayan bir yerde, yani okyanusun kenarında o iğreti duruşuyla bize ölümü hatırlatıyor. Ormanda, ait olduğu yerde olsa başka canlılara ev, korunak veya avlanma alanı olacağı için; orada yaşamı simgelediğinden dolayı gözümüze bu kadar hüzünlü görünmezdi diye düşünüyorum.

10408567_10153451573473469_4296146582889356305_n

Bulutlarla örtülü bir dolunay ölümü hatırlatmıyor mu? Acaba bu da, kadim Anadolu topraklarının Selene söylencesinden zihnimizde kalmış olan bir hatıra mıdır?

11053160_10153451573443469_8680654613521543387_n

Ateş aslında ölümü çağrıştırmalıydı. Ama somut varlığıyla ölü ağaç parçalarının tamamen silinip gitmesini görmek yerine, ateşin o soyut dalgalı alevlerine hayranlıkla bakarız, alevler her zaman bizleri bambaşka ve derin düşünceler içinde bırakır. Acaba tarih öncesinde yaşayan atalarımızı koruduğu, onlara hayat verdiği için mi? Yoksa / ya da buna bağlı olarak Zerdüştlük ve yahut Manicilikle olan kültürel bağlarımızdan mı kaynaklanan bir durum?

Ateşin cesetleri yok etmede kullanıldığını da göz ardı etmeyelim. Ama bu, Ortaçağdaki cadı yakma olayının aksine, kimi inançlarda reenkarnasyonun gerekliliği olan bir ritüel, ruhun bedenden ayrılması için gerekli olan bir arınma sanki…

1780883_10153451572543469_6883053781228736895_n

Ölüm, kültürel kaynaklı olsa gerek, bizde insan içinde pek konuşulan bir konu değildir. Eski Türklerde ölünün gittiği yer bizimkine benzeyen ama daha iyi bir yer olarak tasvir edilirdi. İslam inancı, şaman geleneklerimizden gelen ölüm kültürümüze pek müdahil olamamış anlaşılan, zira öldükten sonra cennet hayaliyle yaşayan kaç kişi var ki çevremizde? Veya cehennemde yanmaktan korkan?

Keşke eski inançlarımıza daha çok sahip çıkabilseydik, böylece birilerinin uydurması[3] olan öteki taraf hikayesi ile kandırılmaz, doğanın bir parçası olarak yaşadığımızı bilip kendimizle daha barışık bir hayat sürebilirdik.

Dipnotlar

[1] Oppenheimer bu sözü, tarihteki ilk nükleer bombayı ürettikten sonra tekrarlamıştı.

[2] Zaten en aşırı faşistler de her zaman komşu köyden çıkmaz mı?

[3] https://www.youtube.com/watch?v=lZ-KajhkqMU

 

Kaynakça

Filmler:

Zardoz, 1974 John Boorman http://www.imdb.com/title/tt0070948/?ref_=nv_sr_1

Logan’ın Koşusu, 1976 Michael Anderson http://www.imdb.com/title/tt0074812/?ref_=nv_sr_3 (Daha sonra dizisi de çekilmiş ve 1970’lerin sonunda TRT’de gösterilmişti: http://www.imdb.com/media/rm1672141056/tt0075527?ref_=tt_ov_i )

Yedinci Mühür, 1957 Bergman http://www.imdb.com/title/tt0050976/?ref_=nv_sr_2

Kitap:

Türkler ve Ölüm, Edward Tryjarski

Mitoloji:

Gılgamış Destanı

Orfeus ve Euridike

Selena / Hekate

Lazarus, Yuhanna İncili

Kapak Tablosu: Ölüdoğa, De Heem

 

Yanıtla