SODENKÜLA 2013 FİLM FESTİVALİ

Alp ASLAN

Haziran, Beyaz Geceler Zamanı

Havaalanından çıktığımızda bizi sert bir rüzgar ve soğuk hava karşılıyor, akabinde derhal kalınları giyiyoruz. Boru değil, yaz ayı bile olsa kutup dairesinin içindeyiz, sıcaklık öğlen on sekiz-yirmi, akşam beş-on. Ama insanlar bizim kadar kötümser değil. Tişörtlerle gezip barların bahçesinde soğuk bira içerek yaza merhaba diyorlar.

Bira içmeyi bıraktığım ve hava da buz gibi olduğu için bir Jameson patlatmak istiyorum, tabi ki buzsuz. Bu isteğim barmenin hoşuna gitmiş olacak ki tek parasına dubleyi basıyor. Üçüncü kadehte ise level atlamış olacağım ki triple uzatıyor. Ben de gıyabında kadehimi onun ve tüm iyi yürekli barmenlerin şerefine kaldırıyorum.

8Sabah 3:00 suları

Gittiğimiz bar yörenin en sıcak ortamı. Fin halkı NŞA zinhar konuşmazken, kafaları buldukça iletişime geçme isteği ile coşuyorlar adeta. Ama gel gör ki o kadar alkolden sonra iletişim ne mümkün? Ne dediklerini anlamak için akla karayı seçiyoruz. Bu arada masaya devrilenler ayrı bir husus. Aklımda kalan bir diğer görüntü ise sokaklarda sabaha karşı (gerçi orada yazın hiç gece olmuyor ama) sarhoş Finlilerin tıpkı ‘Yaşayan Ölülerin Dönüşü’nde olduğu gibi yalpalayarak, tam birer zombi gibi yürümeleri. Neyse ki zararsızlar.

***

Ertesi gün kasabayı keşfe çıkıp, aslında Film Festivali için burada olduğumuz için, program almak, gideceğimiz filmleri belirlemek amacı ile ortamı kolaçan ediyoruz. Filmlerde pek bir bok yok. Kasaba da çok küçük olduğundan yarım saat içinde her yerini öğrenmiş olarak huzura eriyorum. Bu arada iki tane pizzacı tespit ediyoruz. Finlandiya’da, hele böyle unutulmuş bir yerde olduğundan bunlardan en azından birinin bizim memleketten olma olasılığı yüzde bin diye kaba bir tahmin yürüterek içeri dalıyoruz: “Merhaba, kolay gelsin.”

İçeride en az benim kadar esmer çocuklar var ama suratıma mal mal bakıyorlar. “Yok mu Türkçe bilen?” diye sorumu ısrarla yineliyorum, zira o kadar olasılık hesabı yaptık, yanılma payı yok. Nitekim bir tanesi utana sıkıla çıkıp kırık bir Türkçeyle “abi biz Kuzey Iraktanız” deyince bir Rojbaş[1] yolluyorum kitleye. Elemanlar bir anda seviniyor, o sırada mekan sahibi olduğu belli olan adam içeriden beliriyor ve koca bir “hoş geldiniz” diyor. Hele bir de neredeyse akraba çıkacak gibi olunca yüzünde güller açıyor. “Misafirimsiniz” diyor “her gün gelin, hep gelin, daima gelin”. Tabii uğrarız diyoruz. Uğruyoruz da nitekim. Biliyoruz ki gurbet el zordur, dayanışmak lazım güzel insanımızla (kötüsüyle değil elbette, onlar ki başlarına taş yağsın, kıçlarında güller açsın).

***

Festivalin adı ‘Gece Yarısı Güneşi’, kurucular arasında elbette ki Aki (Kaurismaki) Abimiz var. Ne var ki araç amacı aşıyor ve gündelik hayat-alkol-sohbet üçgeninde çok sayıda filme gidemiyoruz ne yazık ki. Ama daha iyisi oluyor, kopuk bir filmden sahneler yaşıyoruz sanki. Zira evinde kaldığımız eleman bizi yüzen saunasına davet ediyor (Bu arada adam atom mu fizik profesörü mü neymiş). Yol arkadaşım Ülke ile buna bir anlam veremiyoruz önce. Nasıl yüzen sauna lan? Baya yüzüyormuş meğer. Böyle motoru filan da var. Eleman kasa kasa birayı, votkayı, şampanyayı yüklüyor ve açılıyoruz gece on ikide nehrin ortasına, anadan üryan ve kızlı erkekli. Tek sıkıntımız suyun kaldırma kuvveti ve beş santigrat derece olan hava sıcaklığı. Sıcacık saunanın içinde ver alkolü ver, sonra çık ve buz gibi nehre atla. Kalp krizi riski olduğundan önce Ülke’nin atlamasını bekliyorum, bakıyorum ölmüyor ben de atlıyorum ve satırlarımdan anlaşıldığı üzere ben de ölmüyorum.

9

Gerçekten müthiş bir olay. Müthiş olan ölmemek değil, sıcak topların soğuk suya değme anı elbette ki.

7

***

Derken Ülke ile Etnografya müzesine gitmeye karar veriyoruz. Yürürken, yol üzerinde orada olmaması gereken bir şey mi görüyoruz veya harita ile çelişen bir durum mu vardı tam hatırlamıyorum ama cebimizdeki haritayı çıkartıp salak salak bakmaya başladığımızda yanımızdan geçen iki kız önce bizi süzüyor sonra da yardım teklifinde buluyor.

Aslında gideceğimiz yer Laz labirenti gibi bir yerde, düz git, köprüyü geçince sağa dön ve ilerle. O kadar! Yine de ayıp olmasın diye haritada gösteriyoruz ‘buraya gitmek istiyoruz’ gibilerinden. Kızlar daha önce harita görmemişler gibi boş gözlerle haritaya bakarak gak guk ediyorlar. Bizim şaşkın bakışları görünce de ‘ya aslında biz de buranın yabancısıyız’ diyerek gevelemeyi sürdürüyorlar.

Dayanamıyor ve ‘O zaman biz size yardım edelim’ diye atlıyorum, ‘Nereye gitmek istiyordunuz?’ Ülke de durum karşısında kendisini tutamayıp makaraları koyuveriyor. Kızlar da derhal uzaklaşıyor tabii… Yine sıçıp batırarak bir tanışma fırsatını daha tepiyoruz ama ne yapsaydık ki? Sırıtarak yola devam ediyoruz.

5

***

Geleli 4-5 gün olmuştu. Yine bir sohbet esnasında ren geyiklerinden açıyor konu. Oranın halkı “Ne kadar salak hayvanlar bunlar” deyince sıkı hayvan dostları olarak hemen müdahale ediyoruz, “hayvana öyle demeyin, ayıptır”. “Yok yok” diye üsteliyorlar, “gerçekten geri zekalılar. Siz de dikkat edin.” Ülke ile birbirimize bakıyoruz anlamsızca. Ertesi gün de araba kiralayıp çevreyi keşfe çıkıyoruz. Rovaniemi kentindeki turizm ofisindeki kız da üç beş sohbetten sonra aynı konuyu dillendiriyor: “Aman ren geyiklerine dikkat edin, bu kadar embesil bir hayvan daha görülmemiştir.”

10

Finlandiya’nın sembollerinden olan bu sevimli hayvanla Finlilerin arasında ne gibi bir münasebet geçmiş olabileceğini tartışıyoruz ve o anda fark ediyoruz ki o ana kadar ren geyiğini pek de yakından görmemişiz.

Dünyanın en saçma sapan yerlerinden biri olan Noel Baba köyüne uğruyoruz. Gerçekten süper zırva bir yer, tamamen tüketim ve alışveriş mantığı üzerine kurulu. Vatandaşımız Demreli fakir Aziz Nikola, nam-ı diğer Santa Klaus burayı görse büyük ihtimalle kusardı.

Untitled

Dönüş yolunda birden bire üç tane ren geyiği fırlıyor yola. Hızlı gitmediğimiz için frene abanmaya gerek yok. Hayvanlar mal gibi yolun ortasında duruyorlar. Bir iki kornaya basıyoruz tık yok. Dışarı çıkıyoruz, hiç oralı değiller. Hayır yolun ortasında bok mu var arkadaşım? S.ktir git ormanda takıl işte mis gibi. Burada araba çarpar, kamyon çarpar. Yok, anlamıyorlar. Dikilmeye devam.

Ren geyiklerinin gerçekten de geri zekalı olduklarını üzülerek idrak ediyoruz. Ama çok sevimli keratalar. Özellikle boynuzlarındaki tüylerle.

***

Son durağımız bir başka dil ailesi grubumuzdan uzak akrabalarımız olan Laponlar. Köye geldiğimizde ‘şamanizm acaba burada da mı öldü?’ sorusuyla dalıyoruz ortama ama ne yazık ki bir kez daha idrak ediyoruz ki olay burada da turistik olmuş, ayağa düşmüş. Lapon kılığına girmiş Finli teyze güpegündüz Alman turist kazıklıyor.

6

Ayıp mı? Belki.

Belki de turist hak ediyordur bu muameleyi.

 


[1] Kürtçe Merhaba.

Yanıtla