SAÇMA SAPAN GEMİ YOLCULUKLARI-I

MANAUS’A DÖRT GÜN KALDI

Alp ASLAN

Yazının öncesi: http://gezenti.biz/2016/01/10/bir-amazonya-macerasi-2/

IMG_1864

Amazon turundan döndükten sonra aklıma birden, Kolobiya’daki Leticia ve Brezilya’daki Tabatinga’yı ayıran hayali sınır bölgesinde polis ofisi olmadığı geliyor. Yarın sabah Tabatinga’dan yola çıkacağım ve sınır kentlerinde garip uygulamaların döndüğünü, tecrübelerimden biliyorum.

Hostel sahibi Kolombiya sınır polisinin yalnızca havaalanında olduğunu söylüyor ve saat 18:00’de dükkanı kapatıyorlarmış. Brezilya sınır polisi ise kentin içlerine doğruymuş. Sıçtık diyorum zira saat 17:35! Derhal pasaportu kaptığım gibi dışarıdan geçmekte olan tevez[1]i durduruyorum. Sürücü durumu anlayıp beni 18:00’den önce oraya ulaştırıyor. Havaalanında in cin top atıyor ama neyse ki bir tane görevli buluyorum ve o da beni diplere doğru yönlendiriyor.

Pasaport polisi bir kadın, soruyor: “Kolombiya’ya neden geldiniz?” Garip garip suratına bakıyorum: “Çok şahane ülkeniz var, müzik, kızlar, yemekler… Daha sayayım mı?” diyorum, gülerek çıkış damgasını vuruyor, eyvallah edip diğer sınıra doğru yola çıkıyoruz.

Neyse ki orada mesai devam ediyor. Görevli, pasaportuma üç aylık girişi basıyor. Sonra gidip dandik bir hamak satın alıyorum. Çünkü üç gece boyunca güvertede hamakta yatacağız, gemide kamara filan yok, şekilli hamak alıp millete reklam olmanın da anlamı yok, hırlısı olur, hırsızı olur değil mi?

IMG_1874

Ertesi gün, bileti alırken bana söyledikleri saatte limana damlıyorum. Ortada bir kaç kişi dışında kimse görünmüyor, dolayısıyla bizi neden erkenden buraya diktiklerini anlamıyorum. Gemiye de almıyorlar. Dışarıda bekleyen ve her halinden yabancı olduğu anlaşılan biri var. Selam veriyorum, Leh çıkıyor. Yolculuğumda çok fazla Leh’e rastlamamıştım, bu eleman daha önceden yaptığım ama uygulamadığım C planımı gerçekleştirmiş. Peru’daki Iquitos kentinden buraya altı gün süren berbat bir gemi yolculuğuyla ulaşmış. Daha önce de Şili’de silahlı soyguna uğrayan ama yılmayan gencin hedefi büyük: Manaus’tan da yine gemiyle devam edip Belem’e ulaşmak. İçimden ‘gemi hastalığına yakalanmış bu’ diye geçiriyorum, ‘Transatlantik paklar bunu anca.’

IMG_1923

Ahbaplık ilerleyince buna “Alkol var mı?” diye soruyorum. Yokmuş. “Bizi içeri almalarına daha çok var, sen çantalara göz kulak ol ben de gidip alkol filan yükleneyim” diye öneride bulunuyorum. Zira limanda hiç bir şey yok. Ofis bile yok. Yok.

IMG_1919Dünyanın en ucuz romu, 5TL

Ne olur ne olmaz diye iki şişe rom bir şişe de kaşasa (cachaça), biraz da abur cubur, meyve filan yüklenip geliyorum. O sırada bir Hollandalı ve bir Kanadalı da ortama duhul etmiş.

Hollandalı eleman daha önce Amazonlarda çok bulunmuş. Balık yakalama herifte bir tutku, o yüzden diplere diplere gidiyor ama ilginç bir biçimde balık yemiyormuş. Kanadalı ise benim rotama benzer bir şekilde, Manaus’tan Boa Vista’ya gidip oradan Venezuela’ya geçecekmiş. Orada kriz olduğundan ucuza bir motosiklet alıp ülkeyi boydan boya kat etmeyi planlıyordu, umarım hala hayattadır.

Gemide hepi topu dört yabancıyız ve birbirimizi anlıyor olabilmemiz bizi yoldaş yaptığından, alkollere yancı çıktı diye iğrenç bencillikte bir düşünce içine giriyorum. Hayır, parasında değilim, zaten en ucuz içkileri aldım ama ikinci gün alkolün tükenebilme olasılığı o anda beni yiyip bitiriyor. “Oğlum” diyorum, “içki aldınız mı? Gemide satmıyorlar. Miyavlamayalım sonra.” Neyse ki zeki çocuklar, koşarak gidiyorlar tekel bayiine…

Bir süre sonra milleti içeri almaya başlıyorlar. Önce çanta arama faslı. Neyse ki beni fazla kasmıyorlar, şanslıyım. Hiç haz etmem bu arama tarama muhabbetinden. Gerçi kim haz eder onu da bilmiyorum.

IMG_1867

Daha önceden tüyo aldığımdan, geminin birinci katına çıkıp ön tarafına hamağı germek için koşturuyorum, çünkü arka tarafa rüzgar vuruyormuş. Bizden önce davrananlar önden itibaren sıralanmaya başlamışlar. Çantaları da ortaya çatıyoruz, Hollandalı eleman hemen bir kaşasa açıyor, bekleyelim diyorum. En azından gemi hareket edene kadar, ne mümkün?

Dört gün boyunca makarna, pilav, tavuk ve bir şeyden oluşan öğle ve akşam yemeğine mahkumuz ki bunlar hayatta en tercih etmediğim üçlüdür. Polonyalı eleman ise yemekleri büyük bir iştahla götürüyor çünkü Peru’dan gelirken bindiği gemide yemekler berbat ötesiymiş. “Abi” diyor, “yemeğin suyunu bile Amazondan çektiklerinden şüpheleniyordum ve sürekli çorbamsı bir şeyler yedik!”

IMG_1892

Bir iki gün idare etsem de sonra tiksinti veriyor yemekler, hem leziz hem de ucuz olan Amazon balıklarını neden hiç pişirmediklerine ise şaşıyorum. Bir başka sıkıntı da sadece sabahları servis ettikleri çay ve kahve. Tam anlamıyla Sovyet ekolü olan içecekler kendinden şekerli. Kahve ise boktan hazır kafe, ağzıma sürmem. İnsan Güney Amerika’nın genelinde çok kötü kahve içildiğine inanmakta zorlanıyor ama acı gerçek.

Eh, ben de alkole ve abur cubura vuruyorum kendimi. Geceleri hamakta uyumak rahatsızlık verse de insan ona da alışıyor. Hamakta şekerleme yapılır ama rahat bir uyku çekmek sanırım alışkanlıkla alakalı. Çünkü inanılmaz bir biçimde, yeme ve boşaltım ihtiyaçlarını karşılama dışında, hamaktan çıkmayan bir çoğunluk var gemide. Şaka yapmıyorum, yirmi dört saat / dört gün boyunca ya uyuyan ya da şekerleme yapan onlarca insandan söz ediyorum. Ellerinden gelse idrara bile kalkmayacaklar.

IMG_1871

Benimse tembellik etme gibi bir huyum olmadığından üç katlı gemiyi günde en az beş kez tavaf ediyorum. Hatta ilk günlerde uzun süreli demir attığımız limanlarda yürüyüşe bile çıkıyordum. Oralarda da pek bir şey yoktu ama maksat ayaklarımız açılsın.

IMG_1888

Latin Amerika’nın şiarı olan “todo tranquil[2]” sözünü ispat edercesine geçiyor yolculuk. Her şey gerçeküstü derecesinde sakin. Gemide bizden başka İngilizce ve hatta İspanyolca konuşan hiç kimse yok. Dolayısıyla kimseyle kaynaşamıyoruz. Bir şey olacağından değil ama yine de, güvenlik nedenleriyle hiç birimiz notepad veya dizüstü bilgisayarlarımızı ortaya çıkartmıyoruz. Ben de kendimi kitaba ve müziğe veriyorum, yoldaşlarsa bir buçuk gün sonrasında genel tembellik haline yakalanıp bütün zamanlarını hamakta geçirmeye başlıyor.

Geceleri geminin ön tarafında ara ara yakılan feneri izlemeye gidiyorum. Bu uygulama rotadan çıkmamak için gerekli sanırım. Bir yandan da hoş görüntüler oluyor fenerin aydınlattığı yerlerde.

IMG_1877

Gündüzleri devasa nehrin ortasında etraftaki cangıl ve enfes görüntüleriyle beni her zaman şaşırtan gökyüzünü seyre dalıyorum kitaptan sıkıldığımda.

Bütün her şey alkolle daha bir anlam kazanıyor gibi.

 

Dipnotlar:

[1] Latin Amerika’nın kimi yörelerinde moto-çekçeke verilen ad.

[2] Her şey sakin, huzurlu… veya iyiyim yerine söylenen, iç huzurum var gibisinden anlamlara sahip olan deyim.

 

Yanıtla