PATAGONYA’YA DOĞRU

     Alp ASLAN

Puerto Montt

Uzun süren Güney Amerika yolculuğumun son durağı, Şili ve Arjantin’de devasa bir alan kaplayan Patagonya bölgesi. Öncelikle Santiago’dan bir gece otobüsüyle Puerto Montt’a geçiyorum. Sabah kasabaya vardığımda beni berbat bir yağmur ve soğuk bir hava karşılıyor. Mevsimlerden kış sonu ve kutup bölgesine yaklaştım, ne bekliyordum ki?

IMG_2259

Ortada neyse ki turist namına pek kimse yok. Kalacağım misafir evinde koca bir odayı bana tahsis ediyor mekan sahibi teyze. Keyifle önce kasaba merkezini turluyorum sonra tam aksi istikametteki balık pazarına gidiyorum. Buranın ana gelir kaynağı somon, dolayısıyla fiyatların yüksek olduğu Şili’de en azından burada daha ucuza somon yerim düşüncesi içerisindeyim. Balık pazarı aynı zamanda restoranların da olduğu bir yer. Hemen bir tane değnekçi karşıma çıkıp menüyü anlatmaya başlıyor. Değnekçilikten haz etmediğim için adamı savuşturuyorum, sonra teyzeler filan çıkmaya başlıyor karşıma, değnekçilik buranın da yerel sporu anlaşılan. En sonunda pes edip menüye bir bakayım diyorum, o da ne? Fiyatlar bayağı kalın. Devam ediyorum. Yukarı katlarda da restoranlar var, bir tanesinin manzarası oldukça güzel, karşıdaki yemyeşil adaya bakıyor, puslu bir gökyüzü… Oradaki kadın da “yemek ister misin?” diye sorunca, “fiyatlar fenaymış ama” diye dürüstçe yanıtlıyorum. “Sen menüye ne bakıyorsun, al sana şu kadar fiyat” diyerek birden yüzde elliye varan indirim yapıyor! Oturmaktan başka çarem yok, kadın benim için pazarlığı yaptı bile. Meğerse buranın raconu buymuş.

IMG_2264

Şili’nin güzel taraflarından birisi de çok ucuza kaliteli şarap içmek ve fiyatlar restoran için bile çok uygun. Meze olarak, hem de merak ettiğimden dolayı, seviçe[1] de ısmarlıyorum. “Şili seviçesi mi bu yoksa Peru mu?” diye şaka yollu soruyorum, yanıt elbette ki Şili! Ne var ki Peru’da bunun kralını yapıyorlar ama gerginlik vermeye gerek yok.

IMG_2265

Puerto Varas

Dolmuşa atlayıp yakınlarda bulunan ama daha turistik ve daha şekilli olan Puerto Varas kasabasına geçiyorum. Yola çıkmadan önce pansiyoncu teyze tiksintiyle “orası liman[2] diye geçiyor ama neyin limanı? Göl kenarından nereye ulaşacaklarsa?” diye kısa bir bilgi veriyor bana ve “merkez çok cafcaflıdır, zengindir ama merkezden biraz çıkınca fakirliği görürsün” diye ekliyor.

IMG_2276

Burada gerçekten de pek bir şey yok. Şekilli güzel ahşap binalar, büyük oteller filan. Boş beleş ortalarda dolanırken şansımı seveyim, Oktoberfest’e denk gelmeyeyim mi!

IMG_2284

Normalde lager ve pilsner birayı bırakalı yıllar oldu ama halen, kimi zaman ale, amber veya porter bulursam içerim. Ve eski bir Alman yerleşimi[3] olan Patagonya’nın bu kısımlarında çok sayıda, gelenekten gelen bira üreticisi aile var ve gerçekten enfes lezzetler sunuyorlar. Bira tadımı ise elbette ki beleş. Bütün stantları gezip kafayı güzelce cilalıyorum, bir yandan da elemanlarla sohbet muhabbet. Hayatlarında ilk kez Türk görüyor çoğu. Dışarı çıktığımda kafam hafiften dönmeye başlıyor. Çarptı mı ne?

O kafayla bir dükkana girip kazak eldiven gibi şeyler bakıyorum. Dükkancı kadın nerelisin merelisin derken, kakara kikiri, Türk dizileri, saçma sapan muhabbet ve akabinde şak diye dinimi soruyor. Dinimi soran Müslüman olsa! “Abla” diyorum “valla yok”, “hiç mi yok?” diyor. O anda “ah, sanırım burada biraz kalmış olacak” diyerek çantamdan biraz çıkarmak istiyorum ama gerçekten hiç yok. Sonra bu başlıyor kafamı ütülemeye, dio[4] şöyle iyi, böyle güzel, çok şahane, süper… Kadının elinden zor kurtuluyorum. Ne yazık ki kafayı ağır Katoliklik sonucu bozan iki ülkeden birisi burası, diğeri de Peru. Orada da buna benzer bir şey gelmişti başıma yine zor yırtmıştım.

Puerto Montt

Pansiyona dönünce orada Belçikalı bir çiftle karşılaşıyorum. Onlar da benim gibi buradan Puerto Natales’e üç gün sürecek olan gemi yolculuğuna çıkacakmış. Gemi hakkında pek bir şey bilmediğimi görüp elime çok nadiren göz attığım Lonely Planet kitabının ilgili sayfasını tutuşturuyorlar. Ben de çocuklara ayıp olmasın diye sayfaya şöyle bir göz atıyorum. Gemide sarhoş kamyon şoförleri gibi rahatsız edici durumların yanı sıra karaokeler veya partiler de mevcutmuş. Aysberg parçaları ile yapılan pisco sour[5] kokteylleri filan da cabası. Yani kısaca gemide alkol satışı var gibi görünüyor. Bu durumda, biraz mantık yürütüyorum yani yanında alkol getirmene izin vermeyebilirler. Veya işler değişmiş olabilir, zira kitabın baskı yılı üç yıl öncesinin.

IMG_2305

Sakata gelmemek için en iyisi ofise uğrayıp sorayım diyorum. Ama şizofreninin diğer tarafı ise götür içkileri yanında, yakalanırsan salağa yatarsın gibi bir anti-tez öneriyor. Neticede dobra tarafım ağır basıyor ve ofise gidiyorum. Ofiste daha önceden bilet çıktısını veren kadın görevli ve karşısında da bir amca var. Direkt soruyorum: “gemiye alkol, ha keza gemide alkol alabiliyor muyuz?”

Kadın “kesinlikle yasak!” diyor. Bu yanıt karşısında sanıyorum öyle acınası bir şekle bürünmüş olacağım ki kadın yüreği burkularak amcaya dönüyor. Amca da onu onaylıyor: “ne yazık ki gemide alkol almak geçen yıl itibariyle yasaklandı” diyor. Umutsuz ama yürekten bir sesle: “baba üç günlük gemi yolculuğunda ben ne yaparım, buna can mı dayanır?” diye isyan edince adam yumuşuyor: “Çaktırmadan getir, çaktırmadan da götür. Ama bunu benden duymamış ol ha” diyor.

İçim bir anda sevinçle doluyor, tek gözümü kırparken kafamı da hafifçe yana eğip bizim eyvallah, anlaşılmıştır hareketini yapıyorum saygıyla.

Devamı: Saçma Sapan Gemi Yolculukları-II adlı yazıda, pek yakında

Dipnotlar:

[1] Ceviche, aslen Peru bölgesinin yerel yemeğidir, kısaca kılçıksız çiğ balığın lime suyunda bekletilmesiyle sunuma hazır hale getirilir. Bizdeki balık turşusunu andırır.

[2] Puerto (İsp): Liman

[3] Almanya’dan bölgeye ilk göç XIX. yy. sonlarında gerçekleşmişti, ikinci büyük dalga ise II. Dünya Savaşından sonra Yahudi altınları ile kaçan Nazilerdi.

[4] El dio (İsp): Tanrı, allah türü bir şey

[5] Peru, Bolivya ve Şili’ye özgü alkollü içki

Yanıtla