MADURA MADARA MIDIR? YA DA VENEZUELA’YA GİDEMEMEK!

Buenos Aires’ten başladığım Güney Amerika yolculuğumda aylar sonra nihayet Kolombiya’nın kuzeyine, Cartagena’ya ulaşıyorum. Buradan Santa Marta ve elbette ki Taganga Milli Parkını gördükten sonra otobüsle Maicabo’ya, oradan da Venezuela tarafına geçmek. Ne var ki benim oraya ulaştığımı öğrenen Venezuela’nın yavşak başkanı Maduro, ülkesindeki Kolombiya vatandaşlarını kontra gerillaya destek veriyor bahanesiyle sınır dışı etmeye başlıyor. Televizyondan gördüğümüz kadarıyla sınırda tam bir kargaşa hakim. At izi it izine karışmış durumda.

Taganga

Hemen yerel polise gidip durumu soruyorum, ‘sınıra gitme’ diyorlar. Yılmıyorum, Caracas’taki Türk elçiliğine mesaj atıyorum ‘nasıl olsa yanıt vermezler ama boş da durmasınlar’ diyerek. Sonra Santa Marta Emniyet Müdürlüğüne gidiyorum. Henüz sınır bölgesinden gelen bir komiserle tanıştırıyorlar beni, eleman ‘aman ha gitme’ diyor. Yine pes etmiyorum, göçmen şubesi varmış, orayı bulup oraya da gidiyorum aynı şeyi söylüyorlar. Umudumu kaybederken elçilikten de mesaj geliyor, ‘havayolunu kullanın’. Gerçi bunların sınırdan haberi yok gibi yazmışlar mesajlarında ve ayrıca biz bilmiyor muyuz lan uçak kullanmayı? Tabii fiyatlardan haberi yoktur bunların büyük ihtimalle. Uçak fiyatları dudak uçurtan cinsten, mesafeye oranla. Tatsız.

Chavez’in ABD başkanına alkolik ve eşek diye hitap ettiği sabah şekerleri programı

Chavez sonrası sosyalizme eğilim gösteren Venezuela ABD’nin bu işe sıcak bakmamasından dolayı yıllardır siyasi ve ekonomik kriz altında. Bunun nedeni ise Latin Amerika’nın ABD’nin arka bahçesinde bulunmasının yanı sıra dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olmasıydı. Chavez döneminde petrol çıkarma işi kamulaştırılınca uluslararası petrol şirketleri ülkeyi terk etti. Bu durum başta olumlu gözükse de, ne yazık ki altyapısı buna müsait olmayan ülkenin günlük petrol çıkartma kapasitesi üç buçuk milyon varilden yedi yüz bin varile geriledi. Şu anda ise bu oran üç milyon varile yükselse de petrol fiyatlarının düşmesi ülkedeki ekonomik krizi tetikleyen bir başka unsur. Daha çok takas yöntemi ile petrolünü pazarlayan Venezuela’nın en büyük ithalatçısının ABD olduğunu belirtmeye gerek yok. Petrol gelirinden nemalanan tayfanın ise yine ister Amerikancı isterse de hükümet yanlısı olsun küçük bir azınlık olduğunu ve ülkenin şu anki durumunun Suudi Arabistan’a yakın gibi durduğunu belirteyim.

‘Sosyalist’ içecek

Venezuela, Güney Amerika’ya varışımdan bu yana parasında yüzde bin kadar bir değer kaybı yaşıyor. Suç oranı da yine aynı oranda artış gösteriyor. Maduro ise saçma sapan popülist politikalarla, ülkesinde yaşanan yozlaşmanın ve rüşvetin önüne geçmektense, sınır ülkeleri ile geçici krizler çıkartarak halkı uyutma yoluna gidiyordu. İki ülke halkı arasında belirli bir fark olmamasına karşın birbirine karşı duyulan nefret durumunu kullanan Maduro, şimdi de Kolombiyalıları sınır dışı ederek halkını memnun etmeye çalışıyordu. Hızını alamayan Maduro daha sonra sosyalistlerin hükümette olduğu Brezilya’yı tehdit edip ağzının payını almıyor daha sonra da Guyana sınırına askeri yığınak yapıyordu. Ne kafa ama!

Neyse, içeriye geçelim. Venezuela’da çok sık arama/kontrol noktaları vardır, polis sizi durdurur ve soyar. Gerçek anlamda soyar, paranızı alır, malınızı çalar ve hiç bir şey diyemezsiniz. Madura sık sık asgari ücrete yüzde otuz bin küsür zam yapar. Bizim geri zekalı solcularımız da bunu alkışlar. Ulan adam bu zammı yapıyor ki, asgari ücretle üç tane süt alabilen insan suça eğilim göstermesin. Şaka yapmıyorum üç tane süt diyorum! Tabii bir bokun önüne geçtiği de yok. Başkent Caracas’ta insan kaçırma, insan vurma, yaralama, gasp, tecavüz, her türlü cürüm tavan yapmış durumda. Madem sosyalistsin, madem ABD’ye kafa tutuyorsun, yap anlaşmanı komşularınla, senden daha sosyalist Guyana ile, sol hükümetli Brezilya ile, sat petrolünü. Ama yok. Herkesle arası kötü bunların, bilmem size bir şeyler çağrıştırıyor mu? Sonra ABD şöyle, böyle. ABD hep öyleydi de kendinden haber ver!

O rotadan gitme umudumu kaybedince rotayı çeviriyorum ve bir takım maceralardan sonra[1] Brezilya’nın Boa Vista kentine varıyorum. Buradan hem Guyana’ya hem de Venezuela’daki Santa Elena’ya gidebilirim. Santa Elena, ünlü ve tam olarak hangi ülke sınırları içinde olduğu müphem olan Roraima dağına en yakın yerleşim olduğundan ve turlar yalnızca buradan düzenlendiğinden Venezuela’nın turistik yerlerinden.

Boa Vista

Boa Vista ise bir garip yer. Saçma kent Trabzon gibi burada da ulaşım taksi dolmuşlarla sağlanıyor, bunlara ise taxi lotaçao deniyor. Araçların üzerindeki numaralar ise bir anlam ifade etmiyor. O yüzden illa ki aracı durdurup gideceğin yeri söylemen gerekiyor. Uyarsa şoför seni alıyor. Neyse ki Portekizce İspanyolcaya yakın da çat pat anlaşıyoruz. Bu arada belirtmeden geçemeyeceğim, normalde Portekiz Portekizcesini çok daha iyi anlayabiliyorken Brezilya Portekizcesini anlamanın imkanı olmuyor İspanyolca yardımı ile.

İlk işim Guyana[2] vizesi almak. Bunu hiç beklemediğim kadar kısa bir sürede başarınca hemen otogara gidip biletimi alıyorum ve sabah otobüse biniyorum, Venezuela aradan çıkınca rahat rahat Guyana’ya giderim nasıl olsa. Yolculuk, steplerde uyuz uyuz devam ederken elemanın birinin sara krizine girmesi ile hareketleniyor. Adamcağız yalnız seyahat ediyor sanırım, yalnız derken kimse yardım etmez mi koca otobüste arkadaş? Hemen müdahale ediyorum, yıllar öncesinden aldığım ilk yardım derslerini hatırlamaya çalışarak önce elemanın dilini ısırmasını engelliyorum. Sonra vatandaşa alkol var mı diye soruyorum. Tabii zinhar kolonyanın olmadığı bu yerde neyse ki rom bulmak mümkün. Neyse bir kaç kişi yardım ediyor da elemanı biraz kendine getirtiyoruz. Şoför ambulans çağıralı yarım saat oldu ama tabii ki gelen giden yok. Bu arada Brezilyalılar beni Venezuelalı, Venezuelalılar da Brezilyalı sanıyor.

Bu Latin duyarsızlığına şapka çıkartıyorum hayretle. İnsanlar ser sefil yaşıyorlar ama bir vurdumduymazlık, bir dünya şeyimde minare götümdecilik, bir kendini bilmezlik durumu hakim her yerde. Kimse kimseye yardım etmiyor ama bir eğlence oldu mu hemen oynamaya başlıyorlar. Hayran mı olayım, söveyim mi bilemedim.

Sınır

Neyse, ambulans gelene kadar eleman da kendine geliyor. Biz de yola devam ediyoruz. Brezilya sınırı tam bir zulüm yuvası. Mahsus yapıyor olabilirler Venezuela ile kötü olan ilişkilerinden dolayı. Diğer sınırda ise şansıma polis yok, sadece askerler var ve para mara kaptırmadan yola devam ediyorum.

Kent bok gibi bir yer. Çok geri kalmış, millet aç sefil. Ama bir yandan da yol üstünde bir takım duty free dükkanları var ortamda. Bu kadar fakirliğe rağmen kalacak yer bulmak zor ve görece pahalı. Ya da feci leş yerler var ucuza ama açıkçası tırsıyorum, gece gırtlağı almasınlar diyerek. Dolayısıyla iyi bir yere yerleşip hemen para bozdurmaya gidiyorum. Döviz bürosu filan yok ortada, merkezi bir yerde bazı elemanlar var, pazarlık yapıyorsun parayı veriyorsun onlar da poşetlerle paraları getirip sana veriyorlar. O kadar parayı sokak ortasında sayamazsın da. Zaten ben para saymayı da beceremem. Şimdi yüz dolar karşılığı bir poşet dolusu param var ve yürümek çok tehlikeli. Neyse ki tipten kurtarıyorum, açık tenli ve saçlı olsam anında çökerlerdi, parayı çantaya atıp yollanıyorum.

Uzaktan Roraima

Roraima’ya gitmek altı günlük bir turla mümkünmüş. Dört çekerler ve sağlam bir ekipman gerekiyor. Ekipman filan yok tabii bende. Bütün Güney Amerika gezimi 45 litrelik bir sırt çantası bir de bilgisayarı filan koyduğum ufak bir çanta ile yaptım. Ayrıca yıllar yılı dağcılık bayırcılık işinde olduğumdan, dağdan ve kampçılıktan tiksinmiş durumdayım. Dolayısıyla Roraima fikri hiç de ilginç gelmiyor. Zaten üstüne üstlük poşet değil de bir çuval para istediklerini duyunca derhal bu fikirden uzaklaşıyorum. Onun yerine bir tane şoförlü araç kiralayıp etraftaki yerleri gezdirmelerini istiyorum.

Şamanik öğeler

Ertesi gün bir tane kadın rehber gelip beni alıyor. Etraf gerçekten muazzam şelaleler, yer şekilleri ve yerlilerle dolu. Burasını muhteşem yapan şeylerden birisi de bölge coğrafik yapısının milyonlarca yıl boyunca pek de değişim geçirmemiş olması. Güney Amerika’nın kuzeyinde bir savana olacağını kim bilir ki?

Savana

Venezuela, Brezilya ve Guyana’da yaşayan Macushi yerlilerinin köylerini ziyaret ediyoruz. Şaman abimiz ne yazık ki yediği odunların etkisiyle olaya Katolik bir yorum getirmiş. Evin içi bir sürü şamanik unsurun yanı sıra saçma sapan Katolik bebeklerle ve İsalarla bezenmiş. Ortam ağır. Şamana saygımızdan fotoğraf çekmiyorum tabii ki.

Zaman zaman feci bir yağmur inse de yolculuk gerçekten çok zevkli. Durdurulduğumuz polis noktalarında benim rehber idare ediyor olayı, ben ses çıkartmıyorum ki polis yabancı olduğumu anlayıp bizi sağmasın.

Yolculuğun sonuna gelirken rehber bütün bu zaman boyunca hiç gülümsemediğimi belirtiyor. Haklı, zira bu enfes coğrafi güzelliği bile gölgede bırakan, halkın, özellikle yerlilerin berbat durumunu düşünüyordum daha çok.

Beni boşver diyorum, siz neden bu kadar mutlusunuz? Ülke batmış, suç oranı yüksek, polis rüşvetçi, hiç bir hayati güvencen yok, sağlık sistemin çökmüş, kısacası götünüzde don yok!

Ne oldu sizin devrimci geçmişinize? Ne oldu size?

Neyle uyuttular sizleri?

 

————————————————————–

[1] bkz. http://gezenti.biz/bir-amazonya-macerasi/

[2] bkz. http://gezenti.biz/hangi-guyana/

Yanıtla