KOLADİKO YA DA YUNANİSTAN’DA PAVYONİZM

Alp ASLAN

Dakika bir gol bir. Geldiğim günün akşamında sokağa adımımızı atar atmaz kendimizi bir anda eylemin içinde buluyoruz. Geçen yıl bugün, repçi Pavlos Fyssas, faşist Altın Şafak sempatizanlarınca katledilmişti. Eylem onun anısına düzenleniyordu. Önde anarşistler, arkada solcular ve kimi duyarlı vatandaşlar olmak üzere hep beraber yürüyoruz. Aramızda tabii ki Yunanistan’ın ünlü anarşist sokak köpekleri[1] de var.

 pilakosDostumuz Pilakos

Önce eski ahbapları görme, yeni insanlarla tanışma havasında geçen yürüyüş bir anda anarşistlerin molotofları ve taşları çekmesiyle eğlenceli bir hal almaya başlıyor. Elemanlar faşist partiye veriyorlar taşı. Sonra ‘isyan polisi astonomia’ gelince çatışma biraz daha şiddetleniyor. Ama polis hep geride duruyor, öyle ki bizim çocuklar polisin üzerine üzerine gidip ne bulursa fırlatıyorlar, polis de kaçıyor. Bizdekinin tam tersi.

Sonra yürüyüş biraz daha devam edip adeta kokteyl havasında sona eriyor. Biz de eski ve yeni ahbaplarımızla yine bizim tayfanın sahip olduğu bir kafenio[2]ya oturup çipuroları[3] ve çikudyaları[4] karaciğere indirmeye başlıyoruz.

Saatler ilerledikçe masamızda oturan kadınlardan bir tanesi kafeniodaki diğer masaları gezmeye başlıyor, kah oraya kah buraya. Bir ara yine bizim masaya uğrayınca, alkolün dozajını kaçırdığımızdan olsa gerek, kıza laf atmadan duramıyorum elbette: ‘Ne dolanıp duruyorsun sen? Konsomasyon mu yapıyorsun yoksa?’ Ama bunu İngilizce ve Türkçe ile karışık soruyorum, yani aslında Fransızcadan dilimize geçtiği okunuş şekliyle: direk ‘konsomasyon’ diyerek.

Ortam kahkahalarla kopuyor, kız bozulup gidiyor. ‘Sıçtık’ diyorum kendi kendime, ‘hatta sanırım batırdık’. Çekine çekine ‘yoksa?’ diye soruyorum masadakilere, onlar da gülmeye devam ederek: ‘evet, sanıyoruz bu kelime de sizin dildekiyle aynı anlama geliyor.’

Tamam, Türkçe veya bizim bildiğimiz anlamıyla şu an konuşmakta olduğumuz yarı Osmanlı (İstanbul) Türkçesinde bulunan bir çok kelime Yunanca ile ortak, yalnızca Yunanistan’da sonuna ‘i’ getirmek gerekiyor ama Fransızca olan bir kelime Yunancada ne zaman nasıl aynı anlama bürünmüş olabilir tahmin etmek imkansıza yakın.

Sonra işi gırgıra vurup, yıllar önce izlediğim, sonu pavyonda biten bir Yunan filminden[5] bahsediyorum, ortamda filmi bilenler beni alkışlıyor, bilmeyenler utanıyor. Derken biraz anlatın bakalım şu pavyon mevzusunu diye konuyu açıyorum.

Anlatıyorlar…

hqdefault

Bir kaç gün sonra gece yine bir yerlerde arkadaşlarla piizlenirken sokaktan geçen zenci[6] kadınlara takılıyor gözüm. Gecenin bu vakti turist dolaşması mı olurmuş? ‘Onlar konsomatris’ diye yanıtlıyor arkadaşlar. ‘Muhtemelen ilerideki VİP denen yerde çalışıyorlardır’.

‘Bak sen’, diyerek bizimkiler gittikten sonra Bülent ile oraya doğru uzuyoruz.

İçerisi küçücük ama yaklaşık yirmi tane kadın var, siyahlı, beyazlı, sarılı… Derhal barda konuşlanıp iki tane Metexa[7] sipariş ediyorum. Elbette ki tedbirli bir Ankaralı olarak fiyatını önceden sorarak. Fiyat oldukça makul, sadece beş avroymuş. Ama barmen kadının bardağı yarısına kadar doldurması ise takdire şayan bir davranış olarak okunmalı mıydı, yoksa bir pazarlama taktiği miydi onu çözemedim işte.

main1

Tam ilk yudumu almıştım ki iki tane zenci kadın yanaşıyor. Benimle ilgilenen kırık bir İngilizce ile bir yandan ülkeye dün turist olarak geldiğini anlatırken bir yandan da her yerimi okşuyor. Normalde kimsenin bana dokunmasından hoşlanmam ama ses etmiyorum. Sadece nereli olduğunu sormakla yetiniyorum. Jamaika yanıtını alınca gülmemek için kendimi zor tutuyorum. Öncelikle Jamaika’nın resmi dili İngilizcedir, sonra kadın baya bir Afrikalı. Zaten dediklerimin de yüzde doksanını anlamıyordu. Neyse, ülkeye dün gelmiş, bugün yüzerken cüzdanını çaldırmış, ona bir içki alır mıymışım? Soruyu duymazdan gelip Bülent ile ilgilenen kadına soruyorum: ‘Yoksa sen de mi çaldırdın cüzdanı?’ Onun İngilizcesi ise daha berbat. Ne o benim söylediğimi anlıyor ne de ben onu söylediğini anlıyorum. ‘Bırakın goygoyu, Afrika’nın neresindensiniz?’ soruma ısrarla berbat bir İngilizce ile ‘Jamaika’ deyince artık dayanamayıp makaraları koyuveriyorum, kadınlar da içki ısmarlamayacağımızı anlayınca, üstelik işi laubaliliğe vurduğumuzu görünce uzaklaşıyor elbette ki.

Aslında konsomasyon olayı hoşuma gider, insanları tanımak, onları dinlemek; ama ancak dürüst olunursa. Yalanla başlayan hikayeden dürüst bir şey çıkmayacağı için kıl kapıyorum. Halbuki bana Afrika’daki hayatlarını anlatsalar veya AB topraklarına geliş hikayelerini… yani gerçek hikayelerini, gerçek acılarını veya gerçek sevinçlerini, umutlarını. Ama Jamaika çok boktan bir girişti.

Boktan girişin ise ne gelişmesi olur ne sonucu.

Başka bir kadın geliyor, nereli olduğumu soruyor derhal. ‘Çok mu önemli?’ diye yanıtlıyorum. Garip aksanımdan nereli olduğumu anlaması zor. Uzun uzun gözlerimin içine bakıyor, ‘belki de değildir’ diyor. Sonra derhal konuya girip kendisine içki ısmarlamamı istiyor. ‘Ne kadarmış şu ünlü içki’ diye soruyorum. ‘On veya on beş’ diye yanıtlıyor. ‘Bunun belli bir tarifesi yok mu?’ diye söyleniyorum. O da kalkıyor. Pavyonda tutarsızlık olmaz, olmamalı!

En son barmen kadın şansını deniyor. Romanyalıymış. Biraz hoş beş yapıp aynı isteği yeniliyor. Şaka mı yapıyorsun diyorum, sen barmensin, istediğini iç, benden niye istiyorsun? Tiksintiyle bakıyor, hayatında ne benim gibi bir müşteri ne de turist görmüştür büyük ihtimalle. E ama biz Ankara pavyonlarından şerbetliyiz, öyle kolay yolunacak türden kazlar değiliz ki. Raconizm diye bir şey var sonuçta. Kazıklamanın bile bir adabı olmalı. Haydi bizimle aynı frekansı yakalayabilmelerini de geçtim, en ufak bir temas bile kuramadılar. Neticede bizimkilerle kıyaslayınca bunlarınki 3. Lig gibi kalıyor, hafif kaçıyor. Ankara Çankırı caddesindeki pavyonlara gittiğinizde en cahil görünen konsomatris bile sizinle konuşacak bir konu bulur, gerekirse size hayat dersi verir. Burada ise olay tamamen, içen dertli vatandaşı veya salak turisti iki okşayıp sonra da inek gibi sağmak.

Kemal Sunal’ın pavyon sahnesinde Şener Şen’e dediği gibi: “Biz keriz miyiz?”[8]

15810

Yunanistan’da pavyona gitmek isteyenlere ise tavsiyem yine Yunanca bir özdeyişle olacaktır:

‘Tiho tiho / mise petiho.’ Yani ‘zaman kötü / kolla götü.’

 

Notlar ve Kaynakça:

[1]https://www.youtube.com/watch?v=qIHQl_Yl_2o&feature=youtu.be Yoldaşlardan biri olan Loukanikos yakın zamanda vefat etmişti

[2] Yunanistan’da kıraathane ile taverna arasında olan yerler

[3] Daha çok Yunanistan ana karasında üzümden üretilen boğma rakı

[4] Girit adasında, yine üzümden üretilen boğma rakı

[5]http://www.imdb.com/title/tt0164063/?ref_=fn_al_tt_1 (Fotoğraflar bu filmdeki sahnelerden alınmıştır)

[6] bkz. http://gezenti.biz/2015/12/25/cekik-goz-durumu-uzerine/

[7] Yunanistan’da üretilen brendi, 5 yıldızlı olanı tercih edilir.

[8] Davaro, 1981. Yön. Kartal Tibet

Yanıtla