KİMİ SINIR KAPILARI VE SAÇMA SINIR KENTLERİ

       Alp ASLAN

Uruguay-Brezilya

Uruguay’da Valizas kasabasından otobüse biniyorum. Bir gece önceden haritaya baktığımda sınır kenti Chuy’un ikiye ayrıldığını görmüş, dolayısıyla sınırın da kentin ortasında olabileceği izlenimine kapılmıştım. Otobüs çok erken kalktığı için uyukluyordum ama yine de şans eseri, sol tarafımızda sınır kapısını andırır bir bina kompleksinin olduğunu görüyorum. Belki de kamyonlar içindir diyerek uyuklamaya devam ediyorum, zira durmuyoruz. On dakika sonra da kente varıyoruz.

P1080768Valizas’a doğru

Biraz yürürsem açılırım diyorum ve kenti bölen büyük caddeye ulaşıyorum. Burası üzerinde duty free yazan bir sürü dükkanla ve sağda solda konuşlanmış tezgahtarlarla dolu. Onlardan birine Brezilya sınırını soruyorum. Aldığım yanıt ne İspanyolcaya benziyor ne de Portekizceye ama sorduğum yerin karşılarda bir yerlerde olduğu sonucunu çıkartıp caddeden karşıya geçiyorum. Şimdi bir anda her şey Portekizce oluyor, yani sınır o caddeymiş. Tamam onu anladım da lanet ofis nerede acaba?

Bir iki kişiye daha soruyorum ve biraz dolanarak otogarı buluyorum (alttaki  foto). Kasadaki görevliye Porto Alegre’ye bir bilet diyorum. Eleman bana eğer Uruguay pezosu ödersem biletin daha pahalıya patlayacağını söylüyor, şu anda Brezilya topraklarında olduğumdan en iyisi real olarak ödemekmiş. Eyvallah diyorum, o zaman gidip parayı bozdurayım. ‘Ha bu arada’ diyor, ‘sen Uruguay’dan çıkış yaptın mı?’ ‘Ben de onu soracaktım diyorum.’ Ve evet, tam korktuğum gibi, kentin dışında gördüğüm yermiş sınır kapısı. Kös kös oraya yollanıyorum çantayı oradaki emanetçiye bırakıp.

P1080773

Kadın sınır polisi pasaportumu görünce ‘oha!’ diye bir tepki verip akabinde yanındakilere bu ilginç olayı muştuluyor: ‘Mira! Turco.[1]’ Sanırım ilk defa bizim oranın pasaportunu görüyorlar. Sonra kadın bana ‘dışarıda otobüs filan yok, nasıl geldin sen buraya?’ diye soruyor. ‘Otobüstekiler beni indirmeyi unutmuş da’ diye sallıyorum, ‘ben de kazara kente gittim’ diye mağdur edebiyatı yapıyorum iğrenç bir şekilde. ‘Ülkemizi nasıl buldun?’, sorusuna ise büyük bir yalaklıkla ‘harikulade, fevkalade, muhteşem’ gibi bir yanıt veriyorum. O da büyük bir memnuniyetle çıkışı basıp beni postalıyor.

Brezilya otobüsü oldukça konforlu ve içeride yalnızca üç kişiyiz. On, on beş dakika sonra Brezilya sınır kapısına varıyoruz. Şoför pasaportlarımız alıp iniyor ve beş dakika sonra girişlerimizi yaptırmış olarak geliyor. Hayatımda hiç bu kadar stressiz bir giriş yaşamadığımı idrak ediyorum.

Bolivya-Peru

La Paz Plaza PedroLa Paz, Plaza de Pedro (çizim Alison Hui)

Sahte başkent La Paz’dan otobüsle Peru sınırına varıyoruz. Peru sınırı akşam sekizde kapanıyormuş, sabah açılıyormuş. Dolayısıyla bizden sonra otobüs olmamasından mütevellit millet sınıra yığılmış, birbirini çiğniyor. Çıkışı alıp giriş için beklemeye başlıyoruz. Ve tam tahmin ettiğim gibi sıra bana gelince sınır polisi pasaportumu açar açmaz, düşünceli bir şekilde önündeki Nuh Nebi’den kalma bilgisayardan bir şeyleri okumaya başlıyor. On dakika sonra da vizemin olmadığı gerçeğini yüzüme vuruyor. ‘Doğru’ diyorum sakince, ‘zira vizeler üç yıl önce kalktı.’ Yine bilgisayarda bir şeyler araştırıyor, okuyor ve beni yanına çağırıyor. Önünde bir tane Word dokümanı açık ve orada bize vize uygulaması olduğu yazıyor. ‘Bu güncel değil diyorum,’ istifimi bozmadan. ‘Uygulamanın kalktığını bilmesem böyle gelir miydim?’ diyerek güncel bilgiye nasıl erişebileceğini soruyorum. İçeri gidiyor, geliyor, gidiyor ve gelip bilgisayarda bir yerlere bakıyor yine, sonra da girişi basıyor.

Bu sırada ben kafamda B ve C planlarını yapmıştım bile. En kötü, bu boktan yerde kalacak bir yer bulup geceyi geçirir, sabahleyin de birilerini aratır yine geçerdim, yine geçerdim. Bundan önceki pasaportlarımla neler gördüm geçirdim, bu daha ne ki diye kendi kendime mırıldanıyorum…

Peru-Ekvator-Kolombiya

Ekvator’ın girişi bir garipti çıkışı da bir garip. Peru sınırında indiğimde bir tane taksici yanıma gelip ‘seni yeni sınıra götüreyim, orası tenha ve güvenli, diğerinde adam kesiyorlar’ diyor. Beni kesilmek değil … beklemek korkutur, o yüzden atlıyorum taksiye. Gerçekten de hayvan gibi mesafe varmış sınıra kadar. Sınırda giriş ve çıkış aynı binada, Peru’dan çıkışı alıp yandaki vezneye geçiyorsun. Karşımda beton suratlı bir kadın. Beni tam yirmi dakika kadar bekletiyor ve neden beklettiği konusunda, sanırım onun da, hiçbir fikri yok. Sorduğu bir iki salak soruya kısa yanıtlar veriyorum. Sadece bekletiyor ama. Ve bu olay bizim saray korumalarının oradaki parlamenterleri dövmesinden çok önce gerçekleştiği için mantıklı bir açıklaması yok.

Ekvator çıkışında ise turizm ofislerinde veya otellerden bana verdikleri yanlış bilgi sonucunda, geç de olsa üç farklı otobüse binmem gerektiğini idrak ediyorum. Otobüsler, normalde asla olmadı, iki kez trafik polisi tarafından durdurulup bekletiliyor ve akşam saat onda kapanan sınır kapısına yetişmemem için herkes seferberlik yapmış gibi çalışıyor, trafik sıkışıklığından tutun da, otobüsün zırt pırt durup ördek toplaması gibi yavaşlamalar… Normalde inatçı biriyimdir, oraya koş, o otobüsü kap, diğerini yakala derken Ekvator’un sınır kentine saat 21:30 sularında varmayı başarıyorum.

IMG_0965Tamam İsa korusun da, adam kendini koruyamamış ki

Ama o kadar bitkinim ki, herhangi bir gasp olayında parmağımı kıpırdatacak halim yok, bütün malı mülkü… kaptırma ihtimali yüksek. Zira Güney Amerika’nın geneli oldukça tehlikelidir, başınıza her an bir şeyler gelebilir. Hele ücraya ücraya giderseniz bu, tehlikeye davet çıkartmaktan başka bir şey değildir. Gerçi seyyahlıkta böyle ücralara bazen kazara, bazen ahmaklık ve de mallık, bazen de yanlış bilgi sonucu gitmek durumunda kalıyor insan. Öyle yerlere girdim çıktım ki, öldürülmeyi filan geçtim, bir çok kez ‘sikmeseler bari’[2] diye düşünmediğim olmadı değil.

Arjantin’den yolculuğuma başlarken dostlarım uyarmıştı, ‘silah çekerlerse aman karşı gelme. Mermi senden daha değerli değil’ diyerek. Doğru mermiden kaçamam ‘ama bıçak çekerlerse o bıçağı alıp kaba etlerine daldırmamak da olmaz’ diye itiraz edince bana pis pis bakmışlardı, ‘bu manyaktan bir bok olmaz’ gibilerinden. Ve evet, şu halimle bıçak çekmelerine bile gerek olmazdı. Otogarın yakınlarında konuşlanan boktan bir otele çöküyorum…

IMG_1406Kolombiya tarafında şehirlerarası yolculuklar genelde minibüslerle sağlanıyor

Ertesi gün erkenden, taksiyle sınıra varıyorum. Bir hayli mesafe varmış ve diğer taraftaki yerleşim de bir hayli uzak görünüyor. Yani gece zorlasam bu hiç bir yerde mal gibi kalma riskim varmış. Veya Kolombiya tarafına geçip de Popayan’a giden otobüse binememe durumu… Neticede hiçbir şey olmayabilirdi ya da kötü kaptırabilirdik…

Kim bilir ki, bazı şeyleri asla bilememek belki de ömrümüzü uzatmıştır (uzatıyordur).

Arjantin-Bolivya

Kuzey Arjantin’den Bolivya sınırına varıyorum. Sınır bir köprüden ibaret, Arjantin’den çıkışı vurdurup köprünün diğer tarafına varıyoruz ve bir otobüs dolusu elemanla sıraya giriyoruz. Bolivya polisi uyuzluktan ölecek gibi, o kadar yavaşlar ki. Neyse sıra önce önümdeki Alman’a geliyor. Adama pis pis sorular soruyorlar, ‘Bolivya’ya neden bu kadar giriş çıkış yaptın, ne ayaksın?’ gibilerinden… Sonra onu bekletirken benim pasaportumu alıyor polis ve vizemin olup olmadığını soruyor. Vize gerekliliğimin olmadığını söylüyorum. Herif hala pasaportumu karıştırıp vize diye miyavlıyor. Tane tane, ‘İsrail pasaportu[3] ile karıştırıyorsun, bize vize uygulamanız yok’ diyorum. Hala mal mal suratıma bakıyor, ‘inanmıyorsan git amirine filan sor’ diyorum sinirlenmeden. Neyse ki amiri geliyor ve beni onaylıyor, öbürü de memnuniyetsiz bir biçimde girişi basıyor. Deminki Alman’a da yol veriyorlar o da bize takılıyor.

IMG_0438Bolivya sınırına bilet alırken

Kentin girişinde neden olduğunu anlayamadığımız bir eylem var. Anlamak için vakit kaybetmek istemiyorum zira Uyuni’ye giden trende yer bulmam gerek. Zaten Bolivya’da her gün bir eylem, her gün başka olaylar dönüyor.

IMG_0439

Otobüslerin bu fakir ülkede, mümkünse tercih edilmemesi gibi bir durumda olduğunu biliyorduk. Ayrıca Güney Amerika’da tren bulmak, sözüne güvenilir insan bulmak gibi bir şeydi ve ben, bu kıtada bir kez olsun tren keyfi yaşama tarafındaydım.

IMG_0461Tren bu değil tabii (Uyuni Tuz Çölü’ndeki tren mezarlığından)

Ve gerçekten de bu keyfi yaşadım. Treni yalnızca tavsiye etmekle kalmam, Bolivya’da otobüse hiç binmeyin derim. Ya da, korku turizmini içinizde yaşamak; çocukluğunuzdan hatırladığınız, bağırsaklarınızdan aşağı, paçanıza doğru giden bir sıcaklık hissiyatının içinde kaybolmak istiyorsanız, tercih sizin.

 

***

La Paz çizimini yapan sanatçı için bkz: https://www.facebook.com/A.H.inkpen/?fref=ts

Dipnotlar:

[1] Bakın, Türk!

[2] Yahşi Batı, 2010. Yön. Ömer Faruk Sorak , https://www.youtube.com/watch?v=PmQPT34_8MA

[3] Bolivya devlet başkanı Morales 2014 yılında İsrail’i terörist devlet ilan etmişti.

Yanıtla