GÜNEY AMERİKA’DA ALKOLİZM-II

              Alp ASLAN

Başı için bkz. http://gezenti.biz/2015/07/22/gezi-ve-alkolizm/

PARAGUY-KUZEY ARJANTİN ve CAÑA

Asunsiyon’da hostel çalışanlarına milli içkilerini sormuştum, hemen bir şişe çıkartıp tattırmışlardı. Kanya diye okunup caña diye yazılan bu içki, şeker kamışı fermantasyonun damıtılmasıyla elde ediliyormuş. Nedense içer içmez bunun hastası oluyorum ve cañamı her daim yanımda taşıdığım metal mataramdan hiç eksik etmiyorum. Bu arada her gün farklı bir markayı deneyerek nihayetinde en kral lezzeti yakaladığım sonucuna varıyorum: Aristokrata adlı marka! Hosteldekiler: “Sana da bu yakışırdı zaten abi” diyor, alkışlayarak. Sahte bir alçakgönüllülük ve pis bir sırıtışla eyvallah ediyorum gençlere.

P1090079

Tıpkı önce Brezilya, daha sonra Ekvator ve Kolombiya’da karşıma çıkacağı gibi halk, kendi milli içkisini içen yabancıya ayrı bir gözle bakıyor. İzzeti, ikramı esirgemiyor. Tabii ben de onların bu misafirperver yaklaşımına maksimum yalakalıkla karşılık verip, ülkelerini öve öve bitiremiyorum. Zaten gezgin dediğin yavşağın değişik bir türü değilse nedir?

Kuzey Arjantin bölgesinde, özellikle Chaco yerlilerinin bolca bulunduğu taraflarda da caña içiliyor. Tek farkı daha tatlı olan miel de cañanın tercih edilmesi ki, miel İspanyolca bal demek. Ama ben yine de bütün Kuzey Arjantin bölgesinde viskiyi tercih ettim. Oradaki barmenlerin de bir viski dolduruşu vardı bardağa, dostlar başına. Tek isteyince triple koyuyorlar, hele bir de benim gibi buzsuz istersen, eleman neredeyse bardağı silme dolduracak. Coştukça coşuyor. Müşteri memnuniyetim ise tavan yapmış durumda.

Aslında Arjantin’in milli içkisi fernet denilen, öksürük şurubunu andıran boktan bir içkidir. O kadar kötüdür ki kola ile karıştırıp içerler bu içkiyi. Araplardan bile daha çok kola tüketen Arjantinlilerin bu lanet içkiyi başka bir şeyle karıştırıp içmeleri de beklenmezdi zaten. Bense kolayı ağzıma sürmediğimden sek içmeye kalkayım dedim, nafile. Hiç denemesek daha iyi olurmuş.

IMG_2902

Zaten hayatta her şeyi denememek lazım diye boşuna söylememiş atalar. Ya da böyle demedilerse bile ben öyle diyorum ve olayı noktalıyorum.

BOLİVYA-PERU-ŞİLİ ve SİNGANİ/PİSCO

Bolivya’nın meşhur trenine binip[1], büyük bir keyifle elimde kalan son viskiyi boğduktan sonra, Güney Amerika standardında oldukça şık görünümlü olan yemekli vagona yollanıyorum. Yemek siparişi verip milli içkinizi getirin diye ricada bulunuyorum, ama lütfen bir şeyle karıştırmayın. Garson ‘ama bu imkansız, sek içemezsiniz çok serttir’ diye yanıtlıyor nazikçe. Bu gibi durumlara da alışkın olduğumdan ‘meyve suyu mu ne haltsa yanında getirin, önce küçük bir yudum alıp sonra karıştırırım, merak etmeyin’ diyorum kibarlığımı bozmadan. Adam pek ikna olmasa da ayrı ayrı getiriyor içecekleri. Tabi ki sek bir biçimde götürüyorum içkiyi, meyve suyuna dokunmadan (alttaki foto). Bir tür brendi olan singaniden hoşlanmadığımı kısa sürede idrak edip, kara kara bu ülkelerde ne içeceğimi düşünmeye başlıyorum. Zira Peru ve Şili’nin milli içkisi olan pisco, singaniyle hemen hemen aynıdır. Haydi, bir şarap ülkesi olan Şili’de gerçekten çok kaliteli olan kırmızı şarapları içer yırtarım ama özellikle Peru’da ne halt edeceğimi bilemiyorum, zira büyük ihtimalle Bolivya’da belki ama Peru’da ucuz viski veya benzeri türde damıtılmış alkol bulmanın zor olduğunu hissediyorum.

IMG_0447

Neyse ki Peru’da, İspanya’da anisado adı verilen anasonlu içkinin varlığını fark edip (alttaki foto) yanıldığımı anlıyorum. Bu içki özellikle Güney İspanya’da yaşlılar arasında yaygındır. Güney Fransa’da pastis olarak bilinir ve rakının kardeşidir. Aslında Fransa’da bunun bir başka adı da eau da vie, yani hayat suyudur, ilginç değil mi?

IMG_0765

Bolivya’nın Tarija eyaletinde üzümden elde edilen singaninin yanı sıra şarap üretimi de mevcuttur ve bu ülkede, kimsenin bilmediği üzere, çok ucuza çok kral şaraplar içmek mümkündür.

IMG_0665Potosi madenlerinde, madencilerin kendilerini korusun diye içki, sigara ve koka yaprağı gibi sunaklar verdikleri El Diablo

Potosi’deki madenleri gezmeye gittiğimizde süpersonik bir şahıs olan rehberimiz Antonio, bu çok da turistik olmayan gezi öncesinde bizi bir dükkana götürüyor.

Antonio koka yaprağı yemeyi öğretiyor

Buradan, ziyaret edeceğimiz madenci arkadaşlarına bir takım hediyeler alacağız: koka yaprağı, sigara, benim tercihim olan dinamit ve alkol.

antonyoBolivya, yasal olarak dinamit alabileceğiniz ender ülkelerdendir.

Antonio alkolün derecesini gösterip kim denemek ister diye soruyor, elbette ki bütün gözler, sabah akşam elinde matara ile gezen bendenize dönüyor.

mataramasuİçki matarası, veya flask

Tiyatroyu bozmadan ‘Kara Murat Ben’im!’ diye atlıyorum: ‘Doldur Antonio, doldur içelim…’ Yıllar önce Ukrayna’da 90 derece alkol içmişliğim ve akabinde bütün iç organlarımı yakmışlığım vardı. Ama sen yanmasan, ben yanmasam… Neyse, bardağı alıp dikiyorum ve hayret! Yanma filan olmuyor, bilakis yağ gibi gidiyor meret. ‘Bir tane daha koysana’ Antonio’ dediğim anda, milletin gülecek malzemesini elinden almış bulunuyorum. Herkes ‘allah cezanı versin pis alkolik’ der gibilerinden bakıyor bana. Ben de utancımdan kendime, bir şişecik olsun bu şahane içkiden alamıyorum.

Şahane içki dediğime bakmayın, 96 derece alkolden başka bir şey değil bu.

IMG_0648

EKVATOR-KOLOMBİYA ve AGUARDİENTE

Aguardiente tıpkı Kuzey Amerika yerlilerinin, damıtılmış içkileri adlandırdığı şekliyle ateş suyu demek. İspanyolca su anlamına gelen agua ve ateş anlamına gelen ardiente kelimelerinin birleşmesi ile oluşuyor. Aslında bir tür brendi olan aguardientenin tadı Yunan boğma rakısı çipuroya o kadar benziyor ki anlatamam. Bunu ilk, Puerto Lopez’e gittiğimde tatmıştım. Eski bir balıkçı köyü olan yerleşim şimdilerde balina izlemek veya minik Galapagos dedikleri La Plata adasındaki türlü türlü mahlukatı görmek isteyenlerin ziyaret mekanı (alttaki foto). Balina sezonu oldu mu bütün köy turistle dolup taşıyor.

IMG_1217Mavi ayaklı bubi

Akşam yemeği için biraz dolanıp, en az turist, en çok yerlinin uğrak mekanı olan bir restoran buluyorum. Fiyatlar da diğerlerine nazaran oldukça makuldü. Yemeğin yanına ‘tatlı olmayan, en sert içkiniz ne varsa onu getirin’ diyorum, ‘sek tabii’ (mazallah bir şeyle karıştırıp bok etmesinler diye). ‘Ev yapımı aguardientem var’ diyor oranın işletmecisi olan eleman. ‘Çok serttir, istersen önce buyur bir tadına bak’ diyerek bir su bardağı dolusu içkiyi önüme koyuyor. ‘Tattırmak buysa, gerçekten sipariş etsem kovayla mı getirecekti acaba?’ diye düşünmeden alamıyorum kendimi. Ne var ki bu durumdan şikayet edecek de değilim. Büyük bir zevkle yemeğimin yanındaki içkiyi boğuyorum. Hesabı öderken de ‘kediyi yolluk olarak bir ufak pet şişeye doldurtmak mümkün mü?’ diye sormadan edemiyorum. Bu hareketim adamların o kadar hoşuna gidiyor ki pet şişede verdikleri içkiye karşın cüz-i bir meblağ istiyorlar, hatta neredeyse yemekten de para almayacaklar. O derece.

IMG_1440

Ekvator ev yapımı aguardientesiyle daha çok Girit, Selanik ve civarı gibiyse, Kolombiya ise Midilli adası gibi. Kolombiya’da bir sürü marka aguardiente bulmak mümkün. Barda pavyonda şişe açtırmak para değil yeminle. Bu arada Kolombiya’da bunun çok sayıda anasonlu türü var ve biraz kasarsanız kimisinden rakı tadı almamak neredeyse olanaksız.

IMG_1053

KOLOMBİYA-VENEZUELA-KUZEY BREZİLYA-GUYANA ve ROM

Ancak, Güney Amerika’nın kuzeyine gittikçe hakim olmaya başlayan Karayip kültürüyle beraber, Ekvator’dan itibaren içimi yaygınlaşan rom, Güney Amerika hakimiyetini özellikle Kuzey Kolombiya, Venezuela, Kuzey Brezilya ve Guyana’da kurmuş gibi. Burada üç otuz paraya alabileceğiniz köpek öldüren romların mevcudiyetinin yanı sıra, gerçekten kalın fiyatlara da romlar bulmak mümkün. Tabii kalın dediysek bile bu fiyatlar, alkolistlerin sırtından geçinen TC devletinin zulmüne uğrayan bizler için devede kulak kalıyor.

IMG_1655

Mesela, o zaman (ve şimdi daha beter) ekonomik krizde olan Venezuela’nın en pahalı romunu alıyorum ama ne var ki rom tatlı çıkıyor. Döksem yazık günah (çok büyük günahı olduğu söyleniyor Katolik dünyasında), içsem midem kalkıyor. Ne çelişkiler yaşıyor insan evladı seyahatlerde belli değil. Zira benim için iyi rom demek içinde tatlı hiç bir öğe bulundurmaması demek. Bu tabii bütün içkiler için geçerli, çünkü tatlı olayına sıcak bakan biri değilimdir. Şekeri çayımdan kahvemden çıkartalı yıllar oldu.

IMG_0684

Ancak bu yörede tatlıya karşı aşırı bir bağımlılık söz konusu gibi; zira burada tıpkı Sovyet veya post-Sovyet ülkelerindeki gibi bir durum söz konusu: yani bir yerlerde ısmarladığınız çay veya kahvenin önünüze şekerli olarak gelmesi. Hem de boru değil üç silme tatlı kaşığı şekeri, bazen gözünüzün önünde bardağa atıp bir de utanmadan karıştırırlardı. Ulan ağda mı yapacağız, çay mı içeceğiz, belli değil.

IMG_2122

Bu olayın aynını bu yörede görünce hem hoş bir nostalji yaşıyorum, hem de hayattan tiksiniyorum. Manaus gemisinde külli miktarda içkim olmasaydı ne yapardım bilmem, çaysız kahvesiz dört gün boyunca[2]

Kıssadan hisse: en ucuz içkileri alırsanız, günahı boynunuza olarak, içmeme lüksüne de sahip olursunuz. Ama çuvalla parayı gömdüğünüz bir içki artık evladınız gibidir.

Kötü de olsa, müptezel de olsa, evlat evlattır.

 

Dipnotlar:

[1] bkz. http://gezenti.biz/2016/07/24/kimi-sinir-kapilari-ve-sacma-sinir-kentleri/

[2] bkz. http://gezenti.biz/2016/01/18/sacma-sapan-gemi-yolculuklari-i/

 

Yanıtla