GRANADA NOTLARI

Alp ASLAN

1-Ev Durumları
Granada’da çoğu binanın kent imar planından dolayı iki katlı olması gerekirken iki katlı bina bulmak zor, zira kaçak kat çıkma olayı buradakini hiç de aratmıyor. Bina girişleri 0. Kat. Sonra Giriş katı, birinci, ikinci derken, çatı katı, ek çatı katı gibi kelime oyunlarıyla iki katlı bina diyerek 4-5 katı çakıvermiş müteahhitler.

Evlerde, kapatıldığında içeri zerre ışık sızdırmayan panjurlar var. Bunun nedeni ise ünlü ‘siesta’ zamanında sahte bir gece yaratmak ve huzurluca uyumak.

Evlere ayakkabı ile giriliyor. Bu da saçma sapan bir kompleksle yıllardır sandığımızın aksine, oraların çok temiz olmasından filan değil, sakinlerinin bize göre çok daha pis olmalarından dolayı. Hayatı boyunca iki kez (o da mecburiyetten) yıkanmış olan İsabella gibi bir kraliçenin memleketinden bahsediyoruz.

Kış ayları olmasına karşın kalorifer pek yakılmıyor. Ancak fayansla, porselenle döşenmiş evler her zamandışarıdan daha soğuk. Bunun sonucunda da insanlar evlerin içinde ‘bata’ denilen kalın roblarla dolaşıyor. Hatta sık sık gördüğüm komşu ziyaretleri bile çocuğundan yaşlısına, batalarla gerçekleştiriliyor.

Komşu ziyaretleri dedik de, bazen evleri karıştırıyordum. Zira genelde, evde bizim ahaliden daha çok komşuları gördüğüm oluyordu. Ayrıca komşu dediğimiz türün ne gecesi var ne gündüzü, saat sabahın körü komşu, gecenin üçü komşu! İki kat aşağıdaki evine inmek yerine bizim evdeki kanepede uyuyanına bile rastlayınca ‘oha!’ demekten kendimi alamıyordum. Bizim komşuluk ilişkilerinin bitmesine sevinir hale geldim orada komşu terörüne maruz kaldıktan sonra.

Yeme içme düzeni de berbat. Kahvaltıdan kasıt, ekmeğe sürülen margarin yanına da kahve. Hazırladığım kahvaltıyı görünce ufak çaplı bir şok geçiriyorlar. Hele kahvaltıda zeytin yemem ikinci bir şok dalgası. Akşam yemeği hafif oluyor bazen, o da geceye hazırlık. Gece 11-12, 1-2, kaç kez yağlı yağlı kızartmalar yapıldığına şahit oldum, içim kalktı resmen. Alışmışlar, obez de olmuyor keratalar. Gerçi siesta yaptıkları için sabaha kadar muhabbet, eğlence, bünye yakıyor olmalı.

masa1masa genel görünüm

masa2alttan gelen sıcak ölüm

Enteresan bir durum da her evin salonunda sehpa yerine büyükçe bir masa var. Yemek yerken, kitap okurken kullanılan bu masanın altında ise küçük bir ısıtıcı mevcut. Yani her daim ayakları ısıtmak mümkün. Ayrıca oldukça kalın olan masa örtüsünü de üzerine çekerek, hemen yemekten sonra, sıcaklığın da etkisiyle uyuyakalarak olası bir kalp krizi geçirme riski söz konusu. Bizler için fevkalade sakıncalı bir durum.

Alışık olmayan götte don durmayacağı için bu hayat tarzına hiç bir zaman uymadım, uyamadım. Siesta alışkanlığım olmadığı için uyuyamadım da herkesler horul horul uyurken.


2-Real Madrid Gerçeği

Evimiz ahalisi mama (anne), tita (teyze) ve konyo (kız) olarak tertiplenmiş, kızlarına ‘konyo’ diye hitap ettikleri için öyle söyledim ama sanırım pis manası var bu deyişin. Mama, bitirmekte olduğu şarabı ile ideal anne tipine oldukça yakın bir profil çiziyor. Ara ara balkondaki güvercin tayfasına feci şekilde saydırıyor. Koyu bir Barça taraftarı olmasından dolayı da Maurinho ve Ronaldo’yu her gördüğünde, ettiği ağza alınmayacak sinkafları duyduğunuzda, bu ikilinin yıllardır düzeyli bir birliktelik yaşadığı sonucu bile rahatlıkla çıkartılabiliyor.

İspanya’da aynı gün olan maçların birisini normal, diğerini ise şifreli yayınla veriyorlar. O yüzden iki haftada bir tapas-bara gitmek durumunda kalıyoruz, çocukluğumdan beri tuttuğum Barça maçlarını izlemek için.

Bir şişe şarap söylüyorum ivedi:
– Çok içiyorsun, diyor.
– Asla içmem, diyorum. Tereddüt ettiğini görünce de ‘su içmem’* diye ekliyorum, gülmeye başlıyor.
– Yalnız başına içiyorsun odanda, diye ekliyor. ‘Sağlıklı değil bu.’
– Hiç olur mu mama? diye yanıtlıyorum, ‘internet ortamındaki arkadaşlarla karşılıklı kadeh tokuşturuyoruz bilakis.’ Her şeye bir cevabım var elbette.
– Burada bir sıkıntın, sorunun var mı? sorusunda evi kastettiğini anlamama rağmen
– Psikolojik problemlerim var, der demez paparayı yiyiveriyorum,
– Ben onu mu sordum dalgacı herif, ne halin varsa gör!

Bu sırada şarabın çoğunu o içince ikinci bir şişe daha söylüyorum. Şişe gelince de bir anlık dalgınlığımdan yararlanıp araya milyon tane tapas sokuşturuveriyor şerefsizler (bkz. http://gezenti.biz/?p=33 yazısı), dur mur demeye kalmadan. Şişe açtırıyorsunuz, usüldendir diyip göz kırparak (kıps!) uzaklaşıyor utanmadan barmen efendi.

Maça Real iyi başlayınca biraz geriliyoruz, aslında gerginliğin nedeni Maurinho’nun bir haftadır verdiği iğrenç demeçler. Bir önceki maçta bir araba dayak yememize rağmen Pepe, Marcello gibi malum insanların çocuklarının karttan yoksun kalmaları, buna karşın Maurinho’nun yaptığı mağdur edebiyatı. Sanki Franco rejimi kör topal da olsa İspanya’da halen devam etmiyor, sanki hakemler Real’i hala korumuyorlar!

Maçın 15. Dakikasında boşalan şişe neticesinde Mama, Maurinho’nun aslında bir kertenkele dönmesi, annesinin Portekiz’in en ünlü sahne ve ses sanatçısı (fado değil ama), Ronaldo’nun ameliyatla erkek olduğu gibi ilginç detaylar vermeye başlıyor.

Bu detayları yan masalardakiler de daha önceden duymamış olacaklar ki maçı değil de şaşkınlıkla bizi izlemeye başlıyorlar. Allahtan mahalledeyiz de herkes mamayı tanıyor diye düşünüyorum, zira Granada’dakilerin çoğunluğu, yaşadıkları Endülüs ezikliğinden midir bilinmez, Real’i destekliyor. Ben yine de ne olur ne olmaz diye şarap şişesini kendime doğru yaklaştırıyorum, neticede deplasmandayız. Sandalyeyi de şöyle bir tartıyorum, sağlam.

Real’e golleri çakınca keyfimiz iyice yerine geliyor. Şişenin ise gözlerimin önünde büyük bir hızla eriyip bitmesine hayret ediyorum bir yandan da.

Bana çok içiyorsun diyene de bakın!
Ben içime çekmiyorum ki…

* Davaro, Kartal Tibet. Kemal Sunal ve Şener Şen’in unutulmaz repliği.

Yanıtla