Editörün Sayıklamaları, Rüyalar ve Anılar…

Alp Aslan, Aralık 2015

 

“All that we see or seem

Is but a dream within a dream.”[1]

Edgar Allen Poe

I. Rüyalar

Güney Amerika’dan döndükten sonra, yüksek düzeyde alkol alımı neticesinde jetleg durumunu kısa sürede atıyorum. Ancak gördüğüm rüyaların, özellikle sonuncularını net bir biçimde hatırlıyorum. Uyanma güçlüğü çekmem rüyaların gücünden olsa gerek. Çünkü vücudum yeteri kadar uykuyu aldığını bilip zihni uyandırmaya çalışıyor, zihin ise rüyanın esiri olarak gerçeklikten uzak durmak istiyor.

Descartes uyanıklık halinin bir rüya mı, yoksa rüyanın mı gerçeklik olduğunu kesinkes bilmenin olanaksızlığından söz ederken, aklıma Ferhan Şensoy’un 1980’lerde TRT’de yayınlanan müthiş yapıtı Varsayalım İsmail geliyor. Ekranlarımızın bu ilk gerçeküstü dizisinde olaylar, rüya ve uyanıklık durumunu birbirine karıştıran İsmail adlı karakter etrafında döner. İsmail kimi zaman rüya içinde rüya görürken kimi zaman gerçeklik durumu ile rüyayı birbirine karıştırır. Dizide İsmail’in sık sık tekrarladığı en önemli replik: ‘Rüyada mıyız?’ sorusudur.

Krolikowski Art - REMFoto: R.E.M. – Krolikowski Art

Uzun zamandır modernizmin yıkıcılığında var olmaya çalışsalar da, kimi Amazon yerlileri halen rüyaların yol göstericiliğine inanıyor. Örneğin birisi o gece rüyasında yılan görmüşse, kabile erkekleri ormana girmekten kaçınıyor. Halen yok olmamaya direnen, turizmin pençesine düşmemiş şamanlar ise geçmişlerinden kopmamayı gördükleri rüyalara borçlu. Şamanların en büyük özelliklerinden birisi rüyalarını kontrol edebilme yetenekleridir. Şamanların, rüyalarını kullanarak biçim değiştirdiklerine de inanılır.

II. Anılar

Bir ara insanların adlarını, yüzlerini hatırlamamak moda gibi bir şeydi. Böylece insanlar daha havalı olduklarını düşünerek saçma bir yanılsama içindeydiler (ben herkesi umursamıyorum ama siz beni umursamak durumundasınız). Gençliğimde ben de kısa süreliğine buna kapılmıştım ancak derhal kendimi toparladım. Zira beni ben yapan şeylerden birinin hatırlamak olduğunu anımsadım.

Hatırlamak neden önemlidir? Unutmak mı yoksa unutulmak mı daha korkutucudur?

Bunuel yazdığı ilk ve son kitabında, tamamen sahte bir anıya sahip olduğundan söz eder. Arkadaşlarının düğünü ile ilgili bir anıdır bu. Bütün düğün detaylarını net bir biçimde anımsıyordur ancak bu anının gerçek olamayacağını söyler, zira ateist olan arkadaşlarının Katolik kilisesinde, dini bir törenle evlenmiş olma ihtimalleri yoktur.

ads25c425b1z‘Arzunun O Belirsiz Nesnesi’ filminden

Bu minvalden yola çıkarak anılarımızın da bulanıklaştığını, belki deforme olduğunu, çoğu zaman unutulduğunu, kimi zaman da başkalarının anılarının sahiplenildiğini gözlemliyorum. İnsanlar yaşlandıkça ilginç ve güzel anılara sahip olmak isteyebilir. Eğer kendilerinde yoksa başkalarının anılarından ödünç parçalar almaya başlar. Zamanla da bu anıların kendilerinin olduğunu düşünür. İlk olarak benim anılarımı sanki kendi yaşamış gibi bana anlatan arkadaşlarımda gözlemledim bu durumu. Hafızama güvenmeseydim bunların kendi anılarım olmadığına bile inanabilirdim.

Eğer hafızamıza güvenemiyorsak anılarımızın bizim olup olmadığını nasıl anlayacağız, veya bu gerekli midir?

Ve kaybettiğin dostlarını hatırlamak. Meksika’nın Oaxaca[2] yöresinde her yıl Ekim sonu ile Kasım başında ‘Ölüler Günü’ kutlanır. Oradaki insanlar ölünün, ancak unutulduğu zaman gerçekten öldüğünü düşünür. Anılarda yaşatmak dediğimizin birazcık ötesinde bir durum, çünkü o gece ölü yakınları güzel kıyafetleriyle dostlarını mezarları başında ziyaret eder, mezarın üzerinde kağıt oynar, içki, sigara içer, sohbet eder. Bu kültür kısmen de olsa, Ege ve Akdeniz Tahtacılarında da vardır. Mezara gidip mezar başında dostlarla içki içmek, içkiyi toprağa dökerek onun da katılmasını sağlamak.

160_KIM4191.jpg.thumb2Dia de los Muertos

Peki anılar bayatlar mı? Son kullanma tarihleri var mıdır?

Anılar tıpkı fıkralar gibi anlatıldıkça eskiyebilir, etkisini yitirebilir. O yüzden anı anlatımında o ana uygun olarak eklemeler yapmak, hikayeyi biraz geliştirmek veya eğlenceli hale getirmek hikayenin ömrünü uzatacaktır.

O yüzden de genelde burada yazdığımız gezi hikayelerimiz, hatıralarımıza güvendiğimiz ölçüde, yüzde doksan oranında gerçeklerden oluşuyor; ama içinde yüzde on kadar abartma, başka bir anıyla birleştirme veya elbette ki yanlış hatırlama olması da kaçınılmaz. Affınıza sığınarak.

III. Rüy/a/nı

Kalabalık arkadaş toplanmalarımızın birinin sabahında, sanırım sekiz-on kişi kadardık, aynı mekanda uyuyan insanların rüyalarının birbirlerinin rüyalarını etkileyebileceğini söylemiştim. Mesela yanında uyuyan biri kabus görüyorsa senin rüyan da kabusa dönüşebilir. Veya birbirinizle benzer mekanlarda bulunmak da olasıdır. Aslında bu, sanırım yarı-bilinçli olarak gerçekleşen bir tür lusid[3] rüya olarak tanımlanabilir, yani insanları bir araya toplayıp uyutmak.

Dolayısıyla herkese rüyasında ne gördüğünü sordum ve insanların bir kısmı gerçekten de benzer mekanlarda çıktı veya birbirlerini görmüştü. Hatta bir tanesi (Metin[4]) rüyasında bizzat benimle beraber maceradan maceraya akmıştı.

Herkes rüyasını anlattıktan sonra Metin meraklandı ve rüyamda ne gördüğümü sordu. Yanıtım kısaydı:

“E ben senin rüyandaydım ya.”

 

Kaynakça

Erich Fromm, Rüyalar Masallar Mitler

Ursula K. Le Guin, Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Luis Bunuel, Son Nefesim

George Perec, Karanlık Dükkan

Film: Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (1972), Arzunun O Belirsiz Nesnesi (1977), Luis Bunuel

Şiir: http://arsiv.mevsimsiz.net/y-8009/RUYA_iciNDE_RUYA._Edgar_Allan_Poe/

Foto: https://www.facebook.com/krolikowskiart

Dipnotlar:

[1] Gördüğümüz her şey veya görünen/Sadece düşün içinde bir düştür (‘A Dream Within a Dream’ adlı şiirinden)

[2] Okunuşu ‘Oahaka’

[3] Lusid (lucid) rüya: rüyaların kontrol edilebilmesi

[4] http://gezenti.biz/2014/09/03/midillide-turk-dovmek/

Yanıtla