DÜNYADAN LANGIRT HİKAYELERİ

    Alp ASLAN

Langırt oyununun mucidi anarşist Alejandro Finisterre’nin anısına saygıyla…

Los Angeles, ABD

Aslında Los Angeles veya bizim söylemimizle Los Encılıs adı verilen mekan, etrafında irili ufaklı kasabaların veya kentçiklerin olduğu garip bir yerleşimden başka bir şey değil. Zira neredeyse tuvalete bile arabayla gitmek durumunda kalıyorsun. Araban yoksa sıçtın (gerçek anlamıyla). Mesafeler oldukça uzak ve otobüs mevhumu fakir halka zulmetmek için kurulu bir düzende işliyor, veya işlemiyor.

Bir zamanlar, civar kasabaların birinde pineklerken o taraflarda tanıdıkları olup olmadığını sormak amacıyla eski anarşist yoldaşlarıma e-posta yollamıştım. Bir süre sonra gelen yanıtların birinde merkezi Baltimor’da olan ‘Brew not Bombs’[1] tayfasının bir şubesinin LA’da bulunduğu yazıyordu.

bnbmore

Daha sonra ülkemize de gelmiş olan ‘Food not Bombs’[2] (yani ‘Bomba değil Yemek’) fikrine ev sahipliği yapan bu topraklarda, ‘Bomba değil Bira’ felsefesinin çıkması için gereken bilgi birikimi, fazlasıyla mevcuttu.

içerik

Dünyanın en büyük bira üreticisi ve elbette ki tüketicisi de olan ABD, aynı zamanda bira çeşitliliği açısından da dünyanın en zengin ülkelerinin başında gelmektedir. Biranın muhtemelen ilk kez ortaya çıktığı ülkemiz topraklarının[3] aksine orada; Lager veya Pilsen dışında Ale, Pale Ale, Porter, Amber, Staut gibi bir çok farklı bira türü gündelik tüketimde önemli bir yer tutar. Hatta bira üretimi yapan mahalle ‘Brewery’ilerinde bu türlerin farklı aromalarına sahip yerel ve otantik tatlar bulmak da mümkün. CrazyMountainBrewery2

ABD’lilerin farklı tatları araştırma anlayışına bir örnek vermek gerekirse, ABD’li arkeologlar Alaşehir’de çıkan testi kalıntılarındaki tortuyu 40 yıl boyunca analiz etmeye çalışmış ve nihayetinde binlerce yıl öncesinin birasını yeniden üretmeyi başarmışlardı.[4]

Bu durumda bizim anarşist camianın güzide insanlarının da bira üretimine geçip vatandaşa beleşe dağıtması kaçınılmaz olmuş.

ABD kasabaları ancak kimi bağımsız filmlerde görebileceğiniz türde arkaik ve unutulmuştur. Kasabanın faşist şerifi, 80’li yılların modasını takip eden insanları, siyah-beyaz televizyonlar ve içinde en azından bir adet pompalı tüfek ihtiva eden manda kasa pikaplı red-neckleriyle[5] gerçekten kabus gibi yerlerdir.

redneck1 big gunRed-neck (Temsili)

Adres de tabii ki bok gibi bir mahallede çıkıyor. İşaret filan yok ama yine de selam vererek kafamı uzatıyorum kapıdan. İçeride Kızılderili yüzlü tombul tombul adamlar var, örgülü saçlı ve sakalsız. Eh benim tipim de onlardan pek farklı değil, saçımın örgüsüz olması ve zayıf olmam dışında. Kendimi tanıtıp kontak kişinin selamını iletiyorum. Sohbet açılıp hızla ilerliyor…

Derken bana ‘baby foot’[6] bilip bilmediğimi soruyorlar. Tepkim önce ‘o ne lan?’ şeklinde oluyor doğal olarak, ancak sonra olaya uyanıyorum ki düpedüz langırt bu!

ball_control

Bazen, bazı anlar vardır. Seçim yapman gereken saniyelik bir süre. Ama o kadar kısa sürede doğru ve akılcı bir karar vermen gerekiyordur ki… ‘Anlamam’ diyorum, ‘sizi izlerim’. Doğru karar!

Zira bu başka bir şeydi. Hayatımda, elbette daha önce bir çok kez langırt oynamışlığım vardır ama ben daha önce böyle bir olaya şahit olmamıştım. Öncelikle oyun o kadar hızlı dönüyordu ki topu bile takip edemiyordum. Benim takip edemediğim topla adamlar paslaşıp, paslaşmayı da geçtim, defanstan attığı pası karşı duvarda çarptırıp forvetin ayağına direk indiriyordu. Forvetin sert şutunu ise kaleci çıkartabiliyordu. Resmen hayranlık ve göt olma arasında gidip geliyordum, ağzım bir karış açık.

Futbola küs ülkede langırt resitali izlemek ise ayrı bir mevzu.

Berlin, Almanya

‘Köşedeki bar’ neyse ki tenhaydı. İçki, sohbet, müzik derken birden arkamdaki kapı açıldı. Daha önce nasıl olduysa fark etmemiştim. Şöyle bir göz attım, içeride bir oyun tertip ediliyordu. Langırtın buradaki adı da ‘kicker’ yani tekmele imiş meğerse.

almTepik

Lisa, Mert’i alıp oyuna geçiyor. Ben barda biraz daha oyalanıp daha sonra yanlarına gidiyorum. Yıllar içinde kendisini bu oyunda geliştirmiş biri olarak büyük bir özgüvenle ‘ikiniz olun tekim’ diye teklifte bulunuyorum. Mert pis pis sırıtarak ‘Abi o iş öyle değil’ diyor. ‘Sen önce Lisa ile oyna da hele.’

Gerçekten de Lisa beni evire çevire yeniyor. Sonra Mert’le bizi bir kez daha yeniyor. Kısacası yeniyor da yeniyor. Çuvala dönüyoruz resmen. Alman ekolü ne pis bir şeymiş! Bu arada masanın normalden biraz daha büyük, kalecinin de biraz daha önde olması yenilmeme bahane olmuyor elbette. Kepaze olmayı tadıyorum diyemiyorum kazanla içiyorum tabir-i caiz ise. Ama tadı berbat, tavsiye etmem.

Barselona, İspanya

‘Önce heavy metal sonra rock ondan sonra da punk barına gideceğiz’ diye akşamki programı açıklıyordu Joel. Beraberimizdeki Katalan kadınla evli olan Avusturalyalı eleman, eşiyle beraber programı onaylıyor ama ben Joel’e ‘Punk tamam, rock da olur ama heavy metal ne ulan iki bin küsur yılında?’ diye tepkimi dile getiriyorum. Beni kaale almıyorlar elbette, ama neyse ki bar, neden olduğu belli olmaksızın (metal kafası olabilir mi?) kapalı çıkınca ister istemez sevinçle doluyorum. Rock barda kafamızı biraz ütülettikten sonra punk bara doğru yollanıyoruz.

Kapının önünde sigara içen, normal görünümlü orta yaşlı bir kadın ve iki erkek var. Girerken bize ‘burası punk bar’ diye laf atarak, ne dostça ne de düşmanca olan bir ses tonuyla uyarıda bulunuyorlar. ‘Burası punk barsa ben de anarşistim’ diyerek kitleyi pek umursamadan bara dalıyorum. Arkamdan da bizimkiler.

ispHer daim BARÇA

Girer girmez hain Joel’in asıl niyeti ortaya çıkıyor. Sağda bir langırt masası var ve ‘haydi futbolin oynamaya’ diyor! İspanyol masası da bir garip, oyuncuların elleri oynuyor ve ayakları açık. Neyse, Joel’le ikimiz bir takım oluyoruz ve çifti bir güzel yeniyoruz. Ama dışarıdaki tipler içeri sızıp yanımıza geliyor ve ‘biz de oynamak istiyoruz’ deyince bu teklifi kabul etmek durumunda kalıyoruz ve bu sefer de bunlar önce bizi yeniyorlar. Sonra bizim çifti, sonra karıştırarak ve üst üste koyarak bizi topluca yenmeye devam ediyorlar. Yine maymuna dönüyoruz: Bu benim makus talihim midir, kaderim midir? Öyle ise İSYANIM VAR!

Ama sonra da gecenin sonunda sıkı ahbaplar oluyoruz.

Futbolda her zaman olmasa da dostluğun kazanması güzel tabii…

 

Dipnot ve Kaynakça

[1] http://www.brewnotbombs.org/

[2] Çöpe atılması düşünülen sebzeleri vd. malzemeleri toplayarak yaptıkları yemekleri halka bedavaya dağıtan, gönüllülük esasına göre örgütlenen insanların oluşturduğu topluluğun kendine verdiği ad. http://www.foodnotbombs.net/ veya bizde https://www.facebook.com/cercopcorbacilari

[3]http://www.hurriyet.com.tr/seyahat/26399385.asp

[4]Ayrıntı için bkz. http://www.penn.museum/sites/biomoleculararchaeology/wp-content/uploads/2009/11/Mcgovern_Tablet.pdf

[5] ‘Kırmızı boyun’ demektir, özellikle Teksaslı sağcılar için kullanılan bir terimdir.

[6] Bebek ayağı

Yanıtla