Kategori Pavyonizm

PİRAMİTLERDE AT

İş için bulunduğum Kahire’de, akşam otelde arkadaşlarla sohbet ederken yanımızdan geçen bir ABD vatandaşı Türk olduğumuzu anlayıp bize laf atıyor: “Meraba!” Biz de selama icap ediyoruz, biraz laflıyoruz ama pis gringo giderken: “Şampiyon Gasaray!” diye bağırınca tepem atıyor: “Bu ülkede ABD’li öldürmenin cezası yok, bilmiyor muydun?” diye, sakince ama bir o kadar da sertçe uyarıyorum. Gülerek uzaklaşıyor. O sırada telefon çalıyor, bizi piramitlere götürecek olan elemanın arabası cortlamış. Dolayısıyla bütün planlarımız alt üst oluyor zira bir sonraki son günümüz ve bu ülkeden piramitleri görmeden ayrılmak istemiyorum.

Ertesi gün sabahtan resepsiyona gidip, akşam için şoförlü bir araba ayarlamalarını istiyorum...

Dahası

BABUSHKA SCOLDING

   Alp ASLAN

Translation: Ülke Evrim UYSAL

The old woman in Slavic culture Babushka, who might be translated as grandmother, is famous for her legendary scolding. This ancient tradition of scolding, which is often encountered in post-socialist countries, is still vivid today. Personally I was aware with the Babushka phenomenon during my early visits to the post-socialist world, as I got my very first scolding. Eventually I tried to find methods to prevent from these unpleasant happenings. However, I soon comprehended that it is almost impossible to save yourself from the wrath of a babushka. That scolding, one way or another, should be duly delivered without making any discrimination of religion, language or race...

Dahası

BABUŞKA FIRÇASI

  Alp ASLAN

Dilimize ‘nine’ diye çevirebileceğimiz babuşkalardan, yani Slav kültüründeki yaşlı teyzelerden yenilen fırça, eski sosyalist ülkelerde sıkça rastlanan, günümüzde de halen geçerliliğini koruyan çok eski bir gelenektir. Ben şahsen, yıllar önce post-Sovyet ülkelerini ziyaretimde ilk fırçalarımı yemeye başlar başlamaz olaya uyandım ve akabinde bu sıkıntılı durumdan korunma yollarını aramaya başladım. Ne var ki, yine kısa sürede idrak ettim ki, bundan korunmak imkansıza yakın. O fırça öyle veya böyle yenilecek; din, dil, ırk ayrıt etmeden hem de. Zira, önceleri biz yabancıyız, dil bilmiyoruz, iz bilmiyoruz diye fırça yiyor sanıyorduk...

Dahası

SAÇMA SAPAN GEMİ YOLCULUKLARI-III

UKRAYNA YOLLARI SUDAN

Alp ASLAN

Ayıldığım zaman 2003 Ekotopya[1]’sı için yol hazırlıklarına başlamayı planlıyordum. Tabii, sarhoşken bu planları yaptığım için ertesi gün bir türlü yaptığım plan(lar)ı hatırlayamıyordum. Zira işten yeni ayrılmıştım; o ülkede eylem, şu kentte bir aktivite, Ankara’da pavyon[2] ortamı filan derken yuvarlanıp gidiyordum (literally). Eh, gençtim, işsizdim, cebimde para da vardı ve ben, ‘alkolik doğulur mu, olunur mu?’ gibi bir tezin ispatının peşinde ve de eşiğindeydim.

Nihayet ayıldığım bir ara, yoldaşlarım Can Başkent ve Metin K.[3]’dan hayır gelmeyeceğini anlamıştım (çünkü biri yurtdışında sürtüyordu, diğer bünye ise o sıralar tecrübesizlikten mustaripti)...

Dahası

NİYORK, KADINLAR VE FUTBOL

     Alp ASLAN

2000’lerin başları

Gittiğim ülkelerde, o ülkenin yazarlarının kitaplarını okumak gibi bir alışkanlığım olduğundan, Niyork’a gelirken orada okunabilecek en iyi yazar olarak gördüğüm Paul Auster’in kitaplarını yanıma almıştım. Bir kaç gündür Ay Sarayı adlı kitabına devam ettiğimden evde pineklemek yerine, kitabı kaldığım yerden okumaya başlıyorum. 137. sayfaya geldiğimde ilginç şeyler oluyor. Zira kitaptaki karakterlerden Effing, genç yardımcısına ressam Ralph Albert Blakelock’un Brooklyn Müzesindeki bir tablosunu görmesi için çok detaylı bir metro gidiş ve tablonun olduğu yerin tarifini veriyor ve ondan tablonun detaylı bir okumasını yapmasını istiyor. Bunun için de gözlerini mümkün mertebe kapalı tutması ve kimseyle konuşmaması gibi çeşitli tavsiyelerde bulunuyor...

Dahası

14 ŞUBAT’IN PAVYON VE ÖNEMİ

   Alp ASLAN

Ankara

Sittin sene önce bir arkadaş toplaşmasında yüklüce alkol alımına müteakiben, ev sahiplerinin ‘bu kafayla eve gitmeyiniz’ teklifine sıcak bakıp, evlerinde uyumaya hazırlanıyorduk. Eski ahbaplarımdan biri milletin sızmasından istifade edip: ‘Hani beni pavyona götürecektin?’ diye soruyor. Ahlaksız, ancak bir o kadar da cazip bir teklif. ‘Hesabı ödersen götürürüm’ diye yanıtlayarak olaya sıcak baktığımı ima ediyorum. Sonra pazarlığa girişiyoruz, 50’ye 50, yok 20’ye 80 derken güya hesabı 40’a 60 oranında paylaşma konusunda anlaşmaya varıyoruz. Ama elbette ki hesabı ona ödeteceğim. Racon öğrenmek, racon gereği beleşe olmaz!

Zamanında müdavimi olduğum Başkent Gazinosu’na varıyoruz...

Dahası

KOLADİKO YA DA YUNANİSTAN’DA PAVYONİZM

Alp ASLAN

Dakika bir gol bir. Geldiğim günün akşamında sokağa adımımızı atar atmaz kendimizi bir anda eylemin içinde buluyoruz. Geçen yıl bugün, repçi Pavlos Fyssas, faşist Altın Şafak sempatizanlarınca katledilmişti. Eylem onun anısına düzenleniyordu. Önde anarşistler, arkada solcular ve kimi duyarlı vatandaşlar olmak üzere hep beraber yürüyoruz. Aramızda tabii ki Yunanistan’ın ünlü anarşist sokak köpekleri[1] de var.

 pilakosDostumuz Pilakos

Önce eski ahbapları görme, yeni insanlarla tanışma havasında geçen yürüyüş bir anda anarşistlerin molotofları ve taşları çekmesiyle eğlenceli bir hal almaya başlıyor. Elemanlar faşist partiye veriyorlar taşı. Sonra ‘isyan polisi astonomia’ gelince çatışma biraz daha şiddetleniyor...

Dahası

KAMBOÇYA’DA FUTBOL VE PAVYON ORTAMLARI

  Phnom-Penh, 2009 Yazı

Alp ASLAN

A. FUTBOL KARDEŞLİKTİR

Yağmurun dinmesiyle güneş yüzünü göstermeye başlıyor. Havanın kararmasına ise daha bir kaç saat var. Lanet olası tuk-tukçuların[1] miyavlamalarına aldırmaksızın kaldığım otelden Bağımsızlık Anıtına doğru yapacağım yürüyüşe başlıyorum.

5

Anıtın arkasındaki büyük bulvarın ortası yayalar için dinlenme ve yürüme yerleri olarak tasarlanmış. Ortalık cıvıl cıvıl. Dağılan bulutlar yeniden toparlanma gayreti içinde, ıslanmaktan hoşlanmasam da yürüyüşü uzatma isteğim var. Bu istekle biraz daha ilerleyince karşıma futbol oynayan gençler çıkıyor. Futbol tanrısı yine yüzüme mi güldü nedir? Hemen kenardaki banka konuşlanıp oyunu seyre dalıyorum.

Oyunda ilk dikkatim...

Dahası

UZAKDOĞU PAVYON ORTAMLARI

Alp ASLAN

Filipinler, Makati Kenti, Manila Metropolü

İş için gittiğim Filipinler, gerçekten de “Uzakdoğu’nun Meksika’sı” diye benzetildiği kadar vardı.  Soyadları Suarez, Gonales, dos Santos gibi İspanyolca tınılara sahip bu insanlar esmer, hafif çekik gözlü ve kısa boylu olmalarının yanında feci biçimde Katolik’ti.

Teneke evleri, evsizleri, pislik akan derelerin kenarında oynayan yarı çıplak çocukları ve bütün bu yoksulluğun karşısında hayasızca göğe uzayan gökdelenleri ile Manila metropolü bölgelere ayrılmıştı. İş merkezi Makati ise her yere konuşlanmış özel güvenlikçileri, AVM’leri koruyan polisleri, bomba uzmanı K9 köpekleri, gece hayatı, kafeleri ve yüksek duvarlı rezidanslarıyla diğer bölgelerden ayrılıyordu.

Dahası