Kategori Kritik

LOS TURCOS

Kapak Resmi: 14. yy Katalan Elyazmalarından

Katalonya Ulusal Müzesi, İspanya

Gavuristan’da sık sık karşılaştığımız bir husustur değil mi? Evet, Araplarla karıştırılmaktan söz ediyorum. Çoğumuz bundan nefret ederiz, ivedi olarak açıklama yoluna gideriz hatta savunma mekanizmalarımız manyakça devreye girer. Yoksa bu aslında, ‘soylu ruhlarımızın altında yatan ırkçılığımızdan’[1] kaynaklanıyor olmasın? Zira Araplar (tıpkı Ermeniler ve Rumlar gibi) bizi arkamızdan vurmamış mıydı? Zaten Arap harfleri ile kendimizi iyi ifade edemiyorduk, Araplar tembeldir, pistir…

Burada konu bu değil elbette, ama ufak bir hatırlatma yapmadan da asıl konumuza geri dönemeyeceğim: Türklerin kullandığı ilk yazı sistemi olan Göktürkçede sesli harf kullanımı tıpkı Arapç...

Dahası

ATIŞ KÜLTÜRÜ

Mangalda kül koymazsın teorik konularda
Pratiğe gelince ayağın suya erer
Kendi korkaklığına kılıf ararsın boyna
Bu arada faşizm gelip tepene biner[1]

DOHA, KATAR

Bir zamanlar orada çalışırken, inşaat halindeki koca bir köyden farksız olan bu kentte sosyal imkanlar oldukça kısıtlıydı. Ben de arkadaş çevremi örgütlemiş, hep birlikte binicilikten yelkene, gurmelikten goygoyculuğa kadar bir sürü değişik ortama akmıştık. Bunlardan sadece bir tanesini tek başıma sürdürdüm: Atıcılık.

Çünkü ülkemizde silaha, silah sevene, çekinerek bile değil, resmen öcü görmüş gibi tepki veren bir sürü insan vardır...

Dahası

BABUSHKA SCOLDING

   Alp ASLAN

Translation: Ülke Evrim UYSAL

The old woman in Slavic culture Babushka, who might be translated as grandmother, is famous for her legendary scolding. This ancient tradition of scolding, which is often encountered in post-socialist countries, is still vivid today. Personally I was aware with the Babushka phenomenon during my early visits to the post-socialist world, as I got my very first scolding. Eventually I tried to find methods to prevent from these unpleasant happenings. However, I soon comprehended that it is almost impossible to save yourself from the wrath of a babushka. That scolding, one way or another, should be duly delivered without making any discrimination of religion, language or race...

Dahası

BABUŞKA FIRÇASI

  Alp ASLAN

Dilimize ‘nine’ diye çevirebileceğimiz babuşkalardan, yani Slav kültüründeki yaşlı teyzelerden yenilen fırça, eski sosyalist ülkelerde sıkça rastlanan, günümüzde de halen geçerliliğini koruyan çok eski bir gelenektir. Ben şahsen, yıllar önce post-Sovyet ülkelerini ziyaretimde ilk fırçalarımı yemeye başlar başlamaz olaya uyandım ve akabinde bu sıkıntılı durumdan korunma yollarını aramaya başladım. Ne var ki, yine kısa sürede idrak ettim ki, bundan korunmak imkansıza yakın. O fırça öyle veya böyle yenilecek; din, dil, ırk ayrıt etmeden hem de. Zira, önceleri biz yabancıyız, dil bilmiyoruz, iz bilmiyoruz diye fırça yiyor sanıyorduk...

Dahası

KİMİ SINIR KAPILARI VE SAÇMA SINIR KENTLERİ

       Alp ASLAN

Uruguay-Brezilya

Uruguay’da Valizas kasabasından otobüse biniyorum. Bir gece önceden haritaya baktığımda sınır kenti Chuy’un ikiye ayrıldığını görmüş, dolayısıyla sınırın da kentin ortasında olabileceği izlenimine kapılmıştım. Otobüs çok erken kalktığı için uyukluyordum ama yine de şans eseri, sol tarafımızda sınır kapısını andırır bir bina kompleksinin olduğunu görüyorum. Belki de kamyonlar içindir diyerek uyuklamaya devam ediyorum, zira durmuyoruz. On dakika sonra da kente varıyoruz.

P1080768Valizas’a doğru

Biraz yürürsem açılırım diyorum ve kenti bölen büyük caddeye ulaşıyorum. Burası üzerinde duty free yazan bir sürü dükkanla ve sağda solda konuşlanmış tezgahtarlarla dolu. Onlardan birine Brezilya sınırını soruyorum...

Dahası

URUGUAY’DA ÖLÜMÜ SORGULAMAK

Alp ASLAN

“Şimdi ölüm oldum, dünyaların yıkıcısı.[1]

Bhagavad Gita, Mahabharata

Natürmort, Fransızcadan dilimize ‘ölüdoğa’ diye tercüme edilmiş bir sözcük olarak neredeyse iki bin yıl öncesine dayanan bir sanat akımını temsil eder; İngilizce karşılığı ise ‘hareketsiz yaşam’ demektir. Zorlama bir kelime oyunu yapmaya kalksam acaba bunu ‘hala-hayat(ta)’ olarak algılatabilmem mümkün olur muydu, bilemiyorum.

Natürmort tablolara baktığımda eserler bana ölü av hayvanlarını, meyveleri, kısaca besinlerimizi resmetmekten ibaretmiş gibi görünüyor. Gerçekte kopartılmış meyve resimleri bana hiçbir zaman ölü bir doğa izlenimi vermemiştir...

Dahası

ASLEN HEPİMİZ ÇEKİK GÖZLÜ DEĞİL MİYİZ?

   Alp Aslan

Kimi zaman, ülkemize özgü yarım akıllı ve kendisini entellektüel addeden bir takım tuhaf şahısların ırkçılıkla ilgili abuklamalarına maruz kalırız. Geçenlerde bir arkadaşım siyah tenli insanlara zenci değil de Afro-amerikan denmesini salık veren bir geri zekalıdan söz ettiğinde şaştım kaldım. Ulan bütün zenciler Amerika kıtasında mı yaşıyor?

Bu zenci kelimesi ile ilgili çok da fazla konuşmak istemiyorum, Arapçadan dilimize geçen bu sözcük siyahi demektir. Güney Amerika’da zencilere direk ‘negro (siyah)’ diye hitap ederler ve kimse gocunmaz. Halbuki oradaki siyah insanlara yönelik kölecilik ABD’den bile beter ve daha eskidir. Bizdeyse (en azından) siyahlara karşı herhangi bir ırkçılık hissedildiğini düşünmüyorum...

Dahası

Editörün Sayıklamaları, Rüyalar ve Anılar…

Alp Aslan, Aralık 2015

“All that we see or seem

Is but a dream within a dream.”[1]

Edgar Allen Poe

I. Rüyalar

Güney Amerika’dan döndükten sonra, yüksek düzeyde alkol alımı neticesinde jetleg durumunu kısa sürede atıyorum. Ancak gördüğüm rüyaların, özellikle sonuncularını net bir biçimde hatırlıyorum. Uyanma güçlüğü çekmem rüyaların gücünden olsa gerek. Çünkü vücudum yeteri kadar uykuyu aldığını bilip zihni uyandırmaya çalışıyor, zihin ise rüyanın esiri olarak gerçeklikten uzak durmak istiyor.

Descartes uyanıklık halinin bir rüya mı, yoksa rüyanın mı gerçeklik olduğunu kesinkes bilmenin olanaksızlığından söz ederken, aklıma Ferhan Şensoy’un 1980’lerde TRT’de yayınlanan müthiş yapıtı Varsayalım İsmail geliyor...

Dahası

YABANCILAŞMA VE TESPİH KÜLTÜRÜMÜZ

      Alp ASLAN

“Hayatı tesbih yapmışım sallıyormuşum
Adını duydukça ağlıyormuşum
Deli diyorlarmış benim halime
Gelmişine geçmişine sayıyormuşum”[1]

CNT[2]’nin açılış saatini beklerken bir yerlerde oturmak yerine Barselona sokaklarında dolaşmayı tercih ediyorum. Dar arka sokaklardaki şekilli dükkanların önünden hızlıca geçerken o kadar incik boncuğun arasından asılı duran tespihleri görünce duraksıyorum. Algıda da olsa, seçici olmak iyidir. Dükkan kapanmak üzere sanki ama yine de kafamı uzatıp tespihlere bir göz atmak için kibarca izin istiyorum. İçerideki orta yaşlı çift beni içeri buyur ediyor. Ancak tespihleri görünce hayal kırıklığına uğruyorum. Zira bunlar 99’luk İslam tespihi. ‘Açıkçası ben Katolik tespihi bakmıştım’ diye açıklama yapıyorum...

Dahası