Kategori Futbol

AZ BİLİNEN KİMİ FUTBOL FİLMLERİ

Két Félidö a Pokolban / Cehennemde İki Devre, 1961   

Zoltan Fabri’nin yönettiği film, konusunu ‘Ölüm Maçı’ olarak adlandırılan ve Kiev’de işgalci Nazilerle Sovyet vatandaşları arasında yapılan maçın hikayesinden alıyor. 1942 yılında yapıldığı söylenen bu maçla ilgili çeşitli teoriler vardır. Kimisi bunun bir Sovyet propagandası olduğunu söylerken kimisi de ateş olmayan yerden duman çıkmaz mantığıyla bu maçın yapıldığını iddia eder. Maçı 5-3 Kiev karması olan FC Start kazanır. Filmde ise Hitler’in doğum gününde Naziler esir tuttukları futbolcularla bir maç ayarlar. Bunu kaçmak için bir fırsat olarak kullanmak isteyen futbolcular yakalanır ve maçı yapmaya zorlanırlar.

Bu filmin bir sonraki versiyonu da bizde Zafere Kaçış adı...

Dahası

FUTBOL ve ÜTOPYALARIN ÖLÜMÜ III

LEV YAŞIN ve MODERN KALECİLİĞİN DOĞUŞU

Bir manav olan Şaban’ın, Fenerbahçe’nin kaçan kalecisi Bülent ile karıştırılması sonucu takımın kalesine geçirilmesi konu edilmiştir. Mafya tarafından korunan ve kontrol edilen futbol takımının sakarlıklarla başarılı olan kalecisi zamanla bıçkın bir gangstere dönüşecektir. Ne var ki gerçek kaleci Bülent’in dönmesiyle işler karışır.

Mafya-politika-futbol üçgeninin ele alındığı 1978 yapımı bu şahane film aslında konusunu Semyon Timoşenko’nun yönettiği, 1936 SSCB yapımı Vratar (Kaleci) filminden almıştır...

Dahası

FUTBOL VE ÜTOPYALARIN ÖLÜMÜ-II

II. BÖLÜM – PLATA NEHRİ BÖLGESİ

Futbolun, FİFA’nın de resmen kabul etmesiyle ilk kez Çin’de oynandığı, keza orada III.-IV. yy’larda yazılmış futbolun anlatıldığı bir de ansiklopedi olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak, yüz yıllar boyunca unutulmuş bu sporun Britanya Orta Çağında tekrardan oynanmaya başlaması, sonra yasaklanması, ama inatla oynanmaya devam edilmesi, yasaklara aldırmaması ve nihayetinde 19. yy’da yaygınlaşması, belirlenen kurallarla bir sisteme oturtulması ile kendisini kabul ettirmiştir. Britanya İmparatorluğu’nun hemen her yerde gerek sömürü, gerek politik, gerekse ticari ilişkileri neticesinde de futbolun dünyaya yayılması İngilizler sayesinde olmuştur.

Futbol ilk zamanlarında tıpkı zıt ikizi rugby gibi topu ileriye sürmek mant...

Dahası

FUTBOL ve ÜTOPYALARIN ÖLÜMÜ-I

    Dünya Kupası başladığından beri eve kapandık kapanmasına ama sonra düşündüm ki neden futbolun ve de kupanın tarihine doğru küçük bir yolculuk yapmayalım ki, şöyle siyaset ve taktik anlayışların iç içe geçtiği küçük dokunuşlarla süslü. İyi Okumalar.

I. BÖLÜM

“Ütopyaların dünyası öldü. Bir çıkar toplumunda yaşıyoruz ve futbol da büyük pazarların dünyasına mahkum edilmiş durumda.”

Yazımıza sol futbolun mucidi ve sağ futbolun tanımlayıcısı, komünist olarak bilinen (ama aslında olmayan) futbol adamı Menotti’nin veciziyle başlamak istedim...

Dahası

GÜNEY AMERİKA’DAKİ FUTBOL HAYATI(M)

Buenos Aires

Buenos Aires’te yerleşik hayata geçince bir pazar kendimi sokağa atıyorum. Amacım futbol ortamlarına akmak. Şimdi bu biraz saçma görünüyor olsa da bir çok ülkede çalışan bir sistemdir. Forma giymiş birilerini takip edersiniz, onlar da sizi direk sahaya götürür. Yine aynen böyle oldu! İleride iki tane formalı genç görüyorum ve uzaktan takibe başlıyorum. On dakika yürüyüşten sonra bir de ne göreyim. Dışardan zinhar belli olmayan kocaman bir halı saha kompleksi varmış beş altı blok ötede.

Ortalık civcivli. Arjantin için tam bir futbol ülkesidir tabirini rahatça kullanabilirim. Bütün sahalar dolu. Hatta bir kaçında turnuva yapılıyor, böyle hakemli filan. Bazı sahalarda genç kızlar oynuyor. Hava top oynamaya son derece müsait...

Dahası

LOS TURCOS

Kapak Resmi: 14. yy Katalan Elyazmalarından

Katalonya Ulusal Müzesi, İspanya

Gavuristan’da sık sık karşılaştığımız bir husustur değil mi? Evet, Araplarla karıştırılmaktan söz ediyorum. Çoğumuz bundan nefret ederiz, ivedi olarak açıklama yoluna gideriz hatta savunma mekanizmalarımız manyakça devreye girer. Yoksa bu aslında, ‘soylu ruhlarımızın altında yatan ırkçılığımızdan’[1] kaynaklanıyor olmasın? Zira Araplar (tıpkı Ermeniler ve Rumlar gibi) bizi arkamızdan vurmamış mıydı? Zaten Arap harfleri ile kendimizi iyi ifade edemiyorduk, Araplar tembeldir, pistir…

Burada konu bu değil elbette, ama ufak bir hatırlatma yapmadan da asıl konumuza geri dönemeyeceğim: Türklerin kullandığı ilk yazı sistemi olan Göktürkçede sesli harf kullanımı tıpkı Arapç...

Dahası

SAKLI CENNET PARAGUAY

            Alp ASLAN

Brezilya’nın, adını Guarani dilinde Büyük Su anlamına gelen İguazu Şelalelerinden alan Foz de İguazu kentinden, Paraguay tarafındaki sınır kenti Ciudad del Este’ye varıyorum[1]. Genelde, pasaporttaşlarım vergisiz alışveriş olanağı bulunan bu kente günübirlik girip çıkabildikleri için, Paraguay topraklarına resmi giriş yapmıyor olacaklar ki sınır polisi şaşkınlık içinde pasaportumu evirip çevirmeye başlıyor. Neyse ki işlem çok uzun sürmüyor ve buyur ediyorlar. Dışarıda kente giden otobüsü beklerken yanımda hemen bir motorcu bitiveriyor: ‘Abi şimdi otobüs iki saatte gelmez, ben seni götüreyim’. Anlaşıyoruz. Otogara gidip başkent Asunsiyon yönüne otobüs biletini alıp sonra aynı motorla merkeze iniyorum...

Dahası

DÜNYADAN LANGIRT HİKAYELERİ

    Alp ASLAN

Langırt oyununun mucidi anarşist Alejandro Finisterre’nin anısına saygıyla…

Los Angeles, ABD

Aslında Los Angeles veya bizim söylemimizle Los Encılıs adı verilen mekan, etrafında irili ufaklı kasabaların veya kentçiklerin olduğu garip bir yerleşimden başka bir şey değil. Zira neredeyse tuvalete bile arabayla gitmek durumunda kalıyorsun. Araban yoksa sıçtın (gerçek anlamıyla). Mesafeler oldukça uzak ve otobüs mevhumu fakir halka zulmetmek için kurulu bir düzende işliyor, veya işlemiyor.

Bir zamanlar, civar kasabaların birinde pineklerken o taraflarda tanıdıkları olup olmadığını sormak amacıyla eski anarşist yoldaşlarıma e-posta yollamıştım...

Dahası

NİYORK, KADINLAR VE FUTBOL

     Alp ASLAN

2000’lerin başları

Gittiğim ülkelerde, o ülkenin yazarlarının kitaplarını okumak gibi bir alışkanlığım olduğundan, Niyork’a gelirken orada okunabilecek en iyi yazar olarak gördüğüm Paul Auster’in kitaplarını yanıma almıştım. Bir kaç gündür Ay Sarayı adlı kitabına devam ettiğimden evde pineklemek yerine, kitabı kaldığım yerden okumaya başlıyorum. 137. sayfaya geldiğimde ilginç şeyler oluyor. Zira kitaptaki karakterlerden Effing, genç yardımcısına ressam Ralph Albert Blakelock’un Brooklyn Müzesindeki bir tablosunu görmesi için çok detaylı bir metro gidiş ve tablonun olduğu yerin tarifini veriyor ve ondan tablonun detaylı bir okumasını yapmasını istiyor. Bunun için de gözlerini mümkün mertebe kapalı tutması ve kimseyle konuşmaması gibi çeşitli tavsiyelerde bulunuyor...

Dahası

KAMBOÇYA’DA FUTBOL VE PAVYON ORTAMLARI

  Phnom-Penh, 2009 Yazı

Alp ASLAN

A. FUTBOL KARDEŞLİKTİR

Yağmurun dinmesiyle güneş yüzünü göstermeye başlıyor. Havanın kararmasına ise daha bir kaç saat var. Lanet olası tuk-tukçuların[1] miyavlamalarına aldırmaksızın kaldığım otelden Bağımsızlık Anıtına doğru yapacağım yürüyüşe başlıyorum.

5

Anıtın arkasındaki büyük bulvarın ortası yayalar için dinlenme ve yürüme yerleri olarak tasarlanmış. Ortalık cıvıl cıvıl. Dağılan bulutlar yeniden toparlanma gayreti içinde, ıslanmaktan hoşlanmasam da yürüyüşü uzatma isteğim var. Bu istekle biraz daha ilerleyince karşıma futbol oynayan gençler çıkıyor. Futbol tanrısı yine yüzüme mi güldü nedir? Hemen kenardaki banka konuşlanıp oyunu seyre dalıyorum.

Oyunda ilk dikkatim...

Dahası