Kategori Türkiye

ANKARA, ANGORA, ANKYRA…

İstanbul’un neyini seviyorsunuz oğlum, orada deniz var!

Vecizini yıllar önce İstanbul’dan gelen arkadaşlara hitaben söylemiştim. Bazı şahısların anlayamadıkları nokta bu, kimi deniz sever kimiyse nefret eder veya bu ve benzeri büyük su birikintilerinden hoşlanmaz. Bunun tartışmasını yapmak süper saçmalıktır. Neyse biz bu İstanbul kafası eleştirisini şahane bir şekilde yapan Zaytung’a bırakalım ve konumuza giriş yapalım: “Neden Ankara?”

Aslında Ankara’ya illa gideyim, orada şunu göreyim veya şunu yapayım diyeceğiniz özel bir şey yok gibidir. Anca işiniz düşerse veya eş dost akraba ziyareti yaptığınızda uğradığınız bir kent görünümündedir...

Dahası

KRASNA MALANKA ve KİMİ PAGAN KUTLAMALARI

Dünyanın bir çok yerinde yeni yıla giriş kutlamalarla yapılagelmektedir. Soğuk bölgelerde bu kutlamalar kışın bitmesi dileğini taşırken, daha ılıman yerlerde baharın gelişine istinaden yapılmaktadır. Bunların hemen hepsi kadim kültür kökenlidir, ancak günümüze gelindiğinde çok azı tek tanrılı dinler içinde kendilerini kabul ettirmeyi başarmıştır. Çoğu, özellikle Hıristiyanlığın yobazlık döneminde yok olmuştur.

Örneğin, Hıristiyanların 24-25 Aralık’ta veya 6-7 Ocak’ta kutladıkları Noel’in Peygamber İsa’nın doğumuyla ilişkilendirilmesine karşın aslında bununla alakası yoktur. Laf aramızda, Sümerlerden gelip bir şekilde Eski Türklere geçen Nardoğan kutlamaları 21-23 Aralık’ta yapılırmış...

Dahası

Editörün Sayıklamaları, Rüyalar ve Anılar…

Alp Aslan, Aralık 2015

“All that we see or seem

Is but a dream within a dream.”[1]

Edgar Allen Poe

I. Rüyalar

Güney Amerika’dan döndükten sonra, yüksek düzeyde alkol alımı neticesinde jetleg durumunu kısa sürede atıyorum. Ancak gördüğüm rüyaların, özellikle sonuncularını net bir biçimde hatırlıyorum. Uyanma güçlüğü çekmem rüyaların gücünden olsa gerek. Çünkü vücudum yeteri kadar uykuyu aldığını bilip zihni uyandırmaya çalışıyor, zihin ise rüyanın esiri olarak gerçeklikten uzak durmak istiyor.

Descartes uyanıklık halinin bir rüya mı, yoksa rüyanın mı gerçeklik olduğunu kesinkes bilmenin olanaksızlığından söz ederken, aklıma Ferhan Şensoy’un 1980’lerde TRT’de yayınlanan müthiş yapıtı Varsayalım İsmail geliyor...

Dahası

14 ŞUBAT’IN PAVYON VE ÖNEMİ

   Alp ASLAN

Ankara

Sittin sene önce bir arkadaş toplaşmasında yüklüce alkol alımına müteakiben, ev sahiplerinin ‘bu kafayla eve gitmeyiniz’ teklifine sıcak bakıp, evlerinde uyumaya hazırlanıyorduk. Eski ahbaplarımdan biri milletin sızmasından istifade edip: ‘Hani beni pavyona götürecektin?’ diye soruyor. Ahlaksız, ancak bir o kadar da cazip bir teklif. ‘Hesabı ödersen götürürüm’ diye yanıtlayarak olaya sıcak baktığımı ima ediyorum. Sonra pazarlığa girişiyoruz, 50’ye 50, yok 20’ye 80 derken güya hesabı 40’a 60 oranında paylaşma konusunda anlaşmaya varıyoruz. Ama elbette ki hesabı ona ödeteceğim. Racon öğrenmek, racon gereği beleşe olmaz!

Zamanında müdavimi olduğum Başkent Gazinosu’na varıyoruz...

Dahası

YABANCILAŞMA VE TESPİH KÜLTÜRÜMÜZ

      Alp ASLAN

“Hayatı tesbih yapmışım sallıyormuşum
Adını duydukça ağlıyormuşum
Deli diyorlarmış benim halime
Gelmişine geçmişine sayıyormuşum”[1]

CNT[2]’nin açılış saatini beklerken bir yerlerde oturmak yerine Barselona sokaklarında dolaşmayı tercih ediyorum. Dar arka sokaklardaki şekilli dükkanların önünden hızlıca geçerken o kadar incik boncuğun arasından asılı duran tespihleri görünce duraksıyorum. Algıda da olsa, seçici olmak iyidir. Dükkan kapanmak üzere sanki ama yine de kafamı uzatıp tespihlere bir göz atmak için kibarca izin istiyorum. İçerideki orta yaşlı çift beni içeri buyur ediyor. Ancak tespihleri görünce hayal kırıklığına uğruyorum. Zira bunlar 99’luk İslam tespihi. ‘Açıkçası ben Katolik tespihi bakmıştım’ diye açıklama yapıyorum...

Dahası

KARS DOSYASI

Alp ASLAN

SÜRREAL BİR OLTU YOLCULUĞU

Kars’a vardığımda kadim dostum Mert beni arabayla karşılamaya gelmişti. Kars kalesinde çay-kahve içerken Oltu’ya hafta sonu gitme isteğimden bahsetmiştim. Zira Oltu yolu olsun, tesbihi olsun, cağ kebabı olsun bende ayrı bir lezzet duygusu bırakmıştı. Mert ise potu gördü ve artırdı: şimdi değilse ne zaman?

Ayağımın tozuyla geldiğim Kars’tan bir saat içinde ayrılmıştım. Zaten hayat, kimi zaman kendimizi dalgalarına bırakmak durumunda olduğumuz bir macera nehri değil midir? Sohbet ede ede giderken yolculuğumuz kah ineklerin yola dik resmi geçidi, kah kafamızın üzerinden uçan bir şahinin göz alıcılığı, kah ilerdeki bir tilki kıpırtısı mı o heyecanıyla kesiliyordu.

oltuy1

Böyle eğlenceli bir biçimde y...

Dahası