Kategori MEKANLAR

DİKKATLİ OL FRANK!

                “Hayat rüzgar olmadan da devam edemez mi? Her şeyi titretiyor.

Gördüğün her şey önemsizdir.”

 

Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin ikinci filmi olan 1985 yapımı Calamari Union, bir grup proleterin, işçi sınıfının yaşadığı Kallio bölgesinden Helsinki’nin üst tabaka semti olan Eira’ya çaresizce ulaşma çabasını anlatır. Aslında yürüme mesafesinde olan bu rotada yapacakları yolculuk, ceplerinde beş kuruş olmayan avam tabakası üyeleri için uzun ve zorlu bir mücadeleyi gerektirmektedir. Calamari Union 1982’de açılan Helsinki metrosunun ilk kullanıldığı filmdir, kahramanlarımız da ilk ulaşım aracı olarak metroyu tercih ederler, daha doğrusu yaptıkları plana müteakiben metroyu kaçırırlar.

On dört ...

Dahası

AZ BİLİNEN KİMİ FUTBOL FİLMLERİ

Két Félidö a Pokolban / Cehennemde İki Devre, 1961   

Zoltan Fabri’nin yönettiği film, konusunu ‘Ölüm Maçı’ olarak adlandırılan ve Kiev’de işgalci Nazilerle Sovyet vatandaşları arasında yapılan maçın hikayesinden alıyor. 1942 yılında yapıldığı söylenen bu maçla ilgili çeşitli teoriler vardır. Kimisi bunun bir Sovyet propagandası olduğunu söylerken kimisi de ateş olmayan yerden duman çıkmaz mantığıyla bu maçın yapıldığını iddia eder. Maçı 5-3 Kiev karması olan FC Start kazanır. Filmde ise Hitler’in doğum gününde Naziler esir tuttukları futbolcularla bir maç ayarlar. Bunu kaçmak için bir fırsat olarak kullanmak isteyen futbolcular yakalanır ve maçı yapmaya zorlanırlar.

Bu filmin bir sonraki versiyonu da bizde Zafere Kaçış adı...

Dahası

ANKARA, ANGORA, ANKYRA…

İstanbul’un neyini seviyorsunuz oğlum, orada deniz var!

Vecizini yıllar önce İstanbul’dan gelen arkadaşlara hitaben söylemiştim. Bazı şahısların anlayamadıkları nokta bu, kimi deniz sever kimiyse nefret eder veya bu ve benzeri büyük su birikintilerinden hoşlanmaz. Bunun tartışmasını yapmak süper saçmalıktır. Neyse biz bu İstanbul kafası eleştirisini şahane bir şekilde yapan Zaytung’a bırakalım ve konumuza giriş yapalım: “Neden Ankara?”

Aslında Ankara’ya illa gideyim, orada şunu göreyim veya şunu yapayım diyeceğiniz özel bir şey yok gibidir. Anca işiniz düşerse veya eş dost akraba ziyareti yaptığınızda uğradığınız bir kent görünümündedir...

Dahası

KRASNA MALANKA ve KİMİ PAGAN KUTLAMALARI

Dünyanın bir çok yerinde yeni yıla giriş kutlamalarla yapılagelmektedir. Soğuk bölgelerde bu kutlamalar kışın bitmesi dileğini taşırken, daha ılıman yerlerde baharın gelişine istinaden yapılmaktadır. Bunların hemen hepsi kadim kültür kökenlidir, ancak günümüze gelindiğinde çok azı tek tanrılı dinler içinde kendilerini kabul ettirmeyi başarmıştır. Çoğu, özellikle Hıristiyanlığın yobazlık döneminde yok olmuştur.

Örneğin, Hıristiyanların 24-25 Aralık’ta veya 6-7 Ocak’ta kutladıkları Noel’in Peygamber İsa’nın doğumuyla ilişkilendirilmesine karşın aslında bununla alakası yoktur. Laf aramızda, Sümerlerden gelip bir şekilde Eski Türklere geçen Nardoğan kutlamaları 21-23 Aralık’ta yapılırmış...

Dahası

NEREDE NE İZLEMELİ-II SOVYETLER BİRLİĞİ II. BÖLÜM

MOSKOVA, LENİNGRAD, ODESSA

Operasyon Iy ve Şurik’in Diğer Maceraları

http://www.imdb.com/title/tt0059550/?ref_=tt_rec_tt

Daha sonra bir kült haline gelecek olan Şurik karakterinin ilk olarak göründüğü filmde, ana karakter yüzlerce aday arasından zorlukla seçilebilmiş. Aleksandır Demyanenko’nun canlandırdığı Şurik yeni Sovyet insanının nüvelerini taşıyan bir gençtir. Üniversitede öğrenim görürken aynı zamanda inşaat işçiliği de yapan, yardımsever, sakar ama becerikli, utangaç ama çapkın ve oldukça cesur bir karakterdir. Üç kısa filmden oluşan film Sovyet sinemasında daha önce denenmemiş bir tür olarak romantizm, macera, komedi ve sosyal mesajları da aynı anda harmanlamayı başarmıştır.

KAFKASYA

Kafkas Usulü Kız Kaçırma

http://www...

Dahası

NEREDE NE İZLEMELİ II / SOVYETLER BİRLİĞİ I. BÖLÜM

Sovyetlere karşı nostaljik hisler içerisinde misiniz? Keşke biraz daha tanısaydık mı diyorsunuz? Ya da acaba sinema nasıldı oralarda?

Veya hem bu coğrafyada yolculuk edeyim, gittiğim yerlerde de bir şeyler izleyip yöreyi tanıyayım mı diyorsunuz?

İşte aradığınız yazı!

***

Burada, en köklü sinema geçmişine sahip üç ülkeden birisi olan, daha sonra devrime takiben de esaslı sinema kuramcıları çıkartan bu coğrafyanın Vertov, Ayzenştayn veya Tarkovski gibi sinemacılarını anmak veya onlardan örnek vermek yerine, daha yerel, yurt dışında daha az bilenen kısmına odaklanacağız. Bu minvalde, bambaşka bir anlatıma ve sinema diline sahip romantik, romantik-komedi, komedi, suç, macera, fantastik ve bilim-kurgu filmlerine göz atacağız...

Dahası

NOEL NEY LA NOEL? YA DA NOEL ZAMANINDAN KİMİ HİKAYELER

öncesi için bkz. http://gezenti.biz/2014/12/26/noel-hikayeleri/

Salt Lake City, sittin sene önce

Alkolizmin şanlı bayrağını gururla taşıyan kadim dostum Benan,[1] orada konuşlanmış olan tayfayı toplayıp bizi bara götürüyor. Bunlar komple Marksist ekonomi okuyorlar orada. Okuyor dediysek doktora yapıyorlar, boru değil. Dünyanın sayılı Marksist iktisat öğretimi veren yerlerinden biri de Utah Üniversitesidir.

Bar dediğim eşek kadar bir yer. İki katlı ve oldukça geniş. Bizim tayfa da bir süre sonra sağa sola dağılıyor doğal olarak. Ben evde önceden yüklendiğim için kafam yüksek, etrafta kons[2] yapıyorum. Onla bunla laflıyorum…

O zamanlar saçım bayağı uzun, sakal da olmadı mı millete değişik görünüyorum sanırım...

Dahası

GÜNEY AMERİKA’DAKİ FUTBOL HAYATI(M)

Buenos Aires

Buenos Aires’te yerleşik hayata geçince bir pazar kendimi sokağa atıyorum. Amacım futbol ortamlarına akmak. Şimdi bu biraz saçma görünüyor olsa da bir çok ülkede çalışan bir sistemdir. Forma giymiş birilerini takip edersiniz, onlar da sizi direk sahaya götürür. Yine aynen böyle oldu! İleride iki tane formalı genç görüyorum ve uzaktan takibe başlıyorum. On dakika yürüyüşten sonra bir de ne göreyim. Dışardan zinhar belli olmayan kocaman bir halı saha kompleksi varmış beş altı blok ötede.

Ortalık civcivli. Arjantin için tam bir futbol ülkesidir tabirini rahatça kullanabilirim. Bütün sahalar dolu. Hatta bir kaçında turnuva yapılıyor, böyle hakemli filan. Bazı sahalarda genç kızlar oynuyor. Hava top oynamaya son derece müsait...

Dahası

PİRAMİTLERDE AT

İş için bulunduğum Kahire’de, akşam otelde arkadaşlarla sohbet ederken yanımızdan geçen bir ABD vatandaşı Türk olduğumuzu anlayıp bize laf atıyor: “Meraba!” Biz de selama icap ediyoruz, biraz laflıyoruz ama pis gringo giderken: “Şampiyon Gasaray!” diye bağırınca tepem atıyor: “Bu ülkede ABD’li öldürmenin cezası yok, bilmiyor muydun?” diye, sakince ama bir o kadar da sertçe uyarıyorum. Gülerek uzaklaşıyor. O sırada telefon çalıyor, bizi piramitlere götürecek olan elemanın arabası cortlamış. Dolayısıyla bütün planlarımız alt üst oluyor zira bir sonraki son günümüz ve bu ülkeden piramitleri görmeden ayrılmak istemiyorum.

Ertesi gün sabahtan resepsiyona gidip, akşam için şoförlü bir araba ayarlamalarını istiyorum...

Dahası

ISE ve BOOKCHIN’LE TANIŞMA

Yıllar önce komün kurmak, doğal tarım yapmak, doğayla iç içe yaşamak gibi soylu amaçlarım vardı. İşte bu yıllarda amaç aracı haklı kılar diyerek, eski Stalinci, eski anarşist, sonradan çevreci ve daha sonra garip bir şeyci ve şu an rahmetli olan Muray Bookchin’in kurduğu Institute for Social Ecology’ye bir e-posta gönderiyorum. Mesajımda kısaca diyorum ki “kardeşim ben anarşistim, dolaysıyla çulsuzum. Ama beni yaz okulunuza kabul ederseniz bir iki bir şey öğrenir, böylece boş beleş gezen anarşist olmak yerine, vatana millete olmasa da en azından kendine hayrı olan biri haline gelirim.”

Yanlış hatırlamıyorsam ben umudu kestikten bir ay kadar sonra yanıt gelmişti mesajıma. Ana! Ne kadar iyi yapmışım da yazmışım...

Dahası