BÜYÜLÜ RÜZGAR

po Yine İtalyan Bonelli Editörlüğü’nde yayınlanan Büyülü Rüzgar, ne yazık ki yayın hayatına 131 sayı devam etmiştir; ama buna rağmen, özellikle ülkemizde oldukça sevilen bir karakter olmuştur. 1800’lerin sonlarında geçen maceralarda, sabık bir asker olan Ned Ellis geçirdiği bir travmadan sonra doğa-üstü güçlere sahip olarak hayatını bir Dakota şamanı olarak Kızılderili mücadelesine adar. En yakın dostu gazeteci Willy Richards ile dönemin Amerikan hükümetindeki yolsuzlukları, Kızılderililerin topraklarını işgal etmek isteyen tren yolu ve silah şirketlerinin yerlilerle savaş çıkartma komplolarını ortaya çıkartmaya çalışır. En büyük düşmanı güçlü bir iş adamı olan Hogan adlı kötü karakterdir.

Willy Richards, ünlü yazar Poe’yu andırdığı için lakap olarak Poe’yu seçmiştir. Zaten Bonelli yazarlarının Poe ve özellikle Shakespeare düşkünlüğü Büyülü Rüzgar’da olduğu kadar diğer serilerde[1] de sık sık karşımıza çıkar.

Ut2iyyHfl80tcgePMl58=--

Westernle doğa-ötesini harmanlayan maceralarda Kızılderili kabilelerinin şaman ritüelleri ve mitolojisi[2] yakından incelenirken dönemin ABD tarihine de sıkı sıkıya bağlı kalınır. Karşımıza dönemin reel karakterlerinden Oturan Boğa, Çılgın At, General Custer, Bufalo Bill ve Apaçi reisi Victoria çıkar. Ünlü ‘Little Big Horn’ savaşı ve bir çok Kızılderili direnişi/katliamı ayrıntılarıyla anlatılır.

castorNed, General Custor’a karşı

Karakterin yaratıcısı Manfredi, Büyülü Rüzgar’ın doğum aşamasında öncelikle Jim Jarmusch’un ‘Dead Man’ filminden etkilendiğini belirtmiştir. Daha sonra, Amerikan edebiyatının birbirine benzemeyen önemli iki ismini bir araya getirmeyi düşünür. Son Mohikan’ın yazarı Fenimore Cooper ve Edgar Allen Poe. Böylece Ned Ellis, tipini ve karakterini Son Mohikan filminin ünlü oyuncusu Daniel Day-Lewis’ten alır. Ned bir şaman ve kahin olarak hislerine güvenirken, Poe oldukça realist ve siyasi bir karakterdir. Dolayısıyla başkentteki parlamenter, iş adamları veya büyük gazete sahipleriyle politik ilişkiye Poe girerken, Ned daha çok silahının hızını ve büyü gücünü konuşturur. Bu arada Hogan’ın da içinde olduğu, ABD dolarlarında da sembollerini gördüğümüz Mason tarikatları da güç ve iktidar tutkularıyla kahramanlarımızın karşısına düşmanca davranışlarla sık sık çıkmaktadır.

m_magico_02

Kızılderililerin doğayla uyum içinde mülkiyetsiz ve eşitlikçi yaşamlarının karşısında Beyaz Adamın mülkiyet hırsı, para ve güç tutkusuyla beraber getirdiği uygarlığın ne kadar iki yüzlü, yıkıcı ve ırkçı olduğu, maceraların içinde okuyucuya sunulurken serinin gözden kaçmaması gereken bir başka önemli özelliği de kadın karakterlere verdiği değerle ortaya çıkmaktadır.

2244303-mav0005

***

Zaten serinin sağlamlığı da yazarın hayat felsefesindeki gücünde yatıyor. Son sözü Manfredi’ye veriyorum:

“Ben hükümet tarafından dayatılan ölüm cezalarına karşıyım. Karşı olmamın bir nedeni, genelde güçsüzlerin ölüme mahkum edilmesidir, oysa bir güçlüyü ortadan kaldırmak için öncelikle bir devrim gereklidir (ve genellikle kanlı bir devrimdir bu). Devrimde kolektif bir kahramanlık vardır, ama iki kişinin düellosunda da bir soyluluk vardır. Özellikle de iyi adam kişisel intikam dürtülerinden hareketle savaşmayıp, kötü adam da toplumsal adaletsizliği, ötekini ezmeyi, zorbalığın gücünü temsil ediyorsa. Biliyorum ki böylesi bir durum sadece sinemada, çizgi romanda ve edebiyatta gerçekleşiyor… fakat popülerleşmiştir. Çünkü hepimiz günün birinde ortaya çıkıp adaleti sağlayacak, sonra da ne ödül ne de nişan talep etmeksizin çekip gidecek bir kahramanı düşlüyoruz. Böyle bir şey gerçek hayatta asla olmayacağından bütün toplumun birlik olup adaletsizliklere tepki göstermesi daha iyi olacaktır ve bunu gerçekleştirmek için de güçlenmeli ve özerk iktidara sahip olunmalıdır ki silahlara dahi gereksinim duyulmasın. Ama bu düşünce de insanlık tarihinde genellikle bir düş olarak, tıpkı kurmacanın yalnız kahramanları gibi gerçekdışı kalmıştır. Bu iki düş de evrensel bir ihtiyacı ve arzuyu belirginleştirir: Yarının dünyasının dünkü dünyaya göre daha iyi olacağı yönündeki ihtiyaç ve arzu. Bu düşler olmaksızın ve bu düşleri gerçekleştirmek için verilen mücadeleler ve yapılan fedakarlıklar olmaksızın insanlık tarihi, dahası biz bireylerin kişisel küçük tarihleri de anlamını yitirir.”[3]

[1]Martin Mystére, Ken Parker, Zagor gibi…

[2]James R. Walker’ın 1896-1914 yılları arasında derlediği Lakota şamanlarına ait belgelerden esinlenilmiş

[3]Ümit Kireççi söyleşisinden, Lal Kitap

Yanıtla