BİR AMAZONYA MACERASI I. BÖLÜM

    Alp ASLAN

SANTA MARTA-LETİCİA-TABATİNGA

Santa Marta

İlk hedefim Kolombiya’nın kuzeyinden Venezuela’ya girmek ve ülkeyi boydan boya kat ederek Büyük Savana’dan Brezilya’ya geçmekti. Güney Amerika’ya ilk gittiğim zaman bir ABD doları altı Venezuela bolivarı gibi bir şeydi. Kolombiya’nın kuzeyine vardığımdaysa ekonomik kriz tavan yapmış ve bir dolar altı yüz bolivara kadar ulaşmıştı. Devlet Başkanı Maduro ülkedeki yolsuzluklarla savaşmak yerine, popülist politikalar eşliğinde, aslında aynı milletten olan fakat halkı tarafından sevilmeyen Kolombiyalıları ülkeden sınır dışı ediyordu. Dolayısıyla sınır kapısında fena bir kaosun hakim olduğu bilgisi gelmişti. Santa Marta polis karakoluna gidip durumu anlatıyorum, bir başka polisi arayıp getirtiyorlar. Adam bir hafta önce sınırda görev yapmış, bana sınırın kapalı olduğunu söylüyor ve gitme diyor. Bu topraklarda kimseye ve özellikle polise güvenmediğim için göçmen bürosuna gidiyorum. Oradaki görevlilerle de konuşuyorum ama onlar da bana aynı bilgiyi veriyor. Neyse ki daha önceden B planım vardı, Bogota üzerinden yalnızca hava yoluyla ulaşılan Amazon bölgesindeki Leticia’ya gidip oradan gemiyle Manaus’a doğru devam etmek.

IMG_1820Tayrona Milli Parkı, Santa Marta

Kolombiya’da havayolu taşımacılığı ucuz ve oldukça yaygın. Karayolları çift şeridi gidiş geliş ve yan tarafı da uçurumlu olduğundan otobüs yolculukları kabusa dönüşebiliyor. Ne var ki bileti üç gün sonrasına baktığım için fiyatlar yüksek. Farklı sitelerden araştırma yapıyorum, alışkanlıktan İngilizce dilini kullanıyorum. Sonra nedense bir şekilde havayolu firmasının İspanyolca sitesine girince çok ilginç bir biçimde fiyatın İngilizce sitesinden daha ucuza olduğunu fark ediyorum. Kıllansam da yapacak bir şey yok, bileti alıyorum. Deneme yanılma usulü. Kıllanma durumu da LAN havayolu şirketinin Ekvator gibi ülkelerde yaptığı, yalnızca o ülkenin vatandaşına uyguladığı indirimlerden dolayıydı. Yolculuk sırasında karşılaştığım bazı gezgiler uyanıklık yapıp o şekil indirimli bilet almışlar ama check-in yaparken aradaki kallavi farkı da ödemek durumunda kalmışlar.

IMG_1828

Neyse ki Kolombiya’daki uygulama İspanyolca bilenlere yönelikmiş. Bir sıkıntı yaşamadan Leticia’ya varıyorum. Küçücük hava alanında kuyruk, Amazonlar’a ayak bastı parası topluyor köyü koruma ve yaşatma derneği.

Dışarıda hava bir acayip, biraz önce uçaktan bu uçsuz bucaksız ormanlara hayranlıkla bakarken aklıma gelmişti Amazonya’nın ünlü yağmurları, hava her an patlayabilir. Bir tane tevez[1] tutmak için sağa sola bakıyorum ki o sırada, kadim dostum Emrah Özgün’ün kardeşi gibi birisi ile göz göze geliyorum. Başımla hafifçe selam veriyorum, o da önce biraz çekiniyor sonra beni çaktırmadan inceleyip damlıyor: “Abi sen buralı değilsin değil mi?” Sırıtarak “Nereden anladın?” diye soruyla beraber yanıtlıyorum.

“Çantandan.” Tepkisel olarak şekilli markalı çantama bakıyorum mal mal. Eleman tur rehberiymiş, bana kartını veriyor. Henüz afyonum patlamadığından onu sonra bulacağımı söyleyip teveze atlıyor ve hostele gidiyorum. Kimsenin bilmediği bu bölgede ne bulacağımı bilmediğimden hiçbir plan yapmamıştım. Öncelikli görevlerimden biri Manaus’a gemi bileti almak.

IMG_1844

Bir şeyler atıştırmak için çıkıyorum. Sonra turculara bakmak için dolaşırken sabahki elemana denk geliyorum. “Üç günlük bir tura çıkabilirim yarın, gelmek ister misin?” Neden olmasın diye yanıtlıyorum, “ama önce gemi bileti almam lazım, sana sonra haber veririm.” “Fiyat da sana şu kadara olur” diyor. Eyvallah diyip ayrılıyorum, anladığım kadarıyla fiyatlar üç aşağı beş yukarı aynı. Ama elemanla konuştukça başka biriyle değil de bununla tura çıkma fikri ağır basmaya başlıyor, bu kadar tesadüfün bir anlamı olmalı değil mi?

 

Tabatinga

Leticia ve Tabatinga hayali bir sınır tarafından bölünmüş. Yürüyerek geçiyorum, ne bir polis, ne de sınır olduğunu belirten bir tabela var. Ama bu taraf biraz daha fakir, daha düzensiz. Bir saat önce hiç dinmeyecekmiş gibi yağan Amazon yağmurundan şimdi eser yok. Sıcaklık ve nem yüksek olduğundan yürüme zulme dönüşüyor. Bu tarafta teveze binmemenin nedeni cebimde önceden kalan Brezilya realinin büyük banknot şeklinde olması, önce onu bozdurmak için büfe gibi bir yere oturup soğuk bir şeyler içiyorum, sonra da bankayı soruyorum. Çünkü uygarlıktan kopuk bu bölgede büyük ihtimalle, gemi biletini kredi kartı ile alamayacağım.

IMG_1831Leticia Müzesinden

Bankadan parayı çekip moto-taksi durduruyorum bir tane. Ortalarda fıldır fıldır gezen motorcu elemanlar, üzerlerine giydikleri moto-taxi yazılı yelekleriyle halka hizmet veriyor. Şansıma eleman muhabbetçi çıkıyor, ulan zaten zar zor duyuyorum motorla giderken kaskın altında, bir de Portekizce muhabbet etmeye çalışıyoruz yakalayabildiğim ortak sözcükler yardımıyla, büyük ihtimalle de dünyanın en saçma muhabbeti dönüyordur aramızda ya.

Dört gün sonra bir gemi var, fiyatı makul. Bir sonraki gün hızlı olan geminin fiyatı ise bunun üç katı kadar. Eh, hızlı gemiyi ne yapacağım? Mister No’nun da dediği gibi Amazonya’da zamandan bol bir şey yoktur. Bileti alıyorum, görevli kadın hamağını getirmeyi unutma diyor[2].

Demek ki yarın başlayacak üç günlük Amazon turu beni bekliyor. Elemanın verdiği karta bakıyorum, Eddier. En iyisi bunu hostelden aramak diyerek hostele yollanıyorum.

 

Leticia

Bizim eleman orada karşıma çıkmasın mı? Bir yandan ne ara ahbap olduysak hostel sahibi kadın bana elemanı övüyor, ‘hafif çatlaktır ama iyi rehberdir’ diye. ‘Ben de zaten bunu tutacaktım’ diye yanıtlıyorum. Çatlak olmasının benim için bir önemi yok, zaten millet deliye biz akıllıya muhtacız.

IMG_1830Leticia Müzesinden

O sırada dört tane Alman kız da hostele yerleşmiş ve bizim tur ortamına müdahil oluyor. Dört-Alman-genç kız. Nasıl yani?

Benim durumum belli, yarın yola çıkıp üç gün sonra da dönmem gerektiğinden turu alıyorum diyorum, detayların bile benim için bir önemi yok. Bu tur işleri biraz da şansla alakalı. Kötü de çıkabilir, süpersonik de, önemli olan modunu sağlam, beklentini aşağıda tutman. Ama kızlar menşeilerinden dolayı detaylı sorularla elemanı bunaltıyorlar. Eddier ise zerre İngilizce bilmediğinden ortamda tek İspanyolca konuşan kızcağız tercümanlık yapmak durumunda kalıyor. Neticede onlar da anlaşıyor, tabi eleman onlara bindirimli fiyat uygularken bana çaktırmadan göz kırpıyor, bana biçilen fiyat aramızda kalacak.

Yol arkadaşlarımdan üçü eski arkadaşmış Bavyera yöresinden, diğeri yarışmaya Berlin’den katılıyor, dolayısıyla vejetaryen. Benim de politik olarak et yemeze saygım olduğundan, eh bir de vatandaş Berlinli olunca, yardım ediyorum buna yemek yaparken. Her daim yanımda taşıdığım zeytinyağından, sarımsaktan verip biraz politik muhabbete girmek istiyorum ama nafile. Kız moda akımdan dolayı vejetaryen olmuş. Akabinde kıza derhal gıcık kapıyorum.

IMG_1846

Gerçi Latin Amerika yolculuğumda en çok Almanları sevdim. Bu millete karşı, önce Fatih Akın filmleriyle değişmeye başlayan düşüncelerim yolculuk esnasında pozitife doğru yol aldı. Neticede resmen Almansever oldum çıktım. Çünkü birincisi, Latinlerde eser miktarda bulunan disiplin[3], ikincisi dakiklik, üçüncü ve en önemlisi ise sözlerini yerine getirme Alman davranışlarında öne çıkıyor. Bu son mevzuu ise Latin milletinde neredeyse ‘hiç’ kalmamış. Söz vermek, efendime söyleyeyim kaba etini teklifsiz sunmaya benziyor, artık bu ne demekse?

IMG_1860

Turda yemeyi içmeyi karşılayacaklardı ama Amazonda alkol bulmak sıkıntılı olabileceğinden riske girmeyip, koşarak markete gidip iki şişe rom alıyorum, bulunsun. Hayatımda hiç bir zaman sahip olmadığım yağmurluğu hostel sahibi veriyor sağ olsun, botlar da Eddier’den. Böylece malzemeyi düzüp sabah erkenden yola çıkıyoruz.

devamı: AMAZONYA adlı yazıda (http://gezenti.biz/2016/01/10/bir-amazonya-macerasi-2/)

Dipnotlar:

[1] Uzak Doğu’da aşina olunan motosikletli çekçek tuk-tukun bu ülkelerdeki lakabı

[2] Bkz. http://gezenti.biz/2016/01/18/sacma-sapan-gemi-yolculuklari-i/

[3] İnek Şaban, 1978, Osman Fahir Seden. Filmde rahmetli Dinçer Çekmez’in canlandırdığı Kara Mithat karakteri İnek Şaban’a: “Laubalilikten hoşlanmam damat, ciddiyete bayılırım, disipline hayranım” diye çıkışır.

Yanıtla