ANARŞİST BERLİN

       Alp ASLAN

‘Soğuk, soğuk istiyorum’ diyerek kavuştuğum Berlin, ağustos ayının yirmi santigrat derecesiyle beni karşılayınca, ziyaretine gittiğim dostlarım ‘al sana soğuk’ diyerek suratıma karşı pis pis sırıtmışlardı.

Resmen göt olmuştum. Zira bir ay önceden hava tahmin raporlarında 25-26 civarı görünen sıcaklık bazen 18 dereceye kadar düşüyordu. Dingil gibi üst-başsız geldiğimden içimdeki ürpertiyi dünyanın en ucuz brendisi olan Vitaxos yardımı ile gidererek, çözümün kralını bulmuştum kendimce. Bu içki aslında çakma Metaxa[1]’dan başkası değildi tabii.

P1070683

Avrupa’nın en ucuz başkentlerinden biri olan Berlin aynı zamanda hoşgörülü, kozmopolit ve politik. Elbette ki politik altyapısını hemşerilerine borçlu. Özellikle de zamanın Batı Berlin tarafındakilere. Bildiğiniz gibi, II. Dünya Savaşı sonrası Demokratik Almanya’nın göbeğinde kalan Berlin, aslında bir kent-devleti olan; Fransız, İngiliz ve ABD yönetiminde Batı ve SSCB idaresi altında Demokratik Almanya’nın başkenti olarak Doğu diye ikiye ayrılmıştı. Bu ayrılığı da 1961 yılında yapılan ve 1989’da yıkılan ünlü duvar pekiştirmişti.

P1040759

Aslında ilginç olan Batı Berlin’in durumuydu. Sosyalist rejimin göbeğinde yer alan bu kente ulaşım iki tane sınırı geçerek ve sabit hızla gitmeniz gereken bir otoban yardımı, kimi yıllarda kesintiye uğrayan tren veya yalnızca müttefik kuvvetlerinin havayolları ile gerçekleşmekteydi. Tempelhof havaalanına ilk sivil yolcu taşıyan Britiş (İng. British) Avrupa Havayolları 1948 yılında biletlerini İngiliz sterlininden satışa sunmuştu.

Sosyalistlerin kapitalist batıyı, müttefiklerin de kızıl komünistleri dinledikleri TV istasyonları [2] ve ortalıkta cirit atan ajanlar ile Soğuk Savaş‘ın da en civcivli dönemlerini yaşamıştır Berlin.

P1040756DDR (Demokratik Almanya) Müzesinde’Sosyalist Yeni İnsan’ı yaratırken çember içindeki A’yı kullanınca otoriteler SIFIR çakıyor

Ama bunun yanı sıra vatandaşlarını askerlikten ve kimi vergilerden muaf tutarak orada yaşamaya özendiren Federal Almanya, Batı Berlin’e solcu, anti-militarist ve çer-çakal tayfasının dolmasının önünü açmıştır. Bu yerleşiklik de özellikle 1968’le beraber sosyalist ve anarşist hareketin Berlin’de de yükselmesine neden olmuştur. Başı çeken RAF[3] ve 2 Haziran Hareketi[4] etkisiyle yapılan sert siyaset, 1980’lerde yükselen punk ve işgal (squat) hareketleriyle boyut atlamıştır. Duvarın kenarındaki Kreuzberg bölgesine yerleştirilen Türklerle beraber uyumlu ilişkiler geliştiren anarşistler, bu bölge içinde ıssız bir çok evi veya kimi sokakları işgal ederek anarşist komünler[5] kurmuşlardır. Bu kadar uzun süre anarşistler ve Türklerle yaşayan normal Alman vatandaşlarının da bu kaotik ve özgürlükçü ortamdan etkilenmeleri kaçınılmazdı. Dolayısıyla Berlinli, herhangi Alman’a benzemez diyebiliriz.

wastunwennsbrenntWas tun, wenn’s brennt? filminden (Kapak Resmi)

Bunun en güzel örneklerinden birisi, az önce sözünü ettiğimiz Tempelhof havaalanıdır. Uzun yıllardır kullanılmayan havaalanı ile ilgili bir kamuoyu yoklaması yapılmıştır ve çıkan sonuç alana dokunulmasın olmuştur. Hızla artan nüfusuyla Berlin aslında büyük bir rant alanıyken ve kentte nefes alacak çok fazla seçenek varken bile halkın böyle bir karar vermesi sağduyunun göstergesidir. Zira alanda her daim futbol oynayabileceğiniz, kayt-sörf yapabileceğiniz, paten kayabileceğiniz, bisiklete binebileceğiniz, piknik yapabileceğiniz, içkinizi içebileceğiniz ve nihayetinde kendi bahçenizi oluşturabileceğiniz alanlar var. Ve daha önemlisi de kimse kimseye rahatsızlık vermeden etkinliklerini gerçekleştiriyor.

P1070109P1070112

***

İlginç yerlerden biri de Doğu Berlin’in unutulmuş lunapark alanıdır. II. Dünya Savaşı’ndaki Sovyet şehitleri için yapılan devasa anıt-parkın arkasında yer alan lunaparkın girişleri kapalı, ama Mimar Dedalos’un oğlu İkarus’a söylediği ‘yeryüzü kralınsa gökyüzü bizimdir’ şiarıyla çitlerden atlayarak içeri giriyoruz. Alanda on yıldan fazla dokunulmamış bitkiler ve ağaçlarla ortam adeta küçük bir cangıla dönüşmüş. Ancak içerisi o kadar da ıssız değil. İspanyolca konuşan başka ziyaretçiler de var. Zaten İspanyolca, yakında Berlin’de konuşulan iki resmi dilin (Almanca ve Türkçe) yanı sıra üçüncü dil olmaya aday.

P1070087

Ortam sürreal bir filmle, korku-gerilim filmi arasında gidip geliyor. Son derece hüzünlü bir ses çıkartan devasa dönme dolap, birden bastıran yağmur, terkedilmiş çarpışan ördeklerde verilen sigara molası derken içeride bir takım lüks arabalar keşfetmemizle canımız sıkılıyor. Daha sonra yeni çık(artıl)mış bir yangının yıprattığı binalar ve kimi iş makinalarını da görünce tadımız iyice kaçıyor. Dolasıyla burada saçma sapan bir film çekme hayalimiz suya düşüyor. Burası Tempelhof gibi şanslı olmayacak bir rant alanı olmuş gibi…

P1070073***

Kreuzberg’e uzuyorum. Burada ünlü Osman Amca’nın kaçak yaptığı ev ve bahçesi var. Duvarın dibine kondurduğu ev ilk başlarda arada kaldığı için kanundaki boşluğa takılmışsa da sonradan istimlak için gelen polisleri kürekle kovalamış Osman Amca. Ama olay bence, bu ilginçliğin artık anarşist işgal evleri gibi Berlin’in sembollerinden biri olmasından kaynaklanıyor. Neticede adamlar değerlerini korudukça kentin kişiliğini kaybetmeyeceğini biliyorlar. Bazılarının hoşuna gitmese de Berlin’i Berlin yapanlar anarşistler, punklar, solcular ve azınlıklar (gerçi Türklerin azınlık durumu pek kalmamış ama). Evet, duvarın yıkılmasıyla bir anda kentin göbeğinde kalan Kreuzberg’de zamanında berbat koşullarda yaşayan Türkler’in çoğu şimdilerde ranttan ihya olmuş durumda. Yıllar içindeki ziyaretlerimden Kreuzberg’in nasıl değiştiğine tanık oluyorum.

P1070122

Hala değişmeyen şeyler de var. Eski yoldaşlarımızdan biri beni akşamki gösteriye çağırıyor. Göçmenlere hunharca saldıran polis protesto ediliyor. Ne kadar anarşist, solcu varsa toplanmış. Bu arada önümden geçen polislere bakıp şaşırıyorum. Ünlü faşo-Alman polisi bizimkiler gibi Nazi bozması irilikte değiller. Bayağı kısalar da var içlerinde, gözlük takanlar da, memur tipliler de. Ama saldırı olursa davranış şekilleri elbette ki bir saldırı köpeğinin davranışından farklı olmayacaktır.

Saldırı olmuyor ve yürüyüş devam ediyor. Biz de göçmenlerle dayanışma için kurulan inisiyatifin açtığı bara gidiyoruz. Arkadaşım oranın kurucularından olduğu için rakıyı torpilli dolduruyorlar. Evet, civardaki bir çok barda rakı bulmak mümkün ve bar fiyatını söyleyince gözleriniz dolacak, o yüzden ipucu vermiyorum.

***

Bir kaç gün sonra, kaldığım Neukölln’de köşedeki bara gitmiştim gecenin ilerleyen saatlerinde. O saate kadar brendi içtiğimden o şekil devam etmek istiyordum ama bardaki brendinin markasını beğenmemiştim. Nepalli olan barmen ‘bu da var’ diyerek rakı şişesini çat diye bara koyuyor. Hayır, benim Türk olduğumu nereden anladın diye sormadan dudaklarımdan şu soru dökülüveriyor: ‘kim içiyor ki bunu burada?’ Yanımda oturan kadınları işaret ediyor eleman: ‘mesela şunlar.’ Kadınlardan biri Türkçe bilen bir Alman, diğeri de Türk çıkmasın mı? Bana ‘şerefe’ diyorlar. Üçlü sohbetimiz harlandığı sırada içeriye birisi çekik gözlü erkek, bir de Güney Avrupalı tipli bir kız geliyor ve çekik gözlü eleman barmene ‘bir tane rakı’ diyor direkman.

Üçümüz birden makaraları koyuveriyoruz!

Rakıyı kim mi içer? Hay soruma …

Rakıyı kim içmez ki!

 

[1] Yunan brendisi

[2] Şeytan tepesi

[3] Rote Army Fraktion, Ulrike Meinhof ve Andreas Baader tarafından kurulan Kızıl Ordu Fraksiyonu örgütü. Margarethe von Trotta ve Volker Schlöndorff’ün RAF’ı anlatan sağlam filmleri vardır.

[4] 1971-1980 arasında faaliyet gösteren Anarşist örgüt

[5] Konuyla ilgili hoş bir film: Was tun, wenn’s brennt? (Yangın anında ne yapmalı?)

 

Yanıtla