Özgür Şehir Christiania

Serhan MERSİN

İlk bisikletimi polis istasyonundaki açık artırmadan aldıktan sonra hepsiyle yeni tanıştığım her biri Avrupa’nın dört bir tarafından gelmiş öğrencilerle beraber Christiania’ya, o geceki konsere gitme fikri ortaya çıktı. Kopenhag’a geleli henüz bir kaç gün olmuştu, o yüzden Christiania’nın şehrin neresinde bulunduğunu bilmiyordum ama hakkında kulaktan dolma bilgilerim vardı. İşgal altında bir bölge olduğunu, anarşistlerin ve hippilerin yaşadığını, sık sık polis baskınına uğradığını ve bu yüzden çatışma çıktığını, Avrupa’da hiç bir şehirde görmeyeceğiniz özgürce dolaşan köpeklerin polislere saldırmak için özel olarak eğitildiğini ve daha da önemlisi esrarın açıkça tezgahlarda satıldığını duymuştum. Eh kulaktan kulaktan duyduklarıma kendimce de ekleme yapmadan duramamış, politik misyonunu abartmıştım: Duvar diplerinde sıra sıra molotof kokteylerin dizildiğini, milis kıyafetli anarşistlerin ellerinde beyzbol soplarıyla her an polis tarafından basılabilecekleri ve bölgenin tümüyle kapatılacağı kaygısıyla dolaştığını, her tarafın kara-kızıl bayraklarla donatıldığını, köpeklerin bir kulakları tetikte sürttüklerini hayal etmiştim. Tüm bunların benim için anlamı Christinia’nın turistik bir bölge olmasından öte sağlam politik bir yaşam alanı olduğuydu.

Christinia, Danca adıyla Fristaden (Özgür Şehir) Christinia, Kopenhag şehir merkezine uzak değildi; altı üstü iki köprü geçiyor, bisikletle en fazla 10 dakikalık bir yolculuktan sonra kapısına varıyordunuz. Girişinde uzun iki ayrı ağaç totemi birleştiren tahtanın üzerindeki Christinia yazısı ziyaretçileri ilk karşılayan şey oluyordu. Kırmızı üzerinde üç tane sarı yuvarlak Christinia simgesi içeride graffittilerle dolu baraka cinsinden salaş ahşap veya taş binaların üzerinde görülebiliyordu.

Flag_of_Christiania_svg
Christiania’nın simgesi olan logo

İlk defa içeri girdiğimde heyecanlıydım, sonuçta ilk defa işgal edilmiş bir yere ayak basacaktım. Ama sonrası üzüntü ve muz kabuğu oldu, zira ilk izlenimim burasının halizhazırda politik bir yer olmanın ötesinde daha çok gençlerin öncelikle esrar satın almak için geldikleri, arkadaşlarıyla takıldıkları, turistlerin ne varmış burada havasında gezindiği, insanların avludaki konserlerde dans edip eğlendikleri bir yer olduğu üzerineydi. Hayır, olumsuz bulduğum için değildi, sadece buraya atfettiğim anlamın beni yönlendirdiklerinden kaynaklanıyordu bu hayalkırıklığım. Bölgenin ana caddesi, Danların da kullandığı şekliyle, Pusher Street (Esrar Satıcısı Caddesi) üzerinde açılan tezgahlarda, 2004 yılına dek üzerlerinde fiyatlarıyla sıralanmış renk renk farklı ülke isimli otlar satılabiliyor, satıcılar sorulduğunda Afgan, Türk veya yerel etiketiyle cilalayıp meraklısıyla pazarlık ediyor, kah meydandaki tahtadan masaların üzerinde kah cadde üzerinde bir köşede satın alınanlar çekinilmeden tüketiliyordu.

Copenhagen-Christiania
Christiania’nın girişi

Haliyle Christiania steril, büyük taştan binalarla kaplı, ağırbaşlı ve sade Kopenhag merkezden farklıydı. İçeri girdiğiniz andan itibaren renkli, köylük bir havaya bürünmüş, değişik bir dünyaya girdiğinizi farkediyordunuz. Christiania boyunca uzanan kanalların el değmemiş, kırsal güzelliğine hayran oluyor, farklı sanatsal tarzlarla inşa edilmiş evlere bakıp güzelliklerini kıskanıyordunuz.

christiania2
Christiania 35 hektarlık bir arazi üzerine kurulu bir özerk bölgedir

Dediğim gibi düşündüğümden farklı bir yerdi burası. Özellikle 35 hektarlık büyüklüğüyle basit bir işgal evinin çok ötesinde özerk bir yaşam alanıydı. Bildiğimiz şehir hayatı normlarının uzağında komünal bir yaşam mümkün kılınmıştı. Bu yaşam tarzıyla beraber Christianialıların tercihi doğrultusunda ot kullanımına da göz yumuluyordu ama önemli bir şartla. Her tarafta asılı bezlerde İngilizce olarak “Say no to hard drugs [Sert uyuşturuclara hayır deyin]” yazısı ile bölge sakinleri, bölge içerisinde kullanımına izin vermedikleri kokain, eroin gibi sert uyuşturucularla aralarına belirli bir mesafe koymuştu. Tüm dünyada marihuananın yasallaştırılmasını destekleyen ama sigara bile içmeyen birisi olarak sorun yoktu benim açımdan.

Beni rahatsız eden nokta farklıydı. Bu rahatlığı sağlayan kazanımların pek de bir önemi yoktu yeni nesil için. Belki de bu başıboşluktan veya değişen dünya koşullarından dolayı Christiania’nın politik mirasından arta kalanlar medya tarafından sürekli saldırıya uğruyor, son zamanlarda ekseriyetle gündeme medyanın manipülasyonları sayesinde uyuşturucu haberleriyle geliyordu. Yaklaşık 850 insanın yaşadığı özerk bir mahalin nasıl olup da var olabildiği, günümüze kadar kalabildiği gibi sorular havada kalıyordu.

Aslında her şey 1971 yılında, zamanında İsveç’e karşı Kopenhag’ı savunmak için şehir merkezinin karşısındaki Christianshavn semtine inşa edilen ama zaman geçtikçe işlevsiz hala geldiği için ordu tarafından terkedilen askeri barakaların, zamanın ruhuna uygun bir şekilde hippiler, anarşistler, komünistler, farklı dünya özlemindeki sanatçılar, işgal evciler, evsizler tarafından işgal edilmesiyle başladı. İşgalcilerin amacı kendi kendini yönetebilen, her bireyin herkesin tüm topluluğun mutluluğu için kendini sorumlu kılacağı devletsiz, özgür, komünal bir ekolojik toplum yaratabilmekti. O zamanda itibaren bölge, devlete karşı artık turistik gezi rehberlerine bile kendini kabul ettiren farklı sosyal deneyimin yaşandığı yarı-legal bağımsız bir kimliğe büründü. Farklı hükümetler zamanında bazen sempati ve umursamazlıkla, bazen de düşmanlıkla karşılandı, durumuyla ilgili özel yasalar hazırlandı. Bölgede yaşayanlarla doğrudan görüşmeler yapıldı, 1995 yılında burada yaşayanlardan su ve elektrik vergisi alınması gibi zorluklar çıkarıldı ve statüsü mevcut araf durumuna kadar geldi. Bugün işgal zamanından beri 3. kuşağa ev sahipliği yapan Christiania, Kopenhag merkeze yakınlığı ve emlak değerinin oldukça yüksek olması gibi nedenlerle bölgeye cazip iş merkezleri kurma fikrindeki sağcı Rasmussen hükümeti tarafından tasfiye için baskı altına alınmaya çalışılıyor. Sadece emlak değeri için değil, sağladığı özgürlük alanları ve sakinlerin kendi kararlarını kendilerinin vermesiyle hükümetlere ihtiyaç duymadan kendi kendini yönetebilme kapasitesi yüzünden de baskı görüyor. Ne var ki, barınma haklarının farkındaki Christianialılar tarafından bu baskılar her defasında geri püskürtülüyor.

Christiania’ya hâlâ arabayla girilmesine, içeride fotoğraf çekilmesine izin verilmiyor. Müthiş tatlıların satıldığı kafeleri, restoranları, dükkanları, anaokulu, kendi katı atık yönetim ve geri dönüşüm sistemi, altyapısı, radyo istasyonu, posta ofisi, dünyanın dört bir tarafında satılan ön tarafında taşıma yapılabilen Christiania’ya özgü bisikletlerin üretildiği dükkanları, sanatçıların eserlerinin sergilendiği ahşap sergi salonlarıyla varlığını sürdürüyor. Kopenhag’da aylaklık yapılacak en iyi yer olan Christiania’yı seçenlerin ne kadar doğru bir tercih yaptığını gösteriyor. Turistik amaçlarla gelenler ise ot içmek isterlerse kafelerde birebir pazarlıklarla işlerini hallediyor, havanın güzel olduğu zamanlarda dışarıda tahtadan masaların üzerinde veya çimenlere uzanarak, kışın ise kafelerde bölgede tur atan polislere dikkat etmek kaydıyla işlerini görüyorlar..

Aslını söylemek gerekirse, Christiania Danimarka’daki veyahut destek için gelenlerle tüm İskandinavya’daki eylemlilik merkezi olmayı Ungdomshuset (Gençlik Evi) eylemleriyle sürdürüyor. Irkçı siyaset ile desteklenen liberal politik sistemin farklılıklara tahammülsüzlüğü, karşı kültürlerin ve alternatif özgür alanların ortadan kaldırılması ve kolektif yaşam formlarını dışlamayı hedefleyen anlayışı, Kopenhag’ın tek işgalevi olan Ungdomshuset’in geçen yıl içerisinde polis tarafından yıkımına kadar götürmüş, yeni bir Ungdomshuset ancak kendilerine otonom diyen eylemcilerin kararlı tavırlarıyla şehrin başka bir semtinde yeniden kurulabilmişti.

christiania
Christiania evlerinden birisi

Ungdomhuset için artan hareketlilik, Christiania için yapılanlarla düzenli bir hale dönüşmüş durumda aslında. Kopenhag’daki 1 Mayıs gösterilerine de genelde bu eylemler damgasını vuruyor. Zira, gelenekselleştiği üzere her sene şehrin ortasındaki Fælled Park’ta düzenlenen 1 Mayıs’ın kutlamalarının Türkiyedekilerle kıyaslandığında ne kadar sakin (ve sıkıcı) olduğunu, kürsüde konuşma yapan konformist politikacıları ve sendikacıları çimenlere yayılmış Danların, kasa kasa biralarını tüketirken yarım kulak dinlediğini gördükten sonra alanı gezmeye karar verdiğimde, 10-15 kişilik bir grubun Capaore yaparak bir köşede eğlendiği, Kızılderili kıyafetleri giyen bir grubun Park’ın bir köşesinde müzik yaparak para kazanmaya çalıştığını, yine parkın başka bir köşesinde sahne kurarak canlı müzik yapan punkları ve onları dinleyenleri, çimenlerde top oynayanları seyrederek zaman geçirmeye çalışmış, güne özel alışıldık bir şeyler hissetmeden dönmeye karar vermişken Christiania için yapılan yürüyüşü görmüş ve ona katılmıştım. 3-5 bin kişilik bir grupla oldukça eğlenceli bir yürüyüşle tüm şehri katetmiş, öndeki araçtan tüm şehre yayılan, ilginçtir, aralarında Mustafa Sandal’ın da bir şarkısının yer aldığı dub müzikle beraber yürümüştük. Bu renkli eylemde atılan slogan hala zihnimde:

christiania1
Christiania eylemlerinden renkli bir görüntü

Korumak gerekiyor, zira Christiania ve diğerleri alternatif kültürün, kendi kendini yönetebilen kolektif bir yaşamın hala var olabileceğini gösteriyor. İşgalevi, komün, squat veya ekolojik köy, adı ne olursa olsun farklı bir dünyayı mümkün kılabileceklerin nüveleri işte bu karşı-kültürlerin direnişiyle ortaya çıkıyor.

christiania12
Forsvar Christiania, here og nu! Christiania’yı koruyun, burada ve şimdi!

Christiania’yı iki kapısından birinden terkederken, her iki taraftaki ahşap totemleri birleştiren ahşap yayın bu sefer öteki tarafında yazanlar size nereden çıktığınızı değil, nereye gireceğinizi; tüm hayatı kendi düzeni altına sokmaya çalışan tektipleştirilmelerle neleri kaybetmekte olduğunuzu hatırlatır: “Şimdi AB’ye giriyorsunuz”.

Yanıtla