SAÇMA SAPAN GEMİ YOLCULUKLARI-II

PUERTO MONTT’TAN PUERTO NATALES’E

Öncesi için: http://gezenti.biz/2016/01/05/patagonyaya-dogru/

İyi kalpli amcanın uyarısı üzerine üç şişe şarap biraz da viskiyi yükleniyorum. Şüphelerimin aksine alkol araması filan olmuyor. Kentteki ufak limandan bizi otobüse bindirip, Puerto Montt’un bayağı ilerisinde olan asıl limana götürüyorlar. Gemi oldukça büyük. Kamaralara yerleşip güverteyi kolaçan ediyorum, zira içkimi yudumlamak için sote yerlere ihtiyacım olabilir.

Amazon’daki gemiden sonra bu gemi bana lüks ötesi geliyor. Konforlu yataklar, sürekli çay kahve servisi (şekersiz), lezzetli ve çeşidi bol yemekler… Gerçi bilet fiyatı Amazon’dakinin beş katı kadar ama olsun.

IMG_2457

Artık aylar süren yolculuğumun sonlarına yaklaştığımdan mıdır nedir, üzerimde bir mahmurluk var. O kadar çok kişiyle tanıştım ki artık ahbap edinmek bile istemiyorum. O yüzden İspanyolca konuşmamaya gayret ediyorum, özellikle Şilililer oldukça sıcak kanlı ve geveze olduğundan uzak durmakta fayda var.

Gemide, Şilili TIR şoförlerinden başka, Güney Amerika kıtasında en çok gezen millet olarak öncelikle Almanlar var. Daha sonra İsviçreliler, Çinliler, Belçikalılar, Avustralyalılar geliyor. Neyse ki gemide çok kalabalık değiliz.

IMG_2329İyi kalpli amca

Mürettebattan bizimle ilgilenen iki kişi var. Birisi bana alkol alımıyla ilgili tavsiyeyi veren amca, diğeri de gençten Jose. Amca bize sık sık yolculuğumuzla ilgili brifingler veriyor, doğayı ve hayvanları anlatıyor, bizleri rota hakkında bilgilendiriyor. Jose ise sıkıntımız, sorunumuz olduğunda devreye giriyor, duyurular yapıyor ve film gösterileri düzenliyor. Film olayını duyunca herkesten önce davranıp Jose’nin üzerine baskı kuruyorum, malum ortalıkta bir sürü mal olabilir, boktan filmler izlemek zorunda kalmayalım değil mi? Ama Jose filmleri benim seçmem konusunda ikna mı oluyor, işten kurtulduğuna mı seviniyor onu tam kestiremiyorum.

Eh, ben de eşek olmadığımdan popüler sinemadan iyi örnekler seçiyorum. Yanımda taşıdığım daha önce izlemediğim güncel bilim kurgu filmleri filan var, onlardan koyuyorum her gece, millet de memnun kalıyor, ben de.

IMG_2379

Bir süre gözlem yaptıktan sonra bakıyorum ortam kim kime, dum duma şarabı açıyorum. Yanımda taşıdığım büyük plastik bardağa da şarabı boca edip geze geze içmeye başlıyorum. Uzaktan gören çay içiyorum sanıyor. Neticede ağzımızla içtiğimizden sıkıntı olmuyor.

Böylece manzara, içki, film derken ilk gece rahat bir şekilde geçiyor.

IMG_2377Kendini kurtaramayan bot

İkinci gün aşırı derecede sakin ve huzurlu yolculuk önce kaptanın kurtarma botu tatbikatı gazına gelmesiyle kesiliyor. Tamamen turiste şekil yapacağım diye denize bir şey fırlatıp “denize adam düştü” uyarısı yapılıyor. Biz de, tabii iş yok güç yok, güvertede toplaşıyoruz. Mürettebat derhal kurtarma botunu indiriyor. Herkes soğukkanlı bir profesyonellikle çalışıyor. Millet de işin fotosunda… Neyse bot iniyor inmesine de bir türlü çalışmıyor. Öyle deniyorlar olmuyor, böyle deniyorlar olmuyor. 15 dakika sonra “baba bırakın bu işi, denize düşen çoktan cartayı çekmiştir” diyorum, neticede hipotermi denilen bir şey var, dinlemiyorlar çünkü büyük fırça gelecek kaptandan belli ki. Neyse ki yarım saat kadar daha debelendikten sonra botu geri alıyorlar ve kös kös yola devam ediyoruz.

İleride karaya oturmuş ibret-i alemlik bir gemi var. Hikaye şöyle: kaptan kendine aşırı güveninden midir, yoksa alkol alımından mı bilemeyeceğim, gemiyi yüzlerce mil içerisinde bulunan tek kaya parçasına oturtmayı başarmış. Hatta öyle bir denk getirmiş ki çıkartmak imkansız olduğundan o şekil bırakmışlar gemiyi. Kuşa balığa şahane ev ortamı olmuş o da.

IMG_2373İbret-i alem

Böyle lay lay lom giderken bir anda benim için asıl kabus başlıyor, zira fena halde motor bozulmuş. Yanımda getirdiğim peynirden olabilir diye düşünüyorum. Meğerse yemeklerden dolayı bir sürü kişide aynı sorun olmuş. Yemeğe iyi diyorduk, sıçtık resmen (literally).

IMG_2320Motor bozan lezzet

Üstüne üstlük gece kanaldan açık denize çıkıp da gemi fena halde sallanmaya başlayınca sabaha kadar uyuyamıyorum. Çünkü motor bozulmasından mütevellit içki alımını durdurmuştum, sabaha kadar yatakta çalkalanıyorum…

IMG_2424

Neyse ki ertesi gün ilaç filan alıyorum da düzeliyorum. Hatta artık iki günlük yalnızlık artık yeter diyerek yeni ahbaplar bile ediniyorum. İsviçreli Peter ile Malezyalı eşi Usha, Torres del Paine milli parkına gidip gitmeyeceğimi soruyor. “Giderim sanırım, herhalde, galiba… Yani neden olmasın?” diye yanıtlayınca şaşırıyorlar. Çünkü gemideki bütün yabancı şürekâsı sadece ama sadece o parkı görmek için oraya gidiyorlarmış. Benim öncelikli amacım ise orada yaşayan ve dağ rehberliği yapan ahbaplarımı ziyaret edip sonra da dünyanın sonundaki Ushuaia kentine devam etmek. Yıllar önce dağcılık/bayırcılık yaptığımdan dağa tırmanma olayına pek de sıcak bakmıyordum açıkçası ama çık derlerse çıkarım tabii…

IMG_2407

Sonra güvertede Jose’yi bulup sıkıştırıyorum. Çünkü malum soru günlerdir kafamı kemiriyor. Gemide içki içme yasağı nereden, nasıl çıkmış?

Meğerse geçen yıl sarhoş TIR sürücüleri alkolün dozajını kaçırınca kamarada mangal yapmak gibi ilginç bir fikre hasıl oluvermişler. Akabinde çıkan yangını da söndürmek yerine o panikle kamaranın kapısını da kilitleyip kaçmışlar. Yangını söndürmek oldukça zor olmuş ve gemide bayağı da bir hasar oluşunca kaptan feci şekilde öfkelenip gemide alkol alımını komple yasaklamış.

Bu mangalcılık dediğimiz hastalığın milliyeti yok.

Ağızla değil de götle içmenin de…

Yanıtla