GÜNEY AMERİKA’DAKİ FUTBOL HAYATI(M)

Buenos Aires

Buenos Aires’te yerleşik hayata geçince bir pazar kendimi sokağa atıyorum. Amacım futbol ortamlarına akmak. Şimdi bu biraz saçma görünüyor olsa da bir çok ülkede çalışan bir sistemdir. Forma giymiş birilerini takip edersiniz, onlar da sizi direk sahaya götürür. Yine aynen böyle oldu! İleride iki tane formalı genç görüyorum ve uzaktan takibe başlıyorum. On dakika yürüyüşten sonra bir de ne göreyim. Dışardan zinhar belli olmayan kocaman bir halı saha kompleksi varmış beş altı blok ötede.

Ortalık civcivli. Arjantin için tam bir futbol ülkesidir tabirini rahatça kullanabilirim. Bütün sahalar dolu. Hatta bir kaçında turnuva yapılıyor, böyle hakemli filan. Bazı sahalarda genç kızlar oynuyor. Hava top oynamaya son derece müsait...

Dahası

PİRAMİTLERDE AT

İş için bulunduğum Kahire’de, akşam otelde arkadaşlarla sohbet ederken yanımızdan geçen bir ABD vatandaşı Türk olduğumuzu anlayıp bize laf atıyor: “Meraba!” Biz de selama icap ediyoruz, biraz laflıyoruz ama pis gringo giderken: “Şampiyon Gasaray!” diye bağırınca tepem atıyor: “Bu ülkede ABD’li öldürmenin cezası yok, bilmiyor muydun?” diye, sakince ama bir o kadar da sertçe uyarıyorum. Gülerek uzaklaşıyor. O sırada telefon çalıyor, bizi piramitlere götürecek olan elemanın arabası cortlamış. Dolayısıyla bütün planlarımız alt üst oluyor zira bir sonraki son günümüz ve bu ülkeden piramitleri görmeden ayrılmak istemiyorum.

Ertesi gün sabahtan resepsiyona gidip, akşam için şoförlü bir araba ayarlamalarını istiyorum...

Dahası

ISE ve BOOKCHIN’LE TANIŞMA

Yıllar önce komün kurmak, doğal tarım yapmak, doğayla iç içe yaşamak gibi soylu amaçlarım vardı. İşte bu yıllarda amaç aracı haklı kılar diyerek, eski Stalinci, eski anarşist, sonradan çevreci ve daha sonra garip bir şeyci ve şu an rahmetli olan Muray Bookchin’in kurduğu Institute for Social Ecology’ye bir e-posta gönderiyorum. Mesajımda kısaca diyorum ki “kardeşim ben anarşistim, dolaysıyla çulsuzum. Ama beni yaz okulunuza kabul ederseniz bir iki bir şey öğrenir, böylece boş beleş gezen anarşist olmak yerine, vatana millete olmasa da en azından kendine hayrı olan biri haline gelirim.”

Yanlış hatırlamıyorsam ben umudu kestikten bir ay kadar sonra yanıt gelmişti mesajıma. Ana! Ne kadar iyi yapmışım da yazmışım...

Dahası

MADURA MADARA MIDIR? YA DA VENEZUELA’YA GİDEMEMEK!

Buenos Aires’ten başladığım Güney Amerika yolculuğumda aylar sonra nihayet Kolombiya’nın kuzeyine, Cartagena’ya ulaşıyorum. Buradan Santa Marta ve elbette ki Taganga Milli Parkını gördükten sonra otobüsle Maicabo’ya, oradan da Venezuela tarafına geçmek. Ne var ki benim oraya ulaştığımı öğrenen Venezuela’nın yavşak başkanı Maduro, ülkesindeki Kolombiya vatandaşlarını kontra gerillaya destek veriyor bahanesiyle sınır dışı etmeye başlıyor. Televizyondan gördüğümüz kadarıyla sınırda tam bir kargaşa hakim. At izi it izine karışmış durumda.

Taganga

Hemen yerel polise gidip durumu soruyorum, ‘sınıra gitme’ diyorlar. Yılmıyorum, Caracas’taki Türk elçiliğine mesaj atıyorum ‘nasıl olsa yanıt vermezler ama boş da durmasınlar’ diyerek...

Dahası

LOS TURCOS

Kapak Resmi: 14. yy Katalan Elyazmalarından

Katalonya Ulusal Müzesi, İspanya

Gavuristan’da sık sık karşılaştığımız bir husustur değil mi? Evet, Araplarla karıştırılmaktan söz ediyorum. Çoğumuz bundan nefret ederiz, ivedi olarak açıklama yoluna gideriz hatta savunma mekanizmalarımız manyakça devreye girer. Yoksa bu aslında, ‘soylu ruhlarımızın altında yatan ırkçılığımızdan’[1] kaynaklanıyor olmasın? Zira Araplar (tıpkı Ermeniler ve Rumlar gibi) bizi arkamızdan vurmamış mıydı? Zaten Arap harfleri ile kendimizi iyi ifade edemiyorduk, Araplar tembeldir, pistir…

Burada konu bu değil elbette, ama ufak bir hatırlatma yapmadan da asıl konumuza geri dönemeyeceğim: Türklerin kullandığı ilk yazı sistemi olan Göktürkçede sesli harf kullanımı tıpkı Arapç...

Dahası

‘NEREDE NE İZLEMELİ?’ I-GÜNEY AMERİKA

Gittiğim yerlerde iki şeyi yapmaya özellikle dikkat ederim: varsa orada çekilmiş/orayla alakalı veya oralı bir yönetmenin filmini izlemek, bir de orada yazılmış veya orayla ilgili bir roman okumak.

Bu minvalde Güney Amerika’ya seyahat etmek isteyenler için bir film inceleme listesi gibi bir şey yaptım. Tabii bunlardan bazılarını izlemek biraz güç gelebilir, baştan uyarayım. Sonra demedi demeyiniz.

İyi seyirler!

URUGUAY

Uruguay genelinde izlemek için ideal bir film: El Viaje Hacia el Mar! http://www.imdb.com/title/tt0326357/?ref_=fn_al_tt_1

Denize Yolculuk diye çevirebileceğimiz bu film, bir grup Ankaralı gibi adamın hayatlarında ilk kez denizi görmek için yaptığı yolculuğu anlatıyor. İşin komiği elemanların yaşadığı köyün okyanusa olan mesafesi...

Dahası

ATIŞ KÜLTÜRÜ

Mangalda kül koymazsın teorik konularda
Pratiğe gelince ayağın suya erer
Kendi korkaklığına kılıf ararsın boyna
Bu arada faşizm gelip tepene biner[1]

DOHA, KATAR

Bir zamanlar orada çalışırken, inşaat halindeki koca bir köyden farksız olan bu kentte sosyal imkanlar oldukça kısıtlıydı. Ben de arkadaş çevremi örgütlemiş, hep birlikte binicilikten yelkene, gurmelikten goygoyculuğa kadar bir sürü değişik ortama akmıştık. Bunlardan sadece bir tanesini tek başıma sürdürdüm: Atıcılık.

Çünkü ülkemizde silaha, silah sevene, çekinerek bile değil, resmen öcü görmüş gibi tepki veren bir sürü insan vardır...

Dahası

BABUSHKA SCOLDING

   Alp ASLAN

Translation: Ülke Evrim UYSAL

The old woman in Slavic culture Babushka, who might be translated as grandmother, is famous for her legendary scolding. This ancient tradition of scolding, which is often encountered in post-socialist countries, is still vivid today. Personally I was aware with the Babushka phenomenon during my early visits to the post-socialist world, as I got my very first scolding. Eventually I tried to find methods to prevent from these unpleasant happenings. However, I soon comprehended that it is almost impossible to save yourself from the wrath of a babushka. That scolding, one way or another, should be duly delivered without making any discrimination of religion, language or race...

Dahası

BABUŞKA FIRÇASI

  Alp ASLAN

Dilimize ‘nine’ diye çevirebileceğimiz babuşkalardan, yani Slav kültüründeki yaşlı teyzelerden yenilen fırça, eski sosyalist ülkelerde sıkça rastlanan, günümüzde de halen geçerliliğini koruyan çok eski bir gelenektir. Ben şahsen, yıllar önce post-Sovyet ülkelerini ziyaretimde ilk fırçalarımı yemeye başlar başlamaz olaya uyandım ve akabinde bu sıkıntılı durumdan korunma yollarını aramaya başladım. Ne var ki, yine kısa sürede idrak ettim ki, bundan korunmak imkansıza yakın. O fırça öyle veya böyle yenilecek; din, dil, ırk ayrıt etmeden hem de. Zira, önceleri biz yabancıyız, dil bilmiyoruz, iz bilmiyoruz diye fırça yiyor sanıyorduk...

Dahası

SAÇMA SAPAN GEMİ YOLCULUKLARI-III

UKRAYNA YOLLARI SUDAN

Alp ASLAN

Ayıldığım zaman 2003 Ekotopya[1]’sı için yol hazırlıklarına başlamayı planlıyordum. Tabii, sarhoşken bu planları yaptığım için ertesi gün bir türlü yaptığım plan(lar)ı hatırlayamıyordum. Zira işten yeni ayrılmıştım; o ülkede eylem, şu kentte bir aktivite, Ankara’da pavyon[2] ortamı filan derken yuvarlanıp gidiyordum (literally). Eh, gençtim, işsizdim, cebimde para da vardı ve ben, ‘alkolik doğulur mu, olunur mu?’ gibi bir tezin ispatının peşinde ve de eşiğindeydim.

Nihayet ayıldığım bir ara, yoldaşlarım Can Başkent ve Metin K.[3]’dan hayır gelmeyeceğini anlamıştım (çünkü biri yurtdışında sürtüyordu, diğer bünye ise o sıralar tecrübesizlikten mustaripti)...

Dahası